VERGİ DANIŞMANI - ONLINE VERGİ DANIŞMANLIĞI
 
Arama:     
E-Posta : Şifre : Üye Ol
Şifremi Unuttum
VERGİ HUKUKU
Gelir Vergisi Kanunu
Kurumlar Vergisi Kanunu
Katma Değer Kanunu Vergisi
Vergi Usul Kanunu
Özel Tüketim Vergisi
Amme Alacakları Tah.Usulü.Hak.Kanun(6183)
Gider Vergileri Kanunu
Damga Vergisi Kanunu
Harçlar Kanunu
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Yazar Kasa (3100 Sayılı Kanun)
Emlak Vergisi Kanunu Uygulamaları
Belediye Gelirleri Kanunu Uygulamaları
Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Uygulamaları
Genel
ULUSLARARASI VERGİLER
Şahıslarda Çifte Vergilendirmenin Önlenmes
Kurumlarda Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi
Yabancı Yatırımların Türkiye'de Vergi Karşısın
Yabancı Ülkelerdeki Türk Yatırımcıların Vergi Karş
VERGİ PLANLAMASI
İŞLETME PLANLAMASI
VERGİ AVANTAJLARI
ŞİRKET BİRLEŞMELERİ
VERGİ İHTİLAFLARI
İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK
YATIRIM HUKUKU
YABANCI SERMAYE
MUHASEBE UYGULAMA
DIŞ TİCARET HUKUKU
MEDENİ HUKUK
KAT MÜLKİYETİ
Kat Mülkiyeti
Apartman Site ve Yönetimi
BORÇLAR HUKUKU
TİCARET HUKUKU
SERMAYE PİYASASI
MARKA DEĞERLEMESİ
 E-Posta Ekle
E-Posta

 Anket
Sitemizin Danışmanlık Kalitesini Nasıl Buldunuz ?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü

119 Soru 119 Cevap

119 SORU 119 CEVAP

 

A-    GENEL İÇERİKLİ SORULAR VE CEVAPLAR (44 SORU 44 CEVAP)

B-    TRANSFER FİYATLANDIRMASI İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR (50 SORU 50 CEVAP)

C-    ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR (20 SORU 20 CEVAP)

D-    SERMAYE PİYASASI HUKUKU UYGULAMALARI (5 SORU 5 CEVAP)

 

 

 

 

A-    GENEL İÇERİKLİ SORULAR VE CEVAPLAR

 

SORU-1: İşyerimizde 7 işçi çalışmaktadır. Çalışanlarımızın maaşını bankadan mı ödemek zorundayım. Bankadan ödemede işçi sayısı alt sınırı var mı?

 

CEVAP-1: İşçi ücretlerinin bankadan ödenmesi zorunluluğu 10 ve üzeri işçi çalıştıranlar içindir. Bu durumda işçilerinizin ücretlerini elden ödediğiniz takdirde herhangi bir cezai yaptırım söz konusu olmayacaktır.

 

 

SORU-2: Devlet memuruyum. Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında maaş bordromda kesintiler bölümünde gelir vergisi 36.14 TL kesilirken, Aralık ayında bordromda gelir vergisi 56,82 TL olarak hesaplanmıştır. Maaşım 1.847.20 TL’dir. Son ayın kesintisiyle maaşım 1.826,24 TL’ye düşmüştür. Bunun sebebi nedir? Gelir vergileri kesintilerinde son ayda artış oluyor mu?

 

CEVAP-2: Gelir vergisi tarifesi artan oranlı bir tarifedir. Elde edilen gelir yükseldikçe vergi oranı da artış göstermektedir. Bordronuzda görülen vergi artışı, üst vergi dilimine taşan maaşınız ilgili olduğu dilime göre vergilendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Örnek olması açısından 2009 yılı vergi tarifesi aşağıda bilginize sunulmuştur.




8.700

YTL'ye  kadar

 

 

 

 

% 15

22.000 

YTL'nin

8.700 

YTL'si için

1.305

YTL, fazlası

% 20

50.000

YTL'nin

22.000

YTL'si için

3.965

YTL, fazlası

% 27

50.000

liradan fazlasının

50.000

YTL'si için

11.525

YTL, fazlası

% 35

 

 

SORU-3: 2004 yılı defter ve belgelerimiz vergi incelemesine tabi tutulmadan sahte fatura ticareti yapıldığına dair hakkımızda savcılığa suç duyurusu yapılmıştır. Mahkeme süreci nasıl olur, biraz bilgi verebilir misiniz?

 

CEVAP-3: Vergi hukuku açısından suçlar idari ve adli suçlar olarak ikiye ayrılırlar. İdari suçların yaptırımı para cezası olarak verilirken, adli cezaların yaptırımı hürriyeti bağlayıcı cezadır, yani hapistir.

 

VUK’nun 359. maddesinin (b) bendine göre vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.

 

Bu bağlamda sahte belge düzenlemek adli bir cezadır.

 

VUK’nun 374. maddesi uyarınca vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden başlayarak beş yıl içinde cezanın kesilmesi ve tarafına tebliğ edilmesi gerekmektedir.

 

Bu açıdan bakıldığında sorunuzda 2004 yılı içinde düzenlenen bir sahte faturanın zaman aşımı başlangıç tarihi 01.01.2005’dir. Bitiş tarihi ise 31.12.2009’dur. Dolayısıyla bu açıdan bir dava reddi söz konusu olmayacaktır.

 

Diğer yandan sahte belge nedeniyle suçlanabilmek için idarenin bu konuda tam bir tespit yapması gerekmektedir. VUK’nun 3. maddesi başta olmak üzere inceleme hükümlerinin tam olarak yerine getirilmesi, gerçek durumun tespit edilmesi, Türk Ceza Hukuku ile ilintili olan düzenlemelerin ayrıca inceleme konusu yapılması, sadece Savcılığa bildirim yapmakla değil, suç unsurlarının tamamının oluştuğunun tespit edilmesi şarttır.

 

Dolayısıyla sorunuzun arkasında yatan olayın tamamen baştan sona incelenmesi ve duruma göre bir savunma hazırlığı içinde olunması gerekmektedir.

 

 

SORU-4: Bir Limited Şirketi bir Anonim Şirkete çevirmek için neler yapılması gerekmektedir?

 

CEVAP-4: Limited şirketlerin anonim şirkete dönüşümünü Ticaret Hukuku ve Vergi Hukuku yönlerinden dolayı ayrı ayrı ele alarak açıklamakta yarar vardır.

 

Ticaret Kanunumuzda 152’nci madde dışında, dönüşüme ilişkin olarak genel bir hüküm ön görülmemiştir. T.T.K.’nun 152’nci maddesine göre; “Bir ticaret şirketinin diğer bir ticaret şirketi nev’ine çevrilmesi kanunda aksine hüküm olmadıkça yeni nev’e ait kuruluş merasimine tabidir. Böylece yeni nev’e çevrilen şirket eskisinin devamıdır.” Denilmektedir. Buna göre, uygulamada eski şirket yeni şekle ait kuruluş merasimini gerçekleştirerek, yeni şekle dönüşebilmektedir. Dönüşüm sürecinde yapılması gereken işlemler aşağıda sıralanmıştır.

 

1. Limited Şirket Ortaklar Kurulu Kararı Alınması; Alınacak kararda aşağıdaki iki hususa yer verilmelidir.

 

a) Şirketin TTK’nun 152. maddesi hükmüne göre nev’i değiştirerek anonim şirkete dönüştürülmesine,

 

b) Nev’i değişikliği için öncelikle limited şirketin özvarlığının ilgili mahkemece tespit ettirilmesine,

 

2. Şirket Ortaklarının Aldığı Ortaklar Kurulu Kararının Noterden Onaylanması;

 

3. Son Durum Limited Şirket Bilançosunun Çıkartılması; Burada son durum bilançodan neyin veya hangi tarihin kastedildiği belli olmamakla birlikte, mahkemeye sunulmak üzere hazırlanan bilançonun başvuru tarihinden geriye doğru üç aydan fazla olmamasına dikkat edilmelidir.

 

 

4. Özvarlık Tespiti İçin Mahkemeye Başvuruda Bulunulması; Limited şirketin özvarlığı, anonim şirkete ayni sermaye olarak konulacağı için, özvarlığın ilgili mahkemece tayin edilecek bilirkişilerce tespit edilmesi gerekmektedir. Bu konudaki başvurunun, Ticaret Mahkemesine, eğer yoksa Asliye Hukuk mahkemesine yapılması gerekmektedir. İlgili mahkemeye başvuruda bulunacak Limited Şirketin dilekçesine aşağıdaki belgeler ek’lenmelidir.

 

a) Şirketin ana sözleşmesi,

 

b) Ticaret sicili belgesi,

 

c) Dönüşüme ilişkin ortaklar kurulu kararı,

 

d) Şirket ortakları arasında anonim şirket var ise, yeni kurulacak şirkete iştirak edileceğine ilişkin yönetim kurulu kararı,

 

e) Şirketin en son bilançosu ve buna ilişkin mizanı ile, inceleme dönemi yevmiye defteri, envanter defteri ve inceleme dönemi ile önceki yıl defterlere ilişkin noter tasdik bilgileri,

 

5. Anonim Şirket Ana Sözleşmesinin Hazırlanması; Hazırlanacak ana sözleşme, tipik anonim şirket kuruluş sözleşmesinden, aşağıdaki hususlarda farklılık veya özellik arz etmektedir. (Nev’i değişikliği tadil değildir, yeni şirkette tadil’e ihtiyaç ver ise bu durum ayrı bir prosedür ile yerine getirilmelidir.)

 

a) Kurucular Maddesinde; “…………………..Limited Şirketi ünvanlı şirketin T.T.K.nun 152’nci maddesi gereği nev’i değiştirmek suretiyle aşağıda adları, soyadları, ikametgahları ve uyrukları yazılı buluna kurucular arasında bir anonim şirket kurulmuştur” ibaresine yer verilmelidir.

 

b) Unvan Maddesinde; “Lİmited” kelimesi yerine “Anonim” kelimesinin dışında değişiklik yapılamaz, nev’i değişikliği unvan değişikliği anlamına gelmez.

 

c) Amaç ve Konu Maddesinde; Limited şirketin ilgili maddesi aynen yazılacaktır.

 

d) Sermaye Maddesinde; Kurucuların (ortakların) sermaye payları ve sermayeleri yazıldıktan sonra, “tarafından muvazaadan ari olarak ve tamamen taahhüt edilmiştir. ……………… TL. nakdi sermaye, …………..… TL. ayni sermaye olmak üzere toplam ……………….. TL.sermaye T.T.K.’nun 152’nci maddesi gereği nev’i değiştiren, …………… Ticaret Sicil Memurluğu’nun, …………/………….. sicil numarasında kayıtlı ………………………. Limited Şirketi’nin sermayesi olup, bu sermaye …………. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ….…….. tarih, ……… sayılı kararı ve ………… tarihli Bilirkişi Raporu ile tespit edilmiş bulunmaktadır. Söz konusu şirketin nev’i değişikliği yolu ile kurulduğu, T.T.K.’nun 152’nci maddesi uyarınca eski şirketin devamı olduğu, bu itibarla ………………. Limited Şirketi’nin bütün aktif ve pasifinin, mal varlığının, bütün vecibelerinin, taahhütlerinin, ………………….. Anonim Şirketi’ne başkaca bir işleme ihtiyaç kalmaksızın devir olduğu, ayni ticaret sicili kaydını da devam ettirecek şirketin faaliyetine ara vermeksizin devam olunacaktır.” Ayrıca; hisse senetlerinin tamamı nama yazılıdır, sermayenin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamaz v.b.hususlara yer verilecektir.

 

Yukarıdaki hususlar dışında, anonim şirket kuruluş ana sözleşmesindeki diğer tüm hükümler (maddeler) yeni sözleşmeye aynen yazılacaktır.

 

6. Ana sözleşmenin Noter’ce Onaylanması; Yeni bir anonim şirket kuruluşunda olduğu gibi, nev’i değişikliğini içeren ana sözleşme noterde imzalanıp tasdik edilerek, kuruluş merasimindeki tüm harçlar ödenecektir.

 

7. Ticaret Siciline Tescil ve İlan İşlemleri;

Bundan sonraki işlemler normal kuruluş işlemlerinin tescil ve ilanındaki prosedür olup, ticaret siciline aşağıdaki belge ve bilgiler tevdi edilir.

 

a) Dilekçe (bağlı olunan vergi dairesi belirtilmeli, yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı, vekaletin aslı eklenmelidir),

b) Kuruluş bildirim formu (ilgili yerler doldurularak yetkili tarafından imzalanmalıdır – 3 nüsha)

c) Noter onaylı ana sözleşme (3 nüsha),

d) Nevi değiştiren şirketin yetkili organ kararı,

e) Nevi değiştiren şirketin öz varlık tespiti ile ilgili bilirkişi raporu ve bilirkişi atanmasına ilişkin mahkeme kararı,

f) Yetkililerin şirket unvanı altında imza beyannamesi (2 nüsha),

g) Yeni giren ortak varsa nüfus sureti (noter veya muhtar onaylı – 2 nüsha),

h) Sermaye artırımı var ise banka dekontu (artan sermayenin binde birinin tüketicinin korunması hesabına yatırıldığını gösteren ziraat veya merkez bankası dekontu veya EFT makbuzu – tahsil edildi kaşeli ve imzalı olmalıdır. Hesap No: 350101626-9),

i) Oda kayıt beyannamesi (daktilo ile doldurulmalı, ortakların resimleri bulunmalı),

j) Taahhütname (yetkili tarafından imzalanarak damga pulu yapıştırılmış olmalıdır),

Burada, tescil işleminin ayın ilk günü veya vergilendirme dönemleri başı itibariyle yaptırılmasında özellikle vergi beyannameleri açısından pratik yarar vardır.

 

Limited şirketten, Anonim şirkete dönüşüm söz konusu ise; limited şirket önce ortak sayısını 5’e tamamladıktan ve gerekirse sermayesini yeterli duruma getirdikten (artırdıktan) sonra nev’i değişikliğine başlaması prosedür gereği bürokratik işlemlerin daha rahat ve çabuk sonuçlanmasını sağlayacaktır. Tescil işleminin ayın ilk günü veya vergilendirme dönemleri başı itibariyle yaptırılmasında özellikle vergi beyannamelerinin beyanı açısından da pratik yarar sağlayacaktır.

 

Vergi hukuku açısından ise konuyu vergi kanunları bakımından tek tek irdelemekte fayda vardır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinde; aşağıdaki yazılı şartlar dahilinde vaki olan birleşmeler devir hükmündedir.

1- Birleşme neticesinde infisah eden kurum ile birleşen kurumun kanuni veya iş merkezleri Türkiye’de bulunacaktır.

2- Münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerini birleşilen (Devralan) kurum, kül halinde devralacak ve aynen bilançosuna geçirecektir.

Kurumun yukarıdaki şartlar dahilinde şekil değiştirmeleri de devir hükmündedir”

Kurumlar Vergisi Kanunu’nda nev’i değişikliğine ilişkin tek hüküm 37. maddenin son fıkrasında yer alan “ kurumların bu maddedeki şartlar dahilinde şekil değiştirmeleri de devir hükmündedir ” şeklindeki açıklamadır. Buna göre maddedeki şartlara uyulması durumunda, nev’i değiştiren kurumun dönüşüm tarihi itibariyle gizli yedeklerinin vergilendirilmesi söz konusu olamaz, sadece dönüşüm tarihine kadar elde ettiği kazançlar vergilendirilir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 37-39. maddeleri çerçevesinde yapılacak devir şartları ve yapılması gereken işlemler şunlardır:

a) Gerek eski nev’ideki gerekse yeni nev’ideki kurumun kanuni ve iş merkezleri Türkiye’de bulunmalıdır. (her iki şirketin de Tam Mükellef olması istenmektedir.)

b) Limited şirketin dönüşüm tarihindeki bilanço değerleri anonim şirket tarafından kül halinde devralınmalı ve aynen bilançosuna geçilmeli,

c) Dönüşüm tarihine kadar olan kazancın vergilendirilmesi için nev’i değiştirme tarihi itibariyle (tescil tarihi) çıkarılacak limited şirkete ait bilanço ve kar-zarar cetveli, kurumlar vergisi beyannamesi ile birlikte en geç 15 gün içinde ilgili vergi dairesine verilmeli, ve ödenmesi gereken verginin ise aynı tarihte defaten ödenmeli, Anonim şirket nev’i değiştiren Limited şirketin tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarını ödeyeceğine ilişkin bir taahhütnameyi de aynı vergi dairesine aynı sürede vermeli.

 

Bunun üzerine, vergi dairesince limited şirketin mükellefiyet kaydı silinir ve anonim şirket için de mükellefiyet tesis edilerek yeni vergi sicil numarası verilir. Nev’i değişikliği hesap döneminin kapatılmasını gerektirdiği için anonim şirketin en geç tescil tarihi itibariyle yeni defter tasdik ettirmesi gerekmektedir. V.U.K.’na göre kullanılması gerekli belgelerin (fatura, irsaliye, gider pusulası v.s.) yeni şirket adına yeniden bastırılarak kullanılması kural gereğidir. Ancak, Limited şirkete ait fatura, sevk irsaliyesi, gider pusulası vb. belgelerin, vergi dairesinden izin almak ve yeni unvan ile vergi dairesi sicil numarasını bu belgelere kaşelemek suretiyle kullanılması da mümkündür.

 

Limited şirketin nev’i değişikliği tarihinden sonra “geçici vergi” beyanı ve ödemesinde bulunması söz konusu olmayacaktır. Geçici vergi beyannamesinin verilme süresinden önce aynı dönemi içeren kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi halinde, bu dönem için ayrıca geçici vergi beyannamesi verilmeyecektir. Birleşme ve devir hallerinde, birleşme ve devir tarihi itibariyle hukuki varlığı sona eren kurumları birleşme karı veya devir tarihine kadar elde ettiği kazançlar için 15 gün içinde beyanname verilmesi gerektiğinden, hukuki varlığı sona eren kurumlar, birleşme veya devir tarihinin içinde bulunduğu dönemler için geçici vergi beyannamesi vermeyeceklerdir.

 

Örneğin; nev’i değişikliğini 31.12.2003 tarihinde tescil ettiren bir limited şirket, 2003 takvim yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesini en geç 15.01.2004 tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan edecek, 2003 yılı son geçici vergilendirme dönemi olan Ekim-Kasım-Aralık dönemi için en geç 10 Şubat 2004 tarihinde beyan etmesi gereken geçici vergi beyanında ise bulunmayacaktır.

 

KDV Kanunu açısından ise; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesi gereği devir, birleşme ve nev’i değişikliklerinde devreden şirket tarafından indirilemeyen (sonraki döneme devreden) KDV devralan, birleşen veya nev’i değiştiren şirket tarafından indirilebilir. Keza, bu şarlara uyularak yapılan devir işlemleri de KDV Kanunu’nun 17/4-c maddesi uyarınca KDV’den (Hesaplanan) müstesnadır.

 

Birleşme, devir veya nev’i değişikliği suretiyle ortadan kalkacak olan şirketin çıkaracağı son bilanço, bu şirket tarafından son olarak verilen KDV beyannamesinin tahakkukunu da içerir. Bu beyannamede görülen devrolan KDV, sadece indirime konu edilen KDV alacağıdır. Külli halefiyet gereği tüm borç ve alacaklar devralan, birleşilen veya nev’i değiştiren şirkete geçtiğine göre bu şirket, söz konusu işlem gerçekleştikten sonra vereceği ilk KDV beyannamesinde, önceki dönemden devren gelen KDV olarak gösterilmelidir.

 

Damga Vergisi açısından ise; Kanunda nev’i değişikliğinden ziyade, birleşme, devir ve bölünmelerden bahsedilmektedir. 488 sayılı kanunun istisnaları düzenleyen (2) sayılı tablosunda birleşme, devir ve bölünmelerin de Damga Vergisinde istisna olduğu ve nev’i değişikliklerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim, İstanbul Defterdarlığı, Vasıtalı Vergiler Gelir Müdürlüğü’nün bu konuda vermiş bulunduğu, aşağıdaki 26.03.2004 sayılı müktezaları da konuya açıklık getirmektedir.

 

Diğer taraftan, 03.07.2001 tarih ve 24451 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4684 sayılı Kanunun 22/C maddesiyle, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na eklenen (2) sayılı tablonun “IV Ticari İşler ve Medeni İşlerle İlgili Kağıtlar” başlıklı bölümüne eklenen 17’nci fıkrada, Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre yapılan birleşme, devir ve bölünmeler nedeniyle düzenlenen kağıtların damga vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

 

Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinde;

“Aşağıdaki yazılı şartlar dahilinde vaki olan birleşmeler devir hükmündedir.

 

1- Birleşme neticesinde infisah eden kurum ile birleşen kurumun kanuni veya iş merkezleri Türkiye’de bulunacaktır.

2- Münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerini birleşilen (Devralan) kurum, kül halinde devralacak ve aynen bilançosuna geçirecektir.

 

Kurumun yukarıdaki şartlar dahilinde şekil değiştirmeleri de devir hükmündedir” Denilmektedir.

 

Bu nedenle, şirketinizin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinde belirtilen şartlar dahilinde olmak kaydıyla , nev’i değişikliği yaparak, anonim şirkete dönüşmesi işleminin devir kapsamında değerlendirilmesi, dolayısıyla söz konusu işleme ilişkin olarak düzenlenen kağıdın 488 sayılı Kanun’a ekli (2) sayılı Tablonun IV-17’nci fıkrası hükmüne göre damga vergisinden istisna edilmesi gerekmektedir.

 

 

SORU-5: Hayır amaçlı kurulmuş ve özel okul olarak hizmet veren ve kendi tüzel kişiliği bulunan bir vakfa ait binayı, limited şirket olarak kiralamayı düşünüyoruz. Burada dershane olarak faaliyette bulunacağız. Vakfa kira öderken aynı zamanda stopaj ödeme (kesme) zorunluluğumuz var mıdır?

 

CEVAP-5: Kiraladığınız yer vakfın iktisadi işletmesine ait bir yer değilse (yani kurumlar vergisi mükellefi değilse), diğer deyişle bizatihi vakfa ait bir taşınmaz ise bu durumda GVK 94’e göre stopaj yapmanız gerekmektedir.

 

 

SORU-6: İşletmemize şahıstan kiralamış olduğumuz minibüsün stopaj tahakkuku yapılırken, 2 nolu KDV tahakkuku da yapmak durumundayız. Burada 2 nolu KDV'ye konu KDV tutarı rakamı ne olmalıdır? %18' KDV nin tamamı mı 2 no KDV ile beyan edilip ödenecektir, yoksa başka bir oran söz konusu mu? Bu konuda tereddütte kaldım.

 

CEVAP-6: Araç sahibi gerçek kişi olduğundan ve KDV mükellefiyeti bulunmadığından uygulamanız gereken oran % 18 olacaktır.

 

 

SORU-7: Yurtdışı navlun faturası kestiğimiz bir firma taşımada bir hasardan dolayı tarafımıza yansıtma faturası kesiyor. Fatura bedel + kdv şeklinde tanzim edilmiştir. Buradaki uygulama nasıl olmalıdır? İşlemi satış iade kdv olarak mı düşünülmeli yoksa kdv siz mi olmalı?

 

CEVAP-7: Hasarlardan kaynaklanan sorumluluğunuzu ifa etmeniz bir tür hizmet teslimidir. KDVK'nun 11 ve 12'nci maddesine göre hizmet ihracatında KDV hesaplanmayacaktır. Verilen hizmet, yurt içindeki bir müşteriye yönelik ise 11 ve 12'nci madde kapsamında hizmet ihracatı söz konusu değildir. Dolayısıyla, yurt dışındaki bir müşteriye verilen hizmet teslimi sonucu düzenlenen faturada KDV'nin hesaplanmaması yerinde olacaktır.

 

 

SORU-8: Yurtiçi seyahatlerdeki fiş ve alınan biletler kdv dahil tutarlıdır. Söz konusu evraklardaki kdv indirim konusu yapılabilir mi?

 

CEVAP-8: İç yüzde yöntemiyle KDV'ni hesaplayıp indirim konusu yapabilirsiniz.

 

 

SORU-9: Özel iletişim ve diğer vergi resim harçlar altında genel hizmet faturalarında belirtilen kalemlerin giderleştirilebilmesi mümkün müdür?

 

CEVAP-9: 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 39. maddesine göre özel iletişim vergisi katma değer vergisi matrahına dahil edilmez, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilmez.

 

Ancak bu hüküm Telekomünikasyon Kurumundan ruhsat veya genel izin almak suretiyle telekomünikasyon alt yapısı kurup işleten veya telekomünikasyon hizmeti sunan işletmeciler için geçerlidir. Dolayısıyla bu işletmeciler dışındaki tüm mükellefler için özel iletişim vergisi gider olarak dikkate alınabilir.

 

Maliye Bakanlığı tarafından verilen 02.08.2005 tarihli bir muktezada da bu durum ifade edilmiş ve özel iletişim vergisi mükellefleri tarafından verilen telekomünikasyon hizmeti nedeniyle, hizmet bedeli üzerinden hesaplanan özel iletişim vergisinin, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınmasının mümkün olduğu şeklinde görüş bildirilmiştir.

 

 

SORU-10: Şahsıma ait İstanbul’da bir vergi dairesine kayıtlı 25.10.2007 açılış tarihli vergi levham var. Şahsen Rize’ye taşınacağımdan vergi levhamı da nakil ettirebilir miyim? Açılış tarihi değişir mi? Vergi levham değişir mi?

 

CEVAP-10: Mükellefler şehir değiştirdiğinde vergi numarası değiştirmezler. Daha önce aldıkları vergi numaralarını kullanmaya devam ederler. Dolayısıyla sizin de vergi numaranızı değiştirmenize gerek yoktur.

 

Ancak yeni taşındığınız yerde bağlı olacağınız vergi dairesine adres değişikliği verirken vergi levhasındaki bilgiler yeni vergi dairenize göre yeniden yazılması gerekmektedir.

 

 

SORU-11: Asgari geçim indiriminde muhasebe kayıtları hakkında bilgi verebilir misiniz ?

 

CEVAP-11: Asgari geçim indirimi ile ilgili muhasebe kayıtları şöyle yapılabilir:

 

-----------------------/------------------------

 

770.01 İşçi Giderleri

            770.01.001 Brüt Ücret

            770.01.002 SSK İşveren Payı

            770.01.003 SSK İşveren İşsizlik Payı

                                    136 DİGER ÇEŞİTLİ ALACAKLAR HS

                                              136.01 Asgari Geçim İndirimi

 

                                     360.01 Gelir Vergisi

                                              360.01.001 İşçi G.V.

                                              360.02 Damga Vergisi

                                     361 ÖDENECEK SOSYAL GÜV. KES.

                                              361.01 SSK İşçi Payı

                                              361.02 SSK İşçi İşsizlik Payı

                                              361.03 SSK İşveren Payı

                                              361.04 SSK İşveren İşsizlik Payı

                                     335 PERSONELE BORÇLAR

 

------------------/-----------------------

 

 

Muhtasar Beyanname Muhasebe kaydı

 

--------------------/------------------------

 

360 Gelir Vergisi

         360.01 Gelir Vergisi

                                     136 DİĞER ÇEŞİTLİ ALACAKLAR HS.

                                             136.01 Asgari Geçim İndirimi

 

---------------/----------------

 

 

 

Muhtasar Beyanname ödeme kaydı

 

---------------/------------------

 

360 GELİR VERGİSİ

         360.01 Gelir Vergisi

                                     102 BANKA

                                               102.01 Banka

------------------/---------------------

 

SORU-12: Danışman olarak faaliyette bulunan bir mükellefim, işyeri olarak 1/2 sine sahip olduğu ve ikamet ettiği evi, iş adresi olarak gösterdik. Bu işyeri için yapılan harcamaların ne kadarlık kısmını gider olarak gösterebiliriz? Ayrıca bu işyerinde faaliyetine başlamadan önce yapılan tadilat masraflarını gider olarak gösterebilir miyiz? Eğer gider olarak yazabilirsek 1/2 sine sahip olduğu için ne kadarlık kısmını gider olarak yazabiliriz?

 

CEVAP-12: İkametgah olarak kullanılan konutunu aynı zamanda işyeri olarak kullanan ticari kazanç sahibi mükellefler, hem işyeri hem ikametgah olarak kullanılan yere ait ticari kazancın elde edilmesiyle ilgisi bulunan giderlerini, faaliyette bulunulan işe ait olduğu ve işle ilgili olarak kullanıldığını ispat etmeleri halinde ticari kazancın tespitinde gider olarak indirebileceklerdir.

 

Buna göre, tadilat masrafı iş için yapılmışsa tümünü ticari kazancın hesaplanmasında gider olarak dikkate almanız mümkündür.

 

İş yerine ve ikametgâha ait olan kısımları tam belirlenemeyen giderlerin ise yarısının dikkate alınmasının uygun olacağına ilişkin Maliye Bakanlığı denetçilerinin uygulamaya dönük görüşleri bulunmaktadır (GVK.m.68/1).

 

Yukarıdaki kapsamda gider kaydetme ile ilgili 1/2 hissenin önemi bulunmamaktadır. Fiilen tüm konutun hem işyeri hem ikametgâh olarak kullanılıyor olması dikkate alınmalıdır.

 

 

SORU-13: İlçemiz belediyesine ait işyeri niteliğinde taşınmazlar var. Bazı taşınmazlar Çay Bahçesi olacak nitelikte açık mekanlar iken bazıları sıra halinde kapalı işyerlerinden oluşuyor. Bu işyerlerinin kiralanması KDV ye tabi midir? KDV varsa nasıl hesaplanıp beyan edilir?

 

CEVAP-13: KDV Kanunu’nun 1. maddesinde, Türkiye’de yapılan işlemlerden KDV’ye tabi olanlar bentler halinde sayılmıştır. Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler başlıklı 3. bendin g bölümünde; “Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticarî, sınaî, ziraî ve meslekî nitelikteki teslim ve hizmetleri”nin de KDV’ye tabi olduğu belirtilmiş ve yine aynı maddenin sonlarında; “bu faaliyetlerin kanunların veya resmî makamların gösterdiği gerek üzerine yapılması, bunları yapanların hukukî statü ve kişilikleri, Türk tabiyetinde bulunup bulunmamaları, ikametgâh veya işyerlerinin yahut kanunî merkez veya iş merkezlerinin Türkiye’de olup olmaması işlemlerin mahiyetini değiştirmez ve vergilendirmeye mani teşkil etmez.” şeklinde belirtilerek belediyenin yapmış olduğu teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu açıklanmıştır.

 

Belediyeye çay bahçesi kiralaması, işyeri kiralaması işletme hakkının devri olduğundan katma değer vergisine tabidir.

 

 

SORU-14: Çok  klasik bir örnek vererek, Kurumlar Vergisi Beyannamesi ekinde sunulan Transfer Fiyatlandırması formunu doldururken yaşayacağımız sıkıntıları aktarmak istiyorum.

 

Kurumun dönem başı öz sermayesi 5.000,00 YTL'dir.

a) Kurumun gerek ortaklarından, gerekse ortakları ile ilişkili kişilerinden hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte borçlanmasının olmaması veya  borçlanmalarının toplamı dönem başı özsermayesinin 3 katının altında olması halinde veya öz sermayenin 3 katını aşan borçlanmalarının olması fakat herhangi bir faiz vb. ödeme yapılmaması (matrahı aşındıran bir unsurun olmaması)halinde;

b) 331- Ortaklara Borçlar cari hesabının

-2007 yılında alacak hareketleri toplamı 40.000,00 YTL,10.000,00 YTL'sinin açılıştan , 30.000,00 YTL'sinin de yıl içindeki alacak hareketlerinden oluştuğu Borç hareketleri toplamı  15.000,00 YTL ve Dönem sonu bakiyesi de 25.000,00 YTL olarak tespit edilmiş.

Bu borçlanmaların tamamın bir kısmı nakit hareketlerinden bir kısmı da şirket adına yapılan harcamalardan oluşmuştur.

1-Şirket tarafından ortağın cari hesabına hiç bir faiz tahakkuk ettirilmemiştir.

2- şirket tarafından ortağın cari hesabına  yıl içinde 9.000,00 ytl faiz tahakkuk ettirildiği ve ödendiğini,emsallere uygunluk ilkesine göre ise  faizin 10.000,00 YTL olması gerektiği tespit edilmiştir.

 

Buna göre;

 

1 : Beyanname ekindeki ilgili formda ; Örtülü sermaye uygulamasına ilişkin bilgileri doldurmaya gerek var mıdır.

Tebliğ ekinde, işlemlerin bulunması halinde doldurulacaktır. şeklinde açıklama yapılmıştır.

Burada netliğe kavuşturmak istediğim konu, formda ilgili alanı doldurmak içinörtülülü sermayenin varlığı yeterli midir? Yoksa matrahı aşındıran işlemlerin bulunması halinde mi doldurulmalıdır?

 

Çünkü piyasadaki kurumların çoğunun bilançolarında ilgili cari hesaplar işlem görmekte, ve örtülü sermaye kapsamına giren bakiyeler mevcut olmaktadır, nitekim faiz de hesaplanmamaktadır. İlgili idari ve yargı kararları da bilinmektedir.

 

2 :

-Verilen ve alınan borç kapsamında faiz hesaplarken sadece nakit hareketleri mi baz alacağız yoksa,

ticari faaliyetin gereği diğer yollarla yapılan ödeme ve tahsilatlarda dikkate alınacak mı?

- 5520 sayılı kanunun ilgili maddeleri 01.01.2007 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiği için, örnekteki hesabın açılış bakiyesine ilişkin tutarlarda hesaplamada dikkate alınacak mıdır?

- Formu doldururken ilişkili kişilerle transfer fiyatlandırması kapsamındaki ilişkili kişilere ilişkin bilgiler bölümünde yukardaki örneği uyarlarsak ;

alım kısmına mali işlemler bölümünde ; "diğer ve ödünç para alma" bölümüne yıl içindeki alacak tutarı 30.000,00 YTL'yi

satım kısmına ise , 15.000,00 YTL yi yazıp , (+) 10.000,00 YTL lik dönem başındaki bakiyesi ile topladığımızda dönem sonundaki 25.000,00 YTL' lik bakiye ye ulaşıyoruz.

Bu şekilde, beyannameyi doldurmamız doğrumudur??

Eğer bu şekilde doldurursak , yıl içinde çok büyük meblağlarda hareket gören ve yıl sonunda bakiye vermeyen hesaplarında yıl içindeki alacak ve borç hareketlerini (kanun maddesindeki amaca göre) yazarsak bir sıkıntı doğurur mu??

 

- Ortağın cari hesabına 9.000,00 YTL faiz tahakkuk ettirilip , ödendiği varsayımında,

şirketin  emsaller uygunluk ilkesine göre 1.000,00 YTL düşük faiz ödediği

tespit ediliyor. Dolayısıyla, 1.000,00 ytl daha faiz tahakkuk ettirecek ,  kurumlar vergisi matrahında da 1.000,00 YTL azalma olacak,fakat , borçlanmanın dönem içindeki ve dönem sonundaki tutarları öz sermayenin 3 katını aştığı için örtülü sermaye sayılacak ve örtülü sermayeye isabet eden faiz tutarı kkeg olarak matraha ilave edilecek.

 

Kanunun  maddeleri birbiriyle çelişmektedir.

 

Çünkü uygulamada , bilaçoda görünen  borçlanmanın örütülü sermaye ve transfer fiyatlandırması kapsamında olduğunu varsayarsak , 13.maddeye göre faiz hesaprsak , 12.maddeye göre ilgili kısmını matraha ilave etmemiz gerekiyor.

 

Artı, bu borçlanmanın yapıldığı ve ödendiği dönemleri ve tutarlarıda bildirmek gerekiyor.

 

Çözüm önerilerinizi rica ediyorum.

 

 

CEVAP-14: Aşağıdaki bilgiler bize aktardığınız bilgi kadarı ile cevaplandığından, konuda bize tam aktarmadığınız ya da cevapları etkileyebilecek unsurlar olduğunu düşündüğünüz noktaları unutmamanızı hatırlatır, aşağıdaki cevabın genel bir mahiyette olduğunu ve ayrıntılı analiz gerektirdiğini da ifade etmek isteriz.

 

Cevaplar da “Transfer fiyatlandırması, kontrol edilen yabancı kurum ve örtülü sermayeye ilişkin form”u “TF Formu” olarak isimlendirilecektir.

 

Sorularınıza verdiğiniz numara üzerinden cevap verilmektedir.

 

1) Bildiğiniz üzere kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılmaktadır ve örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler de KKEG olarak dikkate alınmalıdır.

Bu açıklamalar ve uygulama açısından örtülü sermayeye faiz işletilmiyorsa, örtülü sermaye bilgilerinin doldurulmasına gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki örtülü sermayeye ilişkin işlemlerin bulunmaması durumunda form doldurulmayacağı ve beyanname ekinde de gönderilmeyeceği formda da idare tarafından dile getirilmiştir.

Ancak bu söylediklerimiz TF Formunun son tablosu için geçerlidir (ilişkili kişilerden (iştirakler dahil) temin edilen borçlara ilişkin bilgiler). Bir önceki tablonun (Örtülü Sermaye Uygulamasına İlişkin Bilgiler) doldurulması konusunda farklı görüşler olduğunu belirtmek gerekir. Bir kısım görüşler bu tablonun her halükarda doldurulması gerektiği kanısında iken, bir kısım görüşler örtülü sermayeye ilişkin bir durum yoksa doldurulmaması gerektiğini savunmaktadırlar.

İlgili tablo incelendiğinde bilançodaki bazı kalemlerin bilgileri, özsermaye ve toplam kur ve faiz giderlerinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Bizler örtülü sermaye konusunda eleştirilecek bir borçlanma olmaması halinde bu bölümün doldurulmaması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü görüleceği üzere tablodaki bilgiler zaten beyannameye ek olarak verilen bilanço ve gelir tablosu rakamlarından elde edilebilecek rakamlardır. Bir de tekrar burada aynı rakamların tekrar edilmesi bir anlam ifade etmemektedir, kanaatindeyiz.

2) Örtülü sermaye uygulamasında ortaklara ya da ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde sadece para hareketlerinin değil aynı zamanda mal hareketlerinin de değerlendirilmesi gerekir. Örneğin ortağın şahsi firmasına yapılan satımlarda iç emsallere nazaran çok uzun vade hesaplanıyorsa bu durumda örtülü sermaye açısından tenkit oluşturur.

3) Tarafımıza verdiğiniz rakamlara göre, TF Formunda (3.TABLO, 10.SATIR) ortağa dönem içinde verilecek 30.000 YTL miktarındaki 331 no’lu hs’ın alacak tutarı alım sütununa, 15.000 YTL miktarındaki borç tutarı satım sütununa dahil edilecektir.

4) Bakiye vermese de diğer hareket gören ve transfer fiyatlandırması kapsamında değerlendirilen işlemlerin borç ve alacak tutarlarının da forma dahil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

5) Borçlanma tutarı özsermayenin 3 katını aşıyorsa, aşan kısım için hesaplanan faizler (varsa) indirim olarak dikkate alınamamaktadır. Bu durumda özsermayeniz 5.000 YTL oldupundan bu miktarı aşan kısma isabet eden faiz KKEG olarak dikkate alınacaktır. (Bu konuda örnek bir uygulama için VergiDanismani web sitemizde yer alan SMMM Koray Ateş’e ait makaleyi okumanızı tavsiye ederiz).

Diğer yandan hiç faiz işletilmemişse veya eksik işletilmişse bu durum transfer fiyatlandırması açısından emsallere uygunluk prensibi çerçevesinde düzeltilerek yeniden hesaplanacaktır.

İki müessesenin birbiri ile çakıştığı yerler olsa da aslında tamamlayıcı bir düzen içindedirler. Örtülü sermaye tenkidinden kurtulmak için işletilmeyen faizler, Transfer fiyatlandırması açısından uygun değildir. Faiz işletilmesi gerekmektedir. Bu durumda işletilen faiz örtülü sermaye açısından KKEG olabilir. Burada amaç işletmelerin sermayelerinin zayıf kalmalarına engel olmak, sermaye koymadan borçlanma veya ödünç alma yoluyla işlem yaptırtmamak, işletmelere sermaye olarak konulması gereken rakamların kayıt dışında vergi matrahını azaltıcı olmasına engel olmaktır. Bu açıdan bakıldığında paradoks gibi görünse de tamamlayıcı olduğu kabul edilmelidir. Konu teorik bazda veya uygulama açısından tartışılmaya gebedir. Ancak mevcut uygulama bu şekildedir.

 

SORU-15: Mal alım iadelerinin, satışların iadesinde ve muhtelif iskonto faturalarının transfer fiyatlandırması açısından uygulaması ne şekilde olacaktır? Öncelikle netleştirme yapılmayacağı bilgimi doğrulatmak istiyorum. Alımların iadesini K.V beyannamesinde satış olarak mı göstereceğiz. Ayrıca fiyat yöntemimiz alımda kullanılan yöntemin aynısı mı olacak?

Benzer problem satışlar içinde geçerli. Ayrıca gelen iskonto faturasının fiyat yöntemi satışımız için kullanılan fiyat yönteminin aynısı mı olacak?

 

CEVAP-15: Hem alışlarda hem satışlarda iskonto uygulamasının emsallere uygun fiyatın tespitinde mutlaka göz önüne bulundurulması gerekir.

 

Belli dönemler itibariyle yapılan iskontolar satış ve alış fiyatlarının aslında faturalarda yer alan fiyatlardan daha düşük tespit edildiği anlamına gelir. Dolayısıyla, iskontoların dikkate alınması ve gerçek fiyata ulaşılabilmesi için netleştirme yapılması gerekmektedir.

 

Ekonomik icaplara uygun olmayan iskontoların varlığı transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç aktarımı yapıldığı eleştirisi ile karşılaşılması riski taşımaktadır.

 

 

SORU-16: Çalışan personelden şirkete taşıt kiralanmasında ve şahıstan şirkete araç kiralanmasında vergi uygulaması nasıldır?

 

CEVAP-16: Şirketten kiralamalarda özellikle seyahatlerde kullanılan veya yöneticilere tahsis edilen araçlarda kiralama tercih edilebiliyor. Çünkü bu tür araçlar binek oto sınıfında olduğundan alımda ödenen KDV indirim konusu yapılamıyor.(KDVK Md. 30/b) Ayrıca ödenen motorlu taşıtlar vergileri de gider kabul edilmiyor. (MTVK. Md. 14)

 

Vergi kanunlarındaki bu hükümler araç kiralama şirketleri için geçerli değil.

 

Kiralama şirketlerinin belli dönemlerde düzenleyecek olduğu hizmet faturalarındaki Katma Değer Vergisi indirim konusu yapılabiliyor. Bunun yanında fatura bedeli gider olarak dikkate alınmaktadır. Kiralama şirketinin kazancı ticari kazanç olduğundan dolayı da herhangi bir vergi kesintisi sorumluluğu bulunmamaktadır.

 

Personelden kiralamalarda; personele ait şahsi aracın şirket faaliyetlerinde kullanılması halinde, bu araca ait giderlerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği mükelleflerin merak ettiği konular arasındadır.

 

Personele ait aracın sözleşmeyle şirket tarafından kiralanması mümkündür. Araç işte kullanılması kaydıyla yapılacak kira ve akaryakıt giderleri kazançtan düşülebilecektir.

 

İşletme ile çalışanı arasında yapılacak kira sözleşmesiyle bu işlemler belgelendirilecektir. Kira şartlarına göre yapılacak ödemelerin masraf kaydı yapılabilecektir.

 

Personele ait aracın kiralanması karşılığında yapılacak kira ödemeleri, Gelir Vergisi Kanunu uyarınca yüzde 20 oranında Gelir Vergisi tevkifatına tabidir. Çünkü motorlu aracın kiralanması karşılığı sağlanan gelir, elde eden açısından gayrimenkul sermaye iradı niteliğindedir.

 

Ayrıca bir yıl boyunca elde edilen kira gelirinin 2008 yılı için brüt 19 bin YTL’yi aşması durumunda personel tarafından yıllık Gelir Vergisi beyannamesi verileceği de unutulmamalıdır.

 

İşletme ile çalışan arasında herhangi bir kira sözleşmesi bulunmuyorken çalışan kendi aracı ile iş seyahati yaparsa farklı uygulama olacaktır. Harcırah Kanunu’na ekli cetvelde, “özel otomobilleriyle seyahat edenlere, müstahak oldukları taşıt ücretiyle bu taşıta göre geçecek günler için verilmesi gereken gündelikten fazla ödeme yapılmaz” denmektedir. Aynı kanunun 6’ncı maddesinde, harcırahın, bu kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, gidip gelmeye en uygun ve kullanılması mutat olan yol ve taşıt araçları üzerinden verileceği belirlenmiştir.

 

Bu durumda, ticari seyahatlerini özel otosuyla yapan personele Harcırah Kanunu’nun 6’ncı maddesi hükmüne göre seyahat edilen yerler arasında faaliyet gösteren belli tarifeli araca ya da mutat ulaşım aracına ödenecek ücrete uygun bir tutar ödenebilecektir.

 

Ancak bu tür seyahatlerde alınacak akaryakıt faturalarında sorun olabilecektir. Özel taşıtıyla da seyahat edilse çalışana ödenecek tutar gerçek yol gideridir. Bu tutar ise mutat ulaşım araçlarına göre tespit edilmektedir. Araca ait akaryakıt giderlerinin kabulü mümkün değildir. Şayet işletme tarafından benzin giderleri karşılanıyorsa bu takdirde gerçek yol giderini aşan kısmın ücret olarak vergiye tabi tutulması gerektiği söylenebilir.

 

 

SORU-17: Franchising uygulamalarının muhasebeleştirilmesini yazar mısınız?

 

CEVAP-17: Franchising sözleşmeleri nedeniyle ödenen başlangıç (sisteme giriş) bedeli “260- HAKLAR” hesabında muhasebeleştirilir. Bu hesabın tutarı sözleşmenin süresi belli ise yararlanma süresi içerisinde, belli değil ise 15 yıllık sürede %6,66 oranında itfa olunarak yok edilir (VUKGT-333 ve 365-Liste Sıra No-55).

 

İtfa kaydındaki gider hesabı hizmet üreten işletmelerde 740, mamül üreten işletmelerde 730 Kodlu hesaplardır. Ayrıca ödenen royalty ve reklam harcamaları katkı payları 760 Kodlu hesaba kaydedilir.

 

Örnek kayıt şekli:

 

- Sisteme Giriş

____________________/_________________

260- HAKLAR

191- İNDİRİLECEK KDV

                        102- BANKALAR

____________________/_________________

 

- Amortisman Ayrılması

 

____________________/_________________

740- HİZMET ÜRETİM MALİYETİ

VEYA

730- GENEL ÜRETİM GİDERLERİ

                        268- B.AMORTİSMANLAR

____________________/_________________

 

 

- Royalti Ödemesi

____________________/_________________

760- PAZ.SATIŞ VE DAĞ.GİDER

191- İNDİRİLECEK KDV

                        102- BANKALAR

________________________________

 

 

SORU-18: Hem Avusturya Hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir şahıs Türkiye’de bulunan işyeri ve konutlarından 2007 yılında kira geliri elde etmiştir. İşyerlerinden vergi kesintisi yapılmış olup brüt kira geliri 19.000 YTL. yi aşmaktadır. Bu durumda gelir vergisi beyannamesi verecek midir? ya da en azından konut kira geliri için mi beyanname verecektir?

 

CEVAP-18: Avusturya ile Türkiye arasında yapılan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına göre gayrimenkul mallardan doğan gelirler, bu malların bulunduğu Devlete’te vergilendirilir.

 

Bu durumda sorunuzdaki şahsın Türkiye'de bulunan gayrimenkullerden elde ettiği geliri Türkiye'de beyan etmesi gerekir.

 

Sorunuzdaki kişi ticari, zirai ve mesleki bir faaliyetten dolayı gelir sahibi değilse bu durumda hem işyeri hem de konut gelirlerinin toplamına 2007 yılı için geçerli olan konut istisnasını uygulayacak (2.300 YTL) kalan miktar 19.000 YTL'yi aşıyorsa tüm kira gelirlerini beyan edecektir. Beyannamesinde işyeri için yapılan kesintileri mahsuben düşecektir.

 

 

SORU-19: 2007 yılı için aylık net 70,00 ytl kira bedeli alan, kiracısı tarafından aylık muhtasar verilen bir şahıs 2008 mart ayı içerisinde bağlı bulunduğu vergi dairesine gayrimenkul sermaye iradı beyanında bulunmak zorunda mıdır? Eğer kanuni sınırı aşmıyorsa ne yapması gerekir?

 

CEVAP-19: Soruda açık olarak belirtilmemekle birlikte, kiraya konu gayrimenkulün konut amaçlı kullanıldığını ve kira gelirini elde edenin ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olmadığını varsayarsak:

 

Gelir Vergisi Kanunu'nun 21'nci maddesine göre, 2007 yılında 2.300 YTL na kadar konut kirası elde edenlerin bu gelirleri gelir vergisinden istisnadır. Bundan dolayı, sorunuzdaki kiralayanın, elde ettiği kira geliri için her hangi bir beyanname vermesine gerek bulunmamaktadır.

 

Diğer yandan kiralanan yer işyeri ise zaten kiradan stopaj yapıldığından ve elde edilen brüt kira geliri 19.000 TL’nin altında kaldığından yine beyanname verilmesi zorunlu değildir.

 

 

SORU-20: Firma olarak bazı ürünleri gümrük işlerine tabi tutmadan kargo ile yurtdışına gönderiyoruz. Bu ürünlere için kesilecek faturaların şekli nasıl olmalı? Kdv'limi yoksa kdv'sizmi? Bu konuda vergi dairelerinden de net cevap alamıyoruz. Bu konuda yardımcı olursanız sevinirim

 

CEVAP-20: Maliye Bakanlığı tarafından verilen pek çok Özelge'de kargo ile yapılan ihracatlar için aşağıdaki benzeri cevaplar verilmektedir:

 

"3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 11/1-a maddesiyle, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler ve karşılıklı olmak şartıyla uluslar arası roaming anlaşmaları çerçevesinde yurt dışındaki müşteriler için Türkiye’de verilen roaming hizmetleri vergiden istisna edilmiştir.

 

Aynı Kanunun 12/1’inci maddesinde, “Bir teslimin ihracat teslimi sayılabilmesi için aşağıdaki şartlar yerine getirilmiş olmalıdır:

 

a) Teslim yurt dışındaki bir müşteriye veya bir serbest bölgedeki alıcıya ya da yetkili gümrük antreposu işleticisine yapılmalıdır.

b) Teslim konusu mal Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye veya bir serbest bölgeye vasıl olmalı ya da yurt dışındaki müşteriye gönderilmek üzere yetkili gümrük antreposuna konulmalıdır. Teslim konusu malın ihraç edilmeden önce yurt dışındaki alıcı adına hareket eden yurt içindeki firmalar veya bizzat alıcı tarafından işlenmesi veya herhangi bir şekilde değerlendirilmesi durumu değiştirmez.” hükümleri yer almaktadır.

23.11.2001 tarih ve 24592 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 84 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde ihracatın tevsikinin gümrük beyannamesi ile yapılacağı belirtilmiştir.

Öte yandan, Gümrük Yönetmeliği’nin 588. maddesinde, “Gerek kesin olarak gerek geçici ihracat işlemlerine tabi tutularak yurt dışına posta yolu ile gönderilecek ticari ve gayri ticari nitelikteki eşya posta idaresi tarafından kabul edilir. Bu eşya gümrük idaresinin gözetim ve denetimi altındadır.

Yurt dışına posta yoluyla gönderilecek ticari nitelikteki eşya ihracat rejimi kapsamında gümrük beyannamesi ile beyan olunur ve bu rejim çerçevesinde işlemleri tamamlanır.” hükmü yer almaktadır.

Söz konusu işlemlerde gümrük beyannamesi yerine herhangi bir belgenin tevsik edici belge olarak kabul edilmesi mümkün bulunmadığından, kargo şirketi tarafından düzenlenen konşimento ihracatı tevsik edici belge olarak kabul edilemez.

Buna göre; firmanız tarafından yurt dışındaki müşterilere kargo yoluyla gönderilen malların gümrük çıkış beyannamesi düzenlenmeksizin konşimento ile çıkışlarının yapıldığı anlaşıldığından yukarıdaki açıklamalar kapsamında yapılan teslimin ihracat teslimi olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla yurt dışında bulunan müşterilerinizin çok acil taleplerinin karşılanması amacıyla küçük miktar ve tutarlı da olsa uluslararası kargo taşımacılık şirketleri aracılığı ile gönderilen mallar için düzenlenen satış faturalarında Katma Değer Vergisi hesaplanması gerekmektedir.

 

SORU-21: 08.09.1993 doğumlu kızımı çalıştığım fabrikanın ofisinde yardımcı hafif büro elamanı olarak sigortalı yaptırdım. Ancak sigorta bildirgesini verirken sigorta görevlileri incelemeye geleceklerini yaşının tutmadığını söylemişler. İncelediğim kadarı ile 14 yaşını tamamlayan hafif büro işlerinde çalışabilir. İncelemeye firmaya gelirlerse yaptırımları ne olur? Ya da sigortalılığını gidip iptal mi ettirsem mi?

 

CEVAP-21: 4857 sayılı İş Kanununun 71. maddesinde “Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilecekleri” hüküm altına alınmıştır.

 

Kanunun amacı 14 yaşında ve 14 yaşından küçük çocukların genel olarak işletme, atölye, fabrika gibi yerlerde çalıştırılma yasağıyla ilgili bir konu ve sigortalı olmanın alt sınırını ifade etmemektedir. Çünkü konulan yasak hükmü çocukların bu tür işyerlerinde gelişme çağındaki bünyelerinin ezilmesini önlemek amacıyladır.

 

Çocuğun büro işinde çalıştırıldığını belgelerle ortaya koyabiliyor, uygulamada da bunu destekleyici olabiliyorsanız (örneğin çocuğun ağır işte çalıştığını gösteren kıyafet olmaması) sorun çıkmayacağını söylemek mümkündür. Ancak bu denetlemeyi gerçekleştirenlerin yorumuna müsaittir.

 

Böyle bir durumda cezai yaptırım ise idari para cezasıdır. Sigortalı olmasından dolayı değiş iş kanununa aykırı bir durum olmasından dolayı ceza gelebilir. İdari para cezasının miktarı İş Kanunu madde 104 e göre 2008 yılı için 904 YTL olarak belirlenmiştir.

 

 

SORU-22: Firmamız iş kazası geçirmiş ve malulen emekli olan işçimizin ekonomik durumu iyi olmadığından dolayı, ssk'dan çıkışını yapmamış ve ekonomik olarak sosyal yardımda bulunmuştur. Şirketimiz yönetim kurulu sakat kalan işçimizin emekli olmasının yaklaşık 1 yılı aşkın süre sonrası karar alması sonucu her ay 500 TL sosyal yardım yapılmasını kararlaştırmıştır (5 yıl boyunca). Bu ödemeleri bordro üzerinde yapmaktayım ve stopajını da beyan etmekteyim. Yaptığım uygulamada bir eksiklik söz konusu mudur?

 

CEVAP-22: 500 YTL ödeme yaptığınız kişi fiilen sizin işyerinizde çalışmadığına göre bordroda göstermeniz ve bunun üzerinden vergi ödemenize gerek bulunmamaktadır. Bu tip ödemeleri bağış olarak değerlendirmek ve kurum kazancı açısından kanunen kabul edilmeyen gider olarak kabul etmek daha doğru olacaktır. Diğer yandan ödemeyi yaptığınız kişi ivazsız bir gelir elde ettiğinden veraset ve intikal vergisi açısından yükümlülüğü de değerlendirilmelidir.

 

SORU-23: 4 yıldır bir firmada çalışıyorum işimden ayrılmak istiyorum. Eşimin işi şehir dışında olduğu için kıdem tazminatımı verirler mi?

 

CEVAP-23: Mevcut düzenlemeler ışığında eşinizin başka bir şehirde çalışmasını göstererek işinizi bırakmanız durumunda kıdem tazminatı alma hakkınız bulunmamaktadır.

 

 

SORU-24: 11 yıldır çalışmakta olduğum firma işleri kötü ve kapanmaktan bahsediliyor. Eğer iflas gösterip kapanış verirse kıdem tazminatımı alabilir miyim? Yani iflas durumunda tazminat ödemem diyebilir mi?

 

CEVAP-24: Kıdem tazminatınızı alabilirsiniz. Eğer iflas gerçekleşirse iflas masasına alacaklı olarak isminizi yazdırmanız gerekecektir.

 

SORU-25: İşyerimizde çalışan bir emeklinin işine son verirsek ihbar ve kıdem tazminatı açısından nasıl değerlendirmek gerekir?

 

CEVAP-25: Emekli olması kişinin ihbar ve kıdem tazminatı hakkından yararlanmamasına engel değildir. Gereken şartları taşıyorsa kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerekmektedir. Yargıtay kararları da bu yöndedir.

 

 

SORU-26: Şirket olarak Türkiye İş Kurumu ile ortak bir proje yapıyoruz. 20 kişiye üç ay boyunca şirketimizde çeşitli konularda eğitim vereceğiz daha sonra başarılı olan kişileri işe alacağız. Proje boyunca İş kurumu kişi başına belli miktarda kurs ücreti verecek ek olarak bizde ücret vermek istiyoruz.  Bu kişiler ssk lı olmayacak İş kurda grup sigortasına tabii olacaklar. Ödemeyi düşündüğümüz ücretleri gider olarak gösterebilir miyiz?

 

CEVAP-26: Yapmış olduğunuz proje GVK'nun ticari kazanca yönelik 40/1 maddesine göre gider olarak kabul edilebilir giderlerdendir. Sizden eğitim alacak kişilere ödeyeceğiniz bedelleri gider olarak göstermeniz mümkündür.

 

SORU-27: Fatura keserken KDV dahil veya KDV hariç olarak kesme arasında fark var mıdır? Sonuçta ikisinde de Fatura tutarı aynı. Sektör icabı yoğun fatura kesmekteyiz bu sebeple KDV dahil kesme benim için kolay gelmektedir, Satış fiyatını ayrıştırmaya gerek kalmıyor. Muhasebeci bir arkadaşın bu işlemin doğru olmadığını KDV dahil olarak fatura düzenlemek belli bir kaideye ve limit sınırına dayanmaktadır dedi. Bu kaide ve sınırını açıklayabilir misiniz?

 

CEVAP-27: KDV Kanunu’nun 29. maddesine göre yüklenilen vergilerin indirilebilmesi için ilke olarak;

* Gerçek usulde KDV mükellefi olunması,

* Yüklenilen KDV’nin mükellefiyetle ilgisi olması ve indirilebilecek nitelikte bulunması

gerekmektedir.

KDV indiriminin şekilsel şartları ise anılan Kanun’un 34. maddesinde;

* KDV’nin fatura veya benzeri belgelerde ayrıca gösterilmesi,

* Bu belgelerin yasal defterlere kaydedilmesi,

olarak belirlenmiştir.

 

-KDV’nin Fatura veya Benzeri Belgelerde Ayrıca Gösterilmesine Gerek Görülmeyen Haller

22 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde yapılan açıklamalara göre, tarifesi vergi dahil olarak tespit edilen işler ile özel matrah şekillerine tabi mal ve hizmet satışlarında, KDV’nin fatura veya benzeri belgelerde ayrıca gösterilmemesi, bedelin vergi dahil tek tutar olarak ifade edilmesi gerekmektedir. Bedelin biletle tahsil edildiği hallerde bu kapsamdadır. 9 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinde yapılan açıklamalara göre; gazete, dergi, kitap, ilaç, akaryakıt vb. için önceden belirlenen nihai satış fiyatı KDV dahil olarak belirlenecek ve malın üzerinde veya ambalajı üzerinde fiyat KDV dahil perakende satış fiyatı olarak belirtilebilecektir.

 

Ayrıca, 11 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde; kuru temizleyiciler, tarife dışında hiçbir ücret almayan lokanta, kebapçı, sinema, tiyatro, stadyum ve aynı mahiyetteki yerlerin fiyatlarını KDV dahil olarak belirlemeleri gerektiği açıklanmıştır.

 

KDV’nin ayrıca gösterilmesine gerek bulunmayan işlemlerden birisi de, özel matrah şeklinde vergilendirilen mal ve hizmetlerdir. Örneğin; spor toto, loto ve milli piyango, at yarışları ve diğer müşterek bahis ve talih oyunları vb.

 

-KDV’nin Fatura veya Benzeri Belgelerde Ayrıca Gösterilmesi Gereken Haller

22 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde yapılan açıklamalara göre;

* Toptan satışlar,

* İmalatçılar tarafından yapılan toptan satışlar,

* Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar,

* İzin belgeli satıcılar tarafından Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yurt dışına götürülmek üzere yapılan satışlarda

KDV’nin fatura veya benzeri belgelerde ayrıca gösterilmesi gerekir.

 

Tarifesi vergi dahil olarak tespit edilen işler ile özel matrah şekline tabi mal ve hizmetler hariç olmak üzere, mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin mal ve hizmet alımlarına ait KDV’yi indirim konusu yapabilmeleri için, düzenlenecek fatura veya benzeri belgede verginin mutlak suretle ayrıca gösterilmesini istemeleri gerekmektedir.

 

Yukarıda yapılan açıklamalara göre, KDV indirim hakkı bulunan mükelleflere yapılacak mal ve hizmet satışlarında tarifesi vergi dahil olarak tespit edilen işler ile özel matrah şekline tabi işlemler hariç, KDV’nin fatura veya benzeri belgeler üzerinde ayrıca gösterilmesi gerekir.

 

Vergi idaresi uygulamasına göre, tarifesi vergi dahil olarak tespit edilen işler ile özel matrah şekline tabi işlemler hariç, KDV’nin indirim konusu yapılabilmesi için fatura veya benzeri belgelerde ayrıca gösterilmesi gerekir. Aksi halde, faturada ayrıca gösterilmeyen KDV indirim konusu yapılamayacaktır. İndirim konusu yapılamayacak olan vergi, Kanun’un 58. maddesine göre doğrudan gider olarak dikkate alınabilecektir.

 

Yargı organları ise, KDV’nin fatura veya benzeri belge üzerinde ayrıca gösterilme şartının KDV’de mükellefiyete bağlı bir görev ve hak olan vergi indirimi hakkını ortadan kaldırmayacağı, verginin bu belgeler üzerinde ayrıca gösterilmediği ve bedele dahil olarak tespit edildiği hallerde de, indirim konusu yapılabileceği görüşündedir.

 

SORU-28:  Normal bilanço usulüne göre olan bir firmamızı (tek kişi üzerine) Ltd. Şirketi kurup şirket üzerine devretmek istiyoruz. Bununla ilgili olarak bilgi istiyorum.Elimizdeki stok ve demirbaşları KDV ödemeden devredebilir miyiz. Bununla ilgili kaç çeşit devretme usulü vardır. Şimdiden bilgileriniz için teşekkür eder saygılarımı sunarım.

 

CEVAP-28: Kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin GVK'nun 81/2 maddesine göre tüm aktif ve pasif ile birlikte bütün olarak bir sermaye şirketine devir edilmesi halinde bu devir KDVK'nun 17/4 maddesi gereğince KDV'den istisna olmaktadır. Bu şartlara aykırı olarak yapılacak devir Katma Değer Vergisine tabi olacaktır.

 

KDVK'nun 17/4 maddesindeki istisna hükmünden yararlanabilmek için ferdi işletmenin aktif ve pasifiyle bütün halinde bir sermaye şirketine devri, GVK'nun 81/2 maddesinin öngördüğü şartlar dahilinde olmalıdır.

 

Buna aykırı olarak yapılacak diğer bütün devirlerde Katma Değer Vergisi Yasası açısından vergi alınması ile karşılaşılacaktır.

 

GVK'nun 81/2 maddesine göre; Kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması (Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.).

 

Gelir Vergisi Yasasının bu hükmüne göre vergiden muaf olarak devir yapılabilmesi için aranılan şartlar şunlardır:

 

• Kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bu sermaye şirketine aktif ve pasifiyle devir olması gerekmektedir.

 

• Devir alan şirketin bilançosuna, devir olunan şahıs işletmesinin bilançosu aynen geçmelidir.

 

• Devir edilen şahıs işletmesini sahip veya sahiplerinin şirketten devir bilançosuna göre hazırlanan öz sermaye tutarında ortaklık payı alması zorunludur.

 

Ferdi işletmelerin sermaye şirketlerine devir ve dönüşümleri, GVK'nun 81/2 maddesine tam uygun olarak yapıldığı taktirde değer artış kazancı hesaplanması yapılmayacak ve bu devir vergiden muaf olacaktır. Aksi takdirde, 81/2 maddeye aykırı olarak yapılacak devir işlemleri, GVK açısından vergiye tabi olacaktır.

 

Bu işlemler neticesinde devir alınan ferdi işletme aktifi ve pasifi ile Limited Şirket içinde yok olduğundan, bu ferdi işletmenin borcu ve alacağı da Limited Şirkete geçmektedir.

 

SORU-29: Okul kantinlerinde okul aile birliklerine ve milli eğitim müdür hesabına ortak ödenen kiralar ile ilgili vergi dairelerine verilmesi gereken bir beyanname var mıdır. Teşekkürler iyi çalışmalar

 

CEVAP-29: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94/1. maddesinin "5" numaralı bendine göre Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesinde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden % 22 oranında gelir vergisi kesintisi yapılmaktadır. Anılan Kanun'un 70/5. maddesinde işletme hakkı kiralamalarının stopaja tabi olduğu hüküm altına alınmıştır.

 

Birlikler, il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri gelir vergisi mükellefi olmadığı için elde ettikleri kira gelirlerinden gelir vergisi kesintisi yapılmayacaktır. Bunun yanında okul-aile birliklerinin gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.

 

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1/3-f maddesine göre Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri katma değer vergisine tabidir.

 

Anılan Kanun'un katma değer vergisinden istisna edilen diğer işlemlerin sayıldığı 17. maddesinin 4/d bendine göre iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri katma değer vergisinden müstesnadır.

 

Gelir Vergisi Kanunu'nun 70/5. maddesinde yer alan arama, işletme ve imtiyaz hakları ve ruhsatları, ihtira beratı, alameti farika, marka, ticaret unvanı, her türlü teknik resim, desen, model, plan ile sinema ve televizyon filmleri, ses ve görüntü bantları, sanayi ve ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir tecrübeye ait bilgilerle gizli bir formül veya bir imalat usulü üzerindeki kullanma hakkı veya kullanma imtiyazı gibi hakların kiralaması katma değer vergisine tabidir. Anılan haklar gayrimenkul niteliğinde olmadığı için KDV Kanunu'nun 17/4-d maddesinde yer alan istisnadan yararlanılamayacaktır.

 

Maliye Bakanlığı'nın 09.11.1998 tarih ve 40043 sayılı Yazısı'nda "büfe, kantin, çayocağı ve benzeri yerlerin kiralanması" işlemi ile ilgili olarak "2886 sayılı Kanun'un 74. maddesine dayanılarak Bakanlığımızca çıkarılan "Devlete Ait Taşınmız Mal Satış, Trampa, Kiraya Verme, Mülkiyetin Gayri Ayni Hak Tesisi, Ecrimisil ve Tahliye Yönetmeliği"nin 67. maddesinde de belirtildiği gibi; Hazinenin özel mülkiyetinde olup tahsisli veya genel bütçeye dahil dairelerin hizmetlerini karşılamak üzere kiralanmış taşınmazlarda, görevli personelin ihtiyacını karşılamak amacıyla uygun görülecek bir yerin ihtiyaca göre çay ocağı kantin vb. amaçlarla kullanılmak üzere kiraya verilmesi, işletme hakkının kiraya verilmesi olarak değerlendirilmesi gerekecektir. İdare, bu yerlerde sahip olduğu işletme hakkını, belirli bir kira bedeli karşılığında belli bir süre kiralayabilecektir. Bu tür kiralama işlemleri Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-d maddesindeki istisna kapsamına girmediğinden vergiye tabi olması gerekmektedir." denilmektedir.

 

30 Seri No.lu KDV Genel Tebliği ile kiralama işlemlerinde SORUmluluk uygulaması düzenlenmiştir. Anılan Tebliğin F bölümüne göre, söz konusu mal ve hakların kiraya verilmesi işlemi, ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde verilen bir hizmet olmasa dahi katma değer vergisine tabi olacaktır.

 

Bu kiralama işlemleri ile ilgili katma değer vergisi;

 

a- Kiraya verenin başka faaliyetleri nedeniyle gerçek usulde katma değer vergisi mükellefiyetinin bulunmaması.

 

b- Kiralayanın gerçek usulde katma değer vergisi mükellefi olması

 

şartlarının birlikte varolması halinde, kiralayan tarafından SORUmlu sıfatıyla beyan edilecektir. Bu kapsamdaki kiralamalarda, kiraya verenler tarafından beyanname verilmeyeceği tabidir. Okul-aile birlikleri tarafından yapılan kiralamalar katma değer vergisine tabidir. Okul-aile birliğinin başka faaliyetleri nedeniyle gerçek usulde katma değer vergisi mükellefiyetinin bulunmadığı durumlarda, SORUmluluk uygulaması söz konusu olmayacak, birlikler, kiralama faaliyetleri ile ilgili katma değer vergisini diğer faaliyetleri ile birlikte genel esaslara göre beyan edeceklerdir.

 

Ancak, birlikler kiralama yerine, kantin, açık alan, salon ve benzeri yerleri kendisi işletirse kendisinin katma değer vergisi mükellefi olması gerekir. Çünkü KDV Kanunu'nun 1/1. maddesine göre Türkiye'de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir.

 

Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri katma değer vergisine tabidir.

 

Bu faaliyetlerin kanunların veya resmi makamların gösterdiği gerek üzerine yapılması, bunları yapanların hukuki statü ve kişilikleri, Türk tabiyetinde bulunup bulunmamaları, ikametgah veya işyerlerinin yahut kanuni merkez veya iş merkezlerinin Türkiye'de olup olmaması işlemlerin mahiyetini değiştirmez ve vergilendirmeye mani teşkil etmez.

 

SORU-30: 2005 Senesi ortasında kurulan bir şirketin bütün kanuni işlemleri tamamlanmış fakat resmi defterlerin tasdiki unutulmuş bununla ilgili cezai durum nedir ne kadar cezası vardır nasıl bir şekilde çözüme ulaştırılır.

 

CEVAP-30: VUK-221/3. Yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler işe başlama, sınıf değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti kalkanlar, muaflıktan çıkma tarihinden başlayarak on gün içinde;defterlerini onaylatmaları gerekir.

 

VUK’nun 352. maddesinde I. ve II. Dereceden usulsüzlük suçları düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre;

 

VUK, 352/I-8; Tasdiki mecburi olan defterlerden herhangi birinin tasdik muamelesinin yaptırılmamış olması (Kanuni sürenin sonundan başlayarak 1 ay geçtikten sonra tasdik ettirilenler tasdik ettiril memiş sayılır.); (I.dereceden usulsüzlük) sınıfında değerlendiril mektedir.

 

VUK,352/II-6. Tasdiki mecburi olan defterlerden herhangi birinin tasdik muamelesinin, süresinin sonundan başlayarak bir ay içinde yaptırılmış olması; (II. Dereceden usulsüzlük) gerektirmektedir.

 

VUK-30/ 3. Bu kanuna göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmı tutulmamış veya tasdik ettirilmemiş olursa veya vergi incelenmesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmezse, Resen tarhiyat nedeni sayılır.

 

Yukarıdaki hükümlerden de anlayacağınız üzere, defterleri işe başlama tarihlerinden itibaren tasdik ettirmemeniz durumunda I.Dereceden usulsüzlük cezası kesilecektir. Ayrıca VUK 30’a göre resen tarh nedenidir.

 

SORU-31: Mükellefin üniversitede okuyan kızına kiralanan ev için ödediği kira, GV kanununun 74/10 bendinde belirtildiği şekilde G.menkul sermaye iradında gider yazılabilir mi?

 

CEVAP-31: GVK 74/10’a göre; Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli, gayrimenkul sermaye iradlarında gerçek usulü seçenler için indirim konusu yapılabilir. Konu yoruma açık olmakla beraber, sizin belirttiğiniz durum için uygulanabileceğini söylemek zor… Bu şekilde bir indirim yapılabilmesi için, kişinin "kendi konutunu" kiraya vermesi ve "kendisi kirada oturması" gerekir. Bu uygulama kişiye bağlı bir uygulamadır. Dolayısıyla kişinin kızı için ödediği kira giderini elde ettiği gayrimenkul sermaye iradından düşmesi kanımca mümkün değildir. Örneğin; Danıştay’ 4.Dairesinin vermiş olduğu bir kararda (1975/3043) şu açıklamada bulunulmuştur: “Ödenen kiranın elde edilen kiradan indirilebilmesi için kiraya verilen binanın bizzat sahibi tarafından konut olarak kiraya verilmesi ve kiralanan binanın da konut olarak kişi tarafından kullanılması gerekir. Bu yüzden, işyerinden kira geliri elde eden bir kişinin konut için ödediği kirayı gider olarak indirmesi söz konusu değildir”. Diğer yandan başka bir Danıştay tarafından verilen kararda, eşine ait konutu kiraya veren bir kişinin kira ile başka bir konutta oturması durumunda da eşine ait konuttan elde edilen gayrimenkul sermaye iradından kira ile oturulan konut için ödenen kira bedelinin düşülebileceği kabul edilmiştir. (E:71/6760, K:72/8044) Ancak kararın verildiği tarihlerde “aile beyanı” vardı ve bu uygulamaya göre söz konusu indirime izin veriliyordu. Ancak bu uygulama bildiğiniz gibi bugün yok…(4369 sayılı Kanun ile kaldırıldı.) Özetle, söz konusu mükellefin kızı için ödediği kirayı, kira gelirinden düşmesi kanımızca mümkün görünmemektedir.

SORU-32: Tarhiyat öncesi uzlaşmaya davet edilen mükellefimiz üzerine salınan vergi asıllarında indirim yapılabilir mi? Yapılıyorsa % kaç indirim olur.

 

CEVAP-32: 04.12.1985 tarih ve 3239 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na eklenen Ek 11. madde ile vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergilerle kesilecek cezalarda, daha henüz vergi salınmadan ve ceza kesilmeden vergi idaresi ile mükellef arasında uzlaşma yapılmasına imkan tanıyan “Tarhiyat Öncesi Uzlaşma” müessesesi vergi sistemimize getirilmiştir. Yukarıdaki ifadeden de anlaşılacağı üzere henüz vergi salınmadan ve ceza kesilmeden evvel yapılacak bir uzlaşma kastedilmektedir. Dolayısıyla vergi salınması demek, idarenin tarhiyat yapması demektir. Halbuki müessese tarhiyat öncesi uzlaşmadır. Yapılan düzenlemelere göre Maliye Bakanlığı, vergi incelemesine dayanılarak, tarh edilecek vergilerle kesilecek cezalarda (VUK md. 344/3 hariç) tarhiyat öncesi uzlaşma yapılmasına izin verebilecektir. Tarhiyattan önce uzlaşmaya varılması durumunda, tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılmayacak ve hiçbir makama şikayette bulunulamayacaktır. Uzlaşılan vergi miktarı üzerinden VUK’un 112. maddesine göre gecikme faizi hesaplanacaktır. Tarhiyat öncesi uzlaşmadan yararlanılabilmesi için salınacak vergi ve kesilecek cezaların bir vergi incelemesine dayanması gerekmekte dir. Vergi incelemesine dayanılarak yapılan tarhiyatlar Vergi Usul Kanunu nun 29 ve 30. maddelerine istinaden yapılır. Takdir Komisyonları tarafından takdir edilen matrahlar üzerinden yapılan tarhiyatlar bir vergi incelemesine dayanmadığı sadece tespit özelliği taşıdığı) için tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamı dışındadır Uzlaşma talebi vergi ziyaına sebebiyet verilmesi hallerinin; - Vergi kanunlarına yeterince nüfuz edememekten, - 369. maddede yazılı yanılma halinden kaynaklandığı, - VUK’un 116, 117 ve 118. maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunlar dışında her türlü maddi hata bulunduğu, - Yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi sebeplerinin biri veya birkaçının bulunması ile yapılabilir Tarhiyat öncesi uzlaşma ile ilgili talepler, incelemeyi yapan inceleme elemanı tarafından, Yönetmelik’te belirtilen usul ve esaslara uygun olup olmadığı yönünden incelenir. Yönetmeliğe uygun talepler inceleme elemanı tarafından ilgili merciilere bildirilerek tarhiyat öncesi uzlaşma işlemlerine devam edilir. İnceleme sonucu süresi içinde ve usulüne uygun yapılmayan talepler reddedilir. Mükellefin ya da vekilinin belirtilen gün ve yerde toplantıya katılması ile uzlaşma görüşmelerine başlanır. Uzlaşma genellikle mükellefle komisyon arasında pazarlık şeklinde geçmektedir. Toplantılarda mükellefin ekonomik durumu, vergi borcunun olup olmadığı, sahte belge düzenleme ya da kullanma fiillerinden herhangi birisinden hakkında rapor bulunup bulunmadığı, tarhiyata konu matrah farkının yoruma dayalı olup olmadığı, incelemeye yardımcı olup olmadığı, vergi ziyaına sebebiyet verilmesi hususunda kasıtlı olup olmadığı vb. gibi bir çok sübjektif neden dikkate alınabileceği gibi bunların hiçbiri de dikkate alınmayabilir. Yapılan incelemeler sonucu, uzlaşmaya konu edilecek vergi ve kesilmesi öngörülen cezanın, inceleme elemanınca düzenlenecek bir raporla uzlaşma gününden en az 15 gün önce mükellefe ve komisyona intikal ettirilmesi gerekir. İnceleme raporu ilgili mükellef ve komisyona intikal ettirilmeden uzlaşma yapılamaz.

 

SORU-33: Asgari ücretle çalışan bir işçiyim her ay 60 $ bireysel emeklilik primi yatıyorum. Benden her ey 62,31 YTL gelir vergisi kesiliyor. ödediğim primin ne kadarını bu tutardan mahsup edebilirim. 

 

CEVAP-33: GVK’nın 63/3. maddesine göre vergiye tabi ücret matrahının tespitinde, bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payının elde edilen ücretin % 10’una kadar olan kısmı indirim konusu yapılabilecektir. Bireysel emeklilik dışında kalan şahıs sigortaları için ödenen primlerin ise elde edilen ücretin % 5’ine kadar olan kısmı ücret matrahının tespitinde indirilebilecektir.

 

Bireysel emeklilik sistemi ile diğer şahıs sigortaları için ödenen primlerin birlikte olması halinde, matrahtan indirim konusu yapılabilecek toplam tutar ücretin % 10’u ile sınırlı olacaktır. Bu durumda şahıs sigortaları için % 5’lik sınır ayrıca aranacaktır.Örneğin;

 

Bir ücretlinin Kasım 2003 döneminde ücret matrahının tespitinde indirim konusu yapabileceği katkı payı ve prim ödemelerinin tutarı aşağıdaki gibidir:

 

Aylık brüt ücret 2.000.000.000

 

Bireysel emeklilik sistemi katkı payı ödemesi 150.000.000

 

Şahıs sigorta primleri ödemesi 110.000.000

 

Önceki dönemlerde (Ocak 2003-Ekim 2003) indirim konusu yapılmış sigorta prim tutarı 500.000.000

 

Brüt asgari ücretin yıllık tutarı 3.672.000.000

 

Brüt ücretin % 10’u 200.000.000

 

Brüt ücretin % 5’i 100.000.000

 

Buna göre ücretlinin sigorta primi olarak indirim konusu yapabileceği tutar hiçbir şekilde 200.000.000 TL’yi aşamayacaktır. Örnekte ücretlinin bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payı ile şahıs sigorta primleri ödemesi toplam 260.000.000 TL’dir. Dolayısıyla bu tutarın ancak 200.000.000 TL’si ücretin matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecek, bakiye kısım ise indirilemeyecektir. Katkı payı ve prim ödemesinden hangisinin öncelikli olarak vergi matrahından indirileceğine ilişkin olarak kanuni bir belirleme yoktur. Bu durumda ücretli % 5’lik ve % 10’luk sınırları geçmemek üzere katkı payı ve prim ödemesinin indirim konusu yapılacak kısımlarını dilediği gibi belirleyebilecektir. Hesaplamada şahıs sigorta primleri için indirim konusu yapılabilecek tutarın, ücretin % 5’ini aşamayacağı hususunun da ayrıca dikkate alınması gerektiği tabiidir.

 

Prim ve katkı payı ödemelerinin vergi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için, ödemeye ilişkin belgelerin gerektiğinde ibraz edilmek üzere saklanması gerekmektedir.

 

Konuya ilişkin olarak yayımlanan 147 Seri No.lu GVKGT’ye göre, prim ve katkı payı ödemelerinin sigorta şirketi tarafından verilen fatura veya makbuzla belgelendirilmesi gerekmektedir. Yine aynı tebliğde, primlerin sigorta şirketine hizmet erbabı tarafından doğrudan yatırılmayıp, işverenler aracı kılınarak ödenmesi ile ilgili olarak özel düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre, sigorta sözleşmesinin bir örneğinin işverende bulunması ve bu sözleşmede sigorta priminin ödeme dönemlerinin, ayrıca bu dönemler için ödenecek prim tutarlarının belli edilmiş olması şartıyla, hizmet erbabı için işverence ödenen primler ve işverenler tarafından hizmet erbabının ücretinden kesilmek suretiyle ödenen primler, ücretin vergi matrahının belirlenmesinde her bir kişi için ayrıca fatura veya makbuz aranmaksızın indirim olarak dikkate alınabilecektir.

 

İndirimin fatura veya makbuz aranmak suretiyle gerçekleştirilmek istenmesine rağmen bu belgelerin katılımcılarının eline geçmesindeki zorluklar, zaman içinde primlerin ödenmesine aracılık edenler tarafından düzenlenmiş belgeler ile de indirim uygulanmasının kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu çerçevede verilen özelgelerde, sigorta primlerinin ödenmesine yönelik olarak ödemeye ilişkin makbuzda bulunması gereken bilgileri içermesi şartıyla banka dekontları ve kredi kartı ekstreleri de ispat edici belge olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık banka dekontunda yer alan bilgileri taşımayan makbuzlar ve otomatik para çekme makinesince verilen makbuzlar tevsik edici belge olarak kabul edilmeyecektir. Faks ve e-posta yoluyla gönderilen makbuzlar ile internet ortamında yapılan ödemelere ilişkin belgeler, tevsik edici belge olarak kabul edilecektir.

 

SORU-34: Evlendikten sonra 1 sene içerisinde kişi kendi isteği ile işten ayrılıp tazminatını alabilir mi? Şayet alabiliyorsa işverene ne şekilde bildirimde bulunmalı, yapılması gerekenler nelerdir? İlginiz için şimdiden teşekkür ederim. 

 

CEVAP-34: İşten ayrılan işçiler 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesine göre iş sözleşmelerini feshetmeleri halinde bazı durumlarda kıdem tazminatı almaya hak kazanırlar. Bunlardan birisi de kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi rızası ile iş sözleşmesini sona erdirmesi durumunda, işçilere kıdem tazminatı verilmesine ilişkin düzenlemedir. Buna göre, evlenilen tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteğinizle ayrılmanız halinde kıdem tazminatı alabileceksiniz. Burada önemli olan evlendiğiniz tarihten itibaren iş sözleşmesini evlilik nedeniyle feshettiğinin bildirilmesi.

 

Gerek iş müfettişlerinin uygulamalarında, gerekse yargı kararlarında ise kadın işçinin evlenme nedeniyle hizmet akdini feshederken herhangi bir ihbar öneli vermesine gerek bulunmadığı kabul edilmektedir. Yargıtay, bir kararında “Dairemizin kararlılık kazanan uygulamasına göre, kıdem tazminatını gerektirecek şekilde kadın işçinin evlenmesi... nedeni ile hizmet sözleşmesinin feshi halinde karşı tarafa önel verme zorunluluğu yoktur.” denilmek suretiyle evlenme nedeniyle hizmet akdini bir yıl içinde fesheden kadın işçinin önel vermesine gerek bulunmadığı hükme bağlanmıştır.

 

Ancak, işverenin kıdem tazminatı ödemekle yükümlü tutulabilmesi için, işçinin kıdem tazminatına hak kazanacak bir şekilde işten ayrıldığını bilmesi gerekir. Bunun için, yasal zorunluluk olmasa dahi, evlenen kadın işçinin işten ayrılacağını veya ayrıldığını işverene bildirmesi hatta işverenin talep etmesi halinde bunu kanıtlaması gerekir. Dolayısıyla evlendikten sonra veya evlilik nedeniyle evlenmeden önce, iş sözleşmesini fesih edeceğini işverene gerekli yasal süre önce bildirecek olan kadın işçi, bu ihbar önelini yerine getirmez ise bu süre kadar tazminat ödemek zorunda kalabilir. Ayrıca kanımca iyi niyet kuralları içerisinde önceden bildirim yapmanız daha iyi gibi görünüyor.

 

SORU-35: Sınıf değiştirmek zorunda olup da hala işletme defteri tasdik ettiren mükellefe uygulanan müeyyide nedir?

 

CEVAP-35: 352/I-2 uyarınca I.dereceden usulsüzlük cezası kesilir. VUK'nun 30.maddesinin 3 ve 4. bentlerine istinaden böyle bir durumun tespitinde resen tarhiyat yoluna gidilir. Defterleriniz hiç tutulmamış sayılarak vergi incelemesi yapılar ve nasıl tutmanız gerekiyorsa o şekilde muhasebe ilkelerine uygun olarak verginiz cezalı şekilde yeninden hesaplanır.

 

KDV indirimlerinizin de geçerli sayılmayacağı ileri sürülerek geriye dönük cezalı KDV tarhiyatları ile karşılaşmanız da olası durumdur.

 

Soru-36: Site yöneticisiyim,sitemizde 48 daire mevcuttur.Ayrıca sitenin 6 blokta ,6 tane ortak dairesi var(kapıcı dairesi dahil) beş tanesi kiradadır.Vergi dairesine beyanında bulunmalımıyız,yoksa muafmıyız?     Açıklayıcı kısa bilgi verecek olursanız memnun olacağız.Saygılar.


Cevap-36: Kiraya verdiğiniz daireleri sanırım konut olarak kiraya verdiniz. Dolayısıyla o varsayımla yola çıkıyorum. Ortak daire derken tüm kat malikleri sahiplerinin ortak malı olduğunu varsayıyoruz. Yani kiraya verdiğiniz yerler "ortak kullanım" alanları statüsünde... Bu durumda elde edilen tüm gelirler kiraya verilenler dışındaki kalan daireler başına bölünerek hesaplanacak.
 
Diyelim ki 5 daireyi 600 liradan kiraya verdiniz. 1 daire boş, geriye 48-6=42 daire kalır. Kira tutarı ise 3.000 YTL aylık, 36.000 YTL de yıllık eder. 36.000 YTL yi 42 daireye bölünce, 860 YTL çıkacaktır. Bu da yıllık kira istisnasının içinde kaldığından kimsenin beyanname vermesine gerek kalmayacak. Dolayısıyla beyanname vermenize gerek yok. 
 
Kısacası gelir  tüm dairelerin ortak geliri olduğundan daire başına hesaplama yapılacak. Yoksa bir bütün halinde apartman geliri olarak beyanname vermeyeceksiniz. Her daire sahibi gayrimenkul sermaye iradı elde etmiş sayılacaktır.
 
Ancak kiraya verdiğiniz yerler işyeri olarak kiraya veriliyorsa ya da mülkiyeti kişilere ait ise o durumda olay farklılaşır.

 

   Soru-37: Firmamız Almanya'daki bir imalatçı firmadan, yine Almanya'da bulunan başka bir firmaya mal satmaktadır. Almanya vergi yasalarına göre satış faturalarımız üzerinden %19 oranında Almanya’da Katma Değer Vergisi ödemekteyiz. Sözünü ettiğimiz transit ticaret nedeniyle Türkiye’de Katma Değer Vergisi sorumluluğumuz var mıdır? Türkiye’de vergi oranı %18 olduğuna göre, %1 lik fark KDV nin iadesini alabilir miyiz?

 

Cevap-37: Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesine göre, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler KDV'ye tabidir. Kanunun 6/b maddesine göre ise, işlemlerin Türkiye'de yapılmasının, malların teslim anında Türkiye'de bulunması gerekmektedir.

 

Sorunuzda bahsettiğiniz ticarette mallar Türkiye’de bulunmadığından, işlem Türkiye’de yapılmış sayılmaz. Buna göre, şirketiniz Almanya'da mukim imalatçı firmadan aldığı malları Türkiye'de serbest dolaşıma sokmadan yine Almanya'da bulunan bir firmaya satması Türkiye'de gerçekleşen bir işlem kabul edilemez ve Türkiye bu işlemi vergileme hakkına sahip olamaz. Bu nedenle, satış hasılatını Türkiye’de defterlerinize kaydetme dışında yapacağınız bir işlem yoktur.

 

Diğer taraftan, KDV nde yurt dışında ödenen vergilerin iadesini öngören bir müessese mevcut değildir. Bu nedenle, iade veya mahsup talebinde bulunmanız mümkün değildir.

 

   Soru-38: Serbest Bölgeler Kanunu çerçevesinde Trakya Serbest Bölgesinde üretim yapmakta, ürünlerimizi İstanbul Hadımköy’de mevcut şubemiz vasıtasıyla yurt içine ve yurt dışına satmaktayız. İstanbul merkezde asıl olarak yönetim, pazarlama, finans işlemlerimizi gerçekleştirmekteyiz.  Firma merkezimizde oluşan ortak genel giderleri, serbest bölge ve Hadımköyde mevcut şube arasında nasıl paylaştırabiliriz? Vergisel durum nedir?

 

   Cevap-38: Sorun hem serbest bölgedeki fabrikayı hem de şube faaliyetlerini ilgilendiren merkez giderleri ve/veya amortismanların bu birimlere nasıl yansıtılacağıdır. Merkez ve Hadımköydeki şubeyi aynı sınıfta tutmak yanlış olmaz, zira her ikisi de yurt içi işletmenin kollarıdır. Serbest bölge üretim yeri, gümrük mevzuatına göre gümrük hattı dışı sayıldığından, diğerlerinden ayrı düşünmek gerekir. Ortak genel giderler belli bir anahtara göre serbest bölge içi ve serbest bolge dışı birimlere dağıtılmalıdır. Bu anahtar, her bir birimde çalışan işci sayısı, kapalı alan yüzölçümü, vs olabilir. Ancak söz konusu anahtarın faaliyet hacmini kavrayacak en makul ölçüt olması gerekir. Bunun için, diğerlerine göre, gerçeği daha fazla kavrama ihtimali bulunan satış miktarı ya da satış tutarı ölçüt olabilir. Örneğin serbest bölgeden 60 birim, yurt içinden 40 birim satış gerçekleştirildi ise, ortak genel giderleri %60 ve %40 şeklinde pay etmek mümkündür. Her bir birime yansıtılacak gider payı ve bir hesaplama tablosu yapılarak dekontla yapılabileceği gibi, hesaplama tablosunun ek yapıldığı bir fatura ile de yapılabilir.

 

Fatura ile yansıtıldığı takdirde, serbest bölgeye aktarılan tutarlar için kesilecek faturada Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 16/1-c maddesi gereğince KDV hesaplanmaz. hükümlerinin uygulandığı mallar vergiden müstesnadır. Yurt içindeki birimlere isabet eden tutar zaten yurt içinde halihazırda tutulmakta olan yasal defterlerde mevcut olduğundan ilave olarak yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.

 

Soru-39: Merhabalar. Çin’de Shenzen bölgesinde bir temsilcilik ofisi açtık. Bu ofisimizde çalışan elemana ödediğimiz ücreti, büronun kira giderlerini(bu büronun kira ödemelerini ve diğer giderlerini Çindeki bir danışmanlık şirketine ödedik o ilgili yerlere iletti) nasıl kayıtlarıma alacağım. Bu harcamalara ilişkin vergisel durumun nedir? Teşekkür ederim.

 

Cevap-39:

 

Çinde Çalışan Elemana Verilen Ücretin Vergisel Durumu:

 

Çin Halk Cumhuriyeti ile imzaladığımız Vergi Anlaşmasının 15’nci maddesine göre, işçinin 183 günü aşkın yerleşik olması durumundan bu günden sonraki ödemeler Çin’de gelir vergisine tabi olacak ve oradaki sisteme göre vergilendirilecektir. Daha önceki tarihlere ilişkin ücret ödemeleri Türkiye’de stopaja tabi olacaktır.

 

Ancak, Anlaşma’nın 23’ncü maddesine göre, stopajın Türkiye’de yapılmasına devam edilmesi tercih edilirse, Çin’ce ödenmesi gereken vergiden mahsubu yapılması da mümkündür.   

 

Temsilcilik Ofisinin Kira Giderinin Vergisel Durumu:

 

Çin Halk Cumhuriyeti ile imzaladığımız Vergi Anlaşmasının 6’ncı maddesine göre, kira ödemesine ilişkin Türkiye’de her hangi bir stopaj hesaplanmayacaktır. Vergi, Çin’deki vergilendirme sistemine göre Çin Halk Cumhuriyeti tarafından alınacaktır.

 

Harcamaların Türkiye’deki Hesaplarda Giderleştirme Durumu:

 

Temsilik ofisine ilişkin giderlerin belgelenmesi durumunda Türkiye’deki hesaplarda gider olarak kayda alınmasında her hangi bir sakınca bulunmamaktadır.

 

Ancak, bu güne kadar ödemeler Çin’de faaliyet gösteren Globtek firmasına yapılmış olduğundan,  bize göre, bu harcamaların Globtek tarafından uygun bir komisyon tutarı eklenerek fatura edilmesi ve bu faturanın giderleştirilmesi şeklinde bir uygulamanın mümkün olduğunu düşünüyoruz.

 

Soru-40: İsviçre’de iş yeri açmak istiyoruz. Vergisel açıdan dikkat edeceğimiz hususlar nelerdir?

Cevap-40:  İsviçre Federal Anayasası ile yabancılar dahil olmak üzere tüm vatandaşlara şirket, ortaklık kurma vb. ticari faaliyette bulunma imkanı tanınmış olup, bunun için ayrıca bir kurumun onayı gerekmemektedir. İş kurarken gerekli olan belgeler sadece oturma ve çalışma müsaadesidir.

Ancak bankacılık, sigortacılık, otel ve lokanta işletmeciliği, avukatlık, eczacılık, dişçilik, doktorluk vb. bazı meslekler için kantonal düzeyde özel izin gerekebilmektedir.

Yabancı şahıs veya tüzel kişiler tarafından (burada Türk vatandaşları veya Türk firmaları söz konusu olacaktır) İsviçre’de bir firma kurulması ve/veya yatırım yapılmasının planlanması halinde, temel bilgileri (prensipte bir yabancının İsviçre’de bir firma kurmasının mümkün olup olmadığı, başarı şansı, atılacak adımların sıralanması ve yetkili İsviçre mercileri ile temas kurulması gibi) alabilmek için, “Standort:İsviçre, Zürih Bürosu”  ile  bağlantıya geçilmesi uygun olacaktır.

Söz konusu bürodan İsviçre’de bir şirket kurabilmek için gerekli tüm temel bilgileri edinmek mümkündür.

Büro’nun web adresi: www.standortschweiz.ch

Tel : +41 (0)31 323 07 10

Fax : +41 (0)31 324 86 00

e-mail : invest@seco.admin.ch

Yurt Dışına Çıkartılan Sermaye Açısından Değerlendirme:

Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’ın 13’ncü maddesine göre, Türkiye’de yerleşik kimselerin yurt dışında irtibat bürosu, temsilcilik ve benzerlerini kurmaları ve bunların kuruluş masrafları ve faaliyet giderlerinin bankalarca transferi serbesttir. Banka, bu tür transferi yapanları 30 gün içinde Müsteşarlığa bildirmekle yükümlüdür.  

Ayrıca, yurt dışına 5 milyon ABD doları dolarını aşan nakdi sermayenin yurt dışına çıkarılabilmesi için yatırım yapma, ticari faaliyette bulunma, ortaklığa katılma ve şube açmak gibi kazanç temin etme amacı taşıyan bir yapı kurmaya ve buna ek olarak  Bakanlığın iznine bağlıdır. 

Türkiye Cumhuriyeti Ve İsviçre Konfedarasyonu Arasında Yatırımları Karşılıklı Teşviki Ve Korunması Anlaşması Bazı Gelirlerin Kolaylıkla Transfer Edilmesini Hükme Bağlamıştır 

03.03.1988 Tarihinde yürürlüğe giren  “Türkiye Cumhuriyeti Ve İsviçre Konfedarasyonu Arasında Yatırımları Karşılıklı Teşviki Ve Korunması Anlaşması” nın 4’ncü maddesine göre, aşağıdaki ödemeler serbestçe transfer edilmektedir.

  • Kar, temettü ve diğer cari gelirler,
  • Kredi anlaşmasından doğan ana para ve faiz ödemeleri,
  • Royalti Ödemeleri,
  • İdari, teknik yardım ve diğer ücretler.
  • Yatırımın satış veya kısmi veya tüm tasfiye bedelleri.

İsviçre İle Türkiye Arasında Akdedilmiş Bir Vergi Anlaşması Bulunmamaktadır. İrtibat Bürosu Ve Şube İle İlgili Açıklama Türk Vergi Kanunlarına Göre Yapılacaktır.

Şube Ve İrtibat Bürosunun Yaptığı Kira Ve Ücret Ödemelerinin Stopaj Karşısındaki Durumu

Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’ncü maddesinde yazılı kişi ve kuruluşlar, Gelir Vergisi Kanunu’na göre ücret sayılan ödemeleri 94/1’nci , kira sayılan ödemeleri ise 94/5’nci maddeleri uyarınca kesintiye(stopaja) tabi tutarak yaparlar. Ücret ödemeleri ayrıca binde 6 nispetinde damga vergisi stopajına tabidir.

Bir Türk işverenin yurt dışında iş yeri oluşturması şu iki şekilde olabilir :

-           Ya yurt dışında şube kurulmuştur,

-           Ya da yurt dışında irtibat bürosu kurulmuştur.

Şayet yurt dışındaki iş yeri şube (branch) şeklinde ise, yani bu işyerinin kendi hasılatı varsa (işe ilişkin hasılat Türkiye’den fatura edilmiyor ve bu işe ilişkin gider ve maliyetler Türkiye’de kayda alınmıyorsa) şube tarafından yapılan ücret ve kira ödemeleri üzerinden Türk mevzuatına göre stopaj yapılması söz konusu olamaz. Çünkü böyle bir durumda tamamen yurt dışında gerçekleşen, Türkiye ile ilgilisi bulunmayan bir ödemeden bahsedilmektedir. Vergide hükümranlık ilkesi uyarınca Türk Vergi Kanunlarının stopaj açısından böyle bir ödeme için uygulanması mümkün değildir.

Yurt dışındaki işyeri irtibat bürosu niteliğinde ise, yani bu işyerinin kendi hasılatı yoksa, yani bu işyerine ilişkin masraflar Türkiye’den karşılanıp Türkiye’de gider kaydedilmekte ise, yapılan kira ve uyruğuna ve ikamet yerine bakılmaksızın bu ofiste çalışanlara yapılan ücret ödemeleri prensip olarak gelir vergisi stopajına tabidir.

Ancak söz konusu ödemeler ile ilgili ülke vergi kanunlarına göre o ülkede gelir vergisi veya benzeri bir vergiye tabi tutulmakta ise, bu ücret gelirinin Türkiye’de ayrıca vergilenmeyeceği yolundaki Gelir Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesi, bizim anlayışımıza göre bu stopajı gerekli olmaktan çıkarmaktadır.

Her ne kadar Gelir Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinde “Türk vatandaşları” tabiri yer almakta ise de, yurt dışı irtibat bürosunda istihdam edilen ve ücret geliri yurt dışında vergilenen yabancı uyruklu kişinin, Türk işverenden aldığı bu ücretin Türkiye’de stopaj gerektirdiği söylenemez. Yani, İsviçre’deki bu büroda Türk vatandaşı olmayan biri çalıştırılırsa ve bu kişiye ödenen ücret yurt dışında vergileniyorsa, Türkiye’de stopaj yapılmaması gerektiği düşüncesindeyiz. Çünkü GVK’nun 3 üncü maddesindeki parantez içi hükmü, yurt dışında vergilenmiş ücretlerin Türkiye’de tekrar vergilenmeyeceği şeklinde algılıyoruz ve bu konuda Türk vatandaşı olan olmayan şeklinde bir ayrıma gidilmemesi gerektiği görüşündeyiz.

İsviçre mevzuatına göre söz konusu kira ödemeleri ve ücretler üzerinden gelir vergisi stopajı veya gelir vergisi alınmıyorsa bu ödemelerin Türkiye’de stopaja tabi tutulması gerekir.

Buna karşılık, söz konusu ödemeler üzerinden İsviçre’de şu veya bu şekilde vergileme yapılıyorsa, bize göre GVK’nun 3’üncü maddesi uyarınca stopaj gereği ortadan kalkar.

Şayet Türkiye’deki müteşebbis yurt dışındaki işlerini ilgili ülke kanunlarına göre şirket kurmak şeklinde takip ediyor ise, bu şirketin tüm hisseleri Türk kişi veya firmalara ait olsa bile, işveren  bir yabancı tüzel kişidir. Ödeme ve kayıt da yurt dışında gerçekleşmiş olduğu için bu yabancı şirketin yurt dışında yaptığı ücret ödemesinde Türk vergi stopajı söz konusu olamaz.

Şube Kazançları Belli Koşullar Altında Kurumlar Vergisinden İstisnadır:

5520 Sayılı (Yeni) KVK’nun 5/1-g’nci maddesine göre, Kurumların yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimî temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri aşağıdaki şartları taşıyan kurum kazançları kurumlar vergisinden istisna olacaktır.

  • Bu kazançların, doğduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması,
  • Kazançların elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmiş olması,
  • Ana faaliyet konusu, finansal kiralama dahil finansman temini, sigorta hizmetlerinin sunulması veya menkul kıymet yatırımı olan kurumlarda, bu kazançların doğduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye'de uygulanan kurumlar vergisi oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması.

 

Soru-41: X Tali Bayisi, Bir üst Ana Bayi-Bölge Bayisine satmak üzere, vergi mükellefi olmayan nihayi

tüketicilerden aldığı Atıkları (Kağıt, Akü, plastik v.b.) maddeleri ilgili gider pusulası ile alım yapabilir mi?

Ve aynı zamanda % 5 Stopaja tabimidir? Atık Maddelerin nihayi tüketiciden alınmında ilgili %5 lik stopaj konusunda herhangi bir muafiyet kanun, tebliğ v.b. varmıdır.? Var ise ilgili kanun, tebliğ v.b. tarih ve sayısını belirtirseniz çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim. İyi Çalışmalar, iyi günler dilerim.

 

Cevap-41: Belge düzenlemek zorunluluğunda bulunan Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak zorunluluğunda bulunan serbest meslek erbabının belge düzenlemek zorunluluğunda bulunmalarından dolayı nihai (vergi mükellefi olmayan) tüketici konumunda bulunan kimselerden satın aldıkları eşyalar ile hizmetler için ödedikleri bedelleri, belgelemek gayesi ile kendileri tarafından bastırılan gider pusulası düzenlemek ve mal ya da hizmeti satın aldıkları kimselere imzalatmak mecburiyetindedirler.

 

Diğer yandan Gelir Vergisi Yasasının "Vergi Tevkifatı" başlıklı 94 .maddesinin 13 numaralı bendinde,  tevkifat uygulamasından vergiden muaf, esnaf muaflığından yararlananlar için söz konusu olacağı belirtilmiştir. Buna göre esnaf muaflığı dışında kalanlara yapılan ödemeler için ödemeyi ispat açısından gider pusulası düzenlenmiş olsa bile gelir vergisi kesintisi yapılmaması gerekmekte olduğu da ileri sürülmektedir.

 

Sorunuzdaki duruma göre, gider pusulası düzenlemeniz gerekmekle beraber kesinti yapmanız konusunda tam olarak kesin bir hükümle stopaj yapmalısınız ya da yapmamalısınız diyemiyorum. Ne var ki, GVK hükümleri içinde karşı taraf mükellef olmasa da gelir vergisi kesintisinin yapılması gerektiği konusunda düzenlemeler var. Örneğin, GVK 42'de (yıllara yaygın inşaat işleri) mükellef olmayan müteahhide yapılan ödemede dahi kesinti yapılacağı, GVK 18'de (telif kazançları) kazancı elde eden mükellef olmasa da kesintiye tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Keza, kazançları serbest meslek kazançları olan kollektif ve adi komandit şirketlere yapılan ödemelerden, bu şirketlerden bizzat Gelir vergisi mükellefi olmadıkları halde stopaj yapılacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla söz konusu durumda kesinti yapmanız gerekir gözükmekle beraber, idareden mukteza istemenizi öneririm.

 

Ayrıca belirtmek gerekilen diğer bir nokta da, 5228 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, hurda teslimleri KDV'den istisna edilmiştir.İhtiyari olan bu istisnayı da belgelerinizde dikkate almanız gerekmektedir.

 

Soru-42: Şirketimizdeki iş yoğunluğu nedeniyle gün içerisinde yüzlerce hatta bazen binlerce fatura düzenlemek zorunda kalmaktayız. Hal böyle olunca da imzaya yetkili yöneticiler açısından fazlasıyla zaman alıcı bir iş yükü oluşmaktadır. Acaba atılması gereken imzalar notere onaylattırılmak suretiyle fatura üzerine anlaşmalı matbaada bastırılarak kullanılması mümkün bulunmakta mıdır?

Cevap-42:Vergi uygulamaları bakımından faturada imzanın bulunması zorunludur. Ancak, iş yoğunluğu ve gün içerisinde düzenlenen fatura sayısının çok olması dikkate alınarak imzaya yetkili olanların imzalarının notere onaylattırılmak suretiyle fatura üzerine anlaşmalı matbaada bastırılarak kullanılması mümkün bulunmaktadır.

 

Aşağıda konu ile ilgili bir özelgeye yer verilmiştir.

 

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Usul Müdürlüğü

Sayı     : B.07.1.GİB.4.34.19.02/VUK-1/231-4       20.06.2007*4898

……………………………………………

İLGİ: 07.06.2007 tarihli dilekçeniz.

İlgide kayıtlı dilekçenizden, araç kiralama işinden dolayı ………….. Vergi Dairesi Müdürlüğünün …………………. vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, şirketinizin düzenlediği fatura sayısının çok olması nedeniyle yetkili kişilerce imzalanmasında güçlük yarattığı, bu nedenle faturaların anlaşmalı matbaalarda basımı aşamasında yetkili imzanın fatura üzerine bastırılmasının mümkün olup olmadığı hususunda görüşümüzü sorduğunuz anlaşılmaktadır.

 “Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 230 ve 231’inci maddelerinde faturanın şekli ve nizamına ilişkin esaslar düzenlenmiş olup,

Kanunun 231’inci maddesinin 4’ncü fıkrasında faturaların baş tarafında iş sahibinin veya namına imzaya mezun olanların imzası bulunur. Hükmü yer almıştır.

Yukarıdaki hükümde faturaların baş tarafında iş sahibinin veya namına imzaya mezun olanların imzasının bulunacağı belirtilmiş olup, faturaların imzalanma şekline ait herhangi bir hükme yer verilmemiştir.

Bu hükme göre, vergi uygulamaları bakımından faturada imzanın bulunması zorunludur. Ancak, iş yoğunluğu ve gün içerisinde düzenlenen fatura sayısının çok olması dikkate alınarak imzaya yetkili olanların imzalarının notere onaylattırılmak suretiyle fatura üzerine anlaşmalı matbaada bastırılarak kullanılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Başkan a.

Grup Müdür V.

Soru-43: Uluslar arası bir fonuz. Merkezi kendi ülkemizde bulunan şirketimize ait web sitemiz veya ücretsiz olarak bilgisayarlara indirilen bilgisayar programımız vasıtasıyla, kendi ülkemizdeki bankalardan birinde hesap açtıran yatırımcıların forex piyasalar üzerinden döviz ve değerli maden arbitraj işlemlerini yapmalarını sağlıyoruz. Yatırımcılara hiçbir danışmanlık hizmeti vermiyoruz. Vadeli işlemler piyasası üzerinden işlem yaptırmıyoruz.  İşlem yapanlardan hiçbir ücret almıyoruz veya komisyon bedeli tahsil etmiyoruz. Türkiye’de bu işin tanıtımını yapabilecek ve web üzerinden nasıl işlem yapılacağı konusunda eğitim verebilecek ama hiçbir şekilde danışmanlık yapmayacak kişilerden hizmet almak istiyoruz. Türkiye'de web sitemiz veya bilgisayar brogramımızı indirenlerin arbitraj yapmalarını sağlayacak nasıl bir faaliyet modeli kurgulanmalıdır? Görüşlerinizi rica ediyoruz.

Cevap-43:

 1             FOREX PİYASALAR

Forex ya da FX(Foreign Exchange) para değiştirme, farklı ülkelerin paralarının birbirleriyle değiştirildiği bir döviz piyasasıdır. Günlük ortalama 2 trilyon dolar işlem hacmiyle dünyanın hem en büyük hem de en hızlı gelişen finansal piyasasıdır. Bu likidite, dünyanın temel hisse senetleri borsalarının toplamından daha fazladır. Forex piyasaları genelde döviz birimleri arasında bir değişim platformu olarak kullanılsa da, bu piyasada altın ve gümüş gibi değerli metallerin yanın da petrol ve farklı borsalara ilişkin hisse senedi endeksleri de işlem görmektedir.

Bu piyasada fiyatlar çok hızlı hareket eder. Fiyat hareketleri göreceli olarak küçük olması nedeniyle (1 pip) piyasa kusursuz olarak çalışmakta ve likit olmaktadır.

Forex piyasasının katılımcıları ticari bankalar, merkez bankaları, portföy yönetim firmaları, sigorta şirketleri, büyük şirketler, korunma(hedging) fonları ve bireysel yatırımcılardır.

Forex piyasalarda emirlerin işlendiği genel bir merkez yoktur yani organize değildir. Buna karşın dünyanın farklı yerlerinde coğrafi ticari merkezler vardır. Merkezler önem sıralarına göre Londra, New York, Tokyo, Singapur, Frankfurt, Cenova, Zürih, Paris ve Hong Kong gibidir.

İşlemler bankalar, kurumlar ve bireysel yatırımcılar arasındaki elektronik ağ üzerinden yapıldığından 24 saatlik dilim boyunca işlem yapılabilmektedir. Forex günümüzde artık her ölçekte yatırımcının yalnızca internet bağlantısı ile günün her saatinde erişilebilinen çok aktif bir piyasadır.

Bireysel yatırımcılar için dünyanın en büyük ve en likit finansal piyasasının avantajlarından faydalanmak kolaylaştırılmıştır. Bireysel yatırımcılar yaptıkları işlemler için, işlemlerini gerçekleştiren aracı firmalara komisyon ya da ücret ödemiyorlar. Aracı firmalar ticari karlarını alış satış fiyatları arasındaki farktan alıyor. İşlemler doğrudan forex yatırımcısının bilgisayar ekranında gördüğü gerçek zamanlı alış ya da satış fiyatları üzerinden yapılıyor. Yatırımcı kendi hesap durumunu gerçek zamanlı işlem platformundan izleyebiliyor. Ayrıca forex piyasalarında yatırımcı hem alış hem de açığa satış yapabiliyor. Yatırımcı piyasanın düşeceğine inanıyorsa açığa satış yaparak düşen piyasadan da kazanç elde edebiliyor.

Forex piyasalarında yatırımcılar kaldıraç sisteminden yararlanabiliyorlar. Uygulanan kaldıraç oranına göre, yatırımcının hesabındaki para teminat olarak kullanılarak, yatırımcıya teminatın belirli katı kadar işlem yapma olanağı veriliyor.  Aracı kurumlar yatırımcılara 1:200 oranına kadar kaldıraç oranı uygulayabiliyorlar. Yatırımcı belirlenen orana göre hesabındaki parasının 200 katına kadar işlem yapabiliyor.

En fazla işlem gören 7 para birimine majör para birimi, diğer işlem gören tüm para birimleri minör para birimi olarak isimlendiriliyor

Forex alım satım yapılan sanal döviz bürosudur. Sanal döviz bürosunda YTL işlem yapılmaz.

Döviz bürolarında kur makası %1,  perakende piyasada %0,03 civarında olur.

Düşük kur makası 3 pip (1 pip=%1’in %1’i yani 10.000’de 1 ya da virgülden sonra 4. Hanedir. pip=>cent’in(Amerikan) %1’idir.) Fx işlem gören tüm paritelerde kullanılır.

1.1        Forex İşlemlerini Yapan Kuruluşlar

            Forex işlemleri döviz bürolarından bankalara kadar çeşitli statüdeki şirketler tarafından yapılmaktadır.

            Bankaların (Ticaret ve Yatırım Bankaları) işlem ve transfer masraflarından dolayı forex piyasalarında yatırım yapmak cazip olmaktan uzaktır. Ancak yeni düzenleme ile Türk bankalarına havale imkanıyla yurtdışı transferlerine gerek kalmamıştır.

1.2        Forex Piyasalarında Yatırım Araçları

·         Spot

·         Forward İşlemleri

·         Futures İşlemleri

·         Swaps İşlemleri

·         Options İşlemleri

1.3        Forex’te Spot İle Futures Arasındaki Fark

                     I.        Futures işlemleri genelde üç aylık vadeli sözleşmelere dayanılarak yapılmaktadır. Spot işlemleri ise teoride iki gün vadeli nakit teslim işlemidir. Bu özellik fiili olarak artık kullanılmamaktadır. Forex piyasalarında her gün saat 17’de bütün spot piyasaları kapatılır ve hemen ardından tekrar açılır. Bu durumda iki günlük teslim süresi böylece her açıldığında tekrardan açılır ve fiili teslimat yükümlülüğü fiilen ortadan kalkmış olur.

                   II.        Futures ile spot arasındaki diğer bir fark faiz kredilendirilmesidir. Forex piyasalarında işlem gören bütün para birimlerinin kendine özgü bir faiz oranı vardır. Bu faiz bütün pozisyonlara her gün eklenir. Futures de bu faiz futures sözleşmesinin bedelinin içindedir. Spot piyasalar nakit piyasalar olduğundan faiz değerleri fiyatlara yansıtılmaz.

2          ARBİTRAJ İŞLEMLERİ

Klasik tanımıyla arbitraj, başta döviz olmak üzere, menkul kıymet veya malların bir borsadan satın alınıp kar amaçlı ve eş zamanlı olarak diğer bir borsada iki borsa arasındaki pozitif fiyat farkını kullanmak suretiyle satılması işlemidir. Burada arbitrajcı iki farklı marketteki döviz alım satım kurları arasındaki farkı, eş zamanlı olarak kullanmak suretiyle bir kazanç sağlamaktadır.

Arbitraj işlemi kambiyo arbitrajı olarak algılandığında, çeşitli piyasalarda kote edilen dövizlerin kurları arasındaki farktan yararlanmak amacıyla yapılan alım-satım işlemidir. Arbitraj işlemi, genellikle kısa süreli bir işlem olup, bir dövizin bir piyasadan alınması ile başka bir piyasada satılması arasında geçen zaman dönemi oldukça kısadır.

Arbitraj işlemi, döviz borçlarının en az maliyetle ödenmesi, alacaklarının ise en fazla para ile tahsili olanağını sağlar. Arbitraj işlemi ile sağlanan kâr, çoğunlukla oldukça küçüktür. Bankalar bu tür işlemlere çok rağbet ettiklerinden, çeşitli piyasaların kurları, arbitraj işlemleri sonucu birbirine yaklaşmakta, aradaki fark, çoğunlukla ulaşım giderlerini karşılayacak düzeylere düşmektedir. Bu bakımdan arbitraj işleminden önemli ölçüde kâr sağlanabilmesi, işlemin büyük ölçeklerde yapılmasına bağlıdır, ancak bu da arbitraj işleminin riskini artırır.   

Arbitraj işlemi forex piyasaların dışında vadeli işlemler piyasalarında da kullanılan bir yöntemdir.

2.1      Dolaysız(Vasıtasız)Arbitraj

İki piyasa arasında karşılıklı olarak ve kendi paraları üzerinden doğrudan doğruya yapılan arbitraj işlemine "dolaysız arbitraj" denir. Bunu bir örnekle açıklayalım. 1 İngiliz Sterlini’nin (Pound) ABD Doları karşısındaki kuru New York’ta, 1,8000 ABD Doları, Londra’da ise 1,8001 ABD Dolarıdır. Bu durumda İngiliz Sterlini’nin ABD Doları karşısındaki fiyatı Londra’da, New York’takinden daha yüksektir. Bunun sonucu olarak, New York’ta dolar satarak sterlin almak ve Londra’da sterlin satarak dolar almak kârlı bir iştir.

New York’ta sterlin satın alınması bu piyasada dolara karşı sterlinin fiyatını artıracaktır. Londra’da ise, aksi yönde gelişme olarak, sterlinin dolar karşısındaki fiyatı düşecektir. Bu süre, her iki yerde, iki dövizin fiyatı (kuru) eşitlenene kadar sürecektir. İki farklı yerde dövizlerin alım ve satım işlemi esas olarak "düşük al-yüksek sat" ilkesine dayanmaktadır.

2.2        Dolaylı(Vasıtalı)Arbitraj

Dolaysız arbitrajda iki olan ülke ve para sayısı dolaylı arbitrajda en az üçe yükselir. Aynı paranın, değişik yabancı piyasalardaki kurlarının birbirlerinden farklı olmasından yararlanılarak, başka bir piyasadan alınıp diğer bir piyasada satılmasıdır.

2.3        Swaps Ve Arbitraj İşlemi İlişkisi

Swapsla ilgili olarak tartışmaya açık olan konu, bu tür işlemlerin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi karşısındaki durumudur. Bu noktada arbitraj işleminin ne olduğu, bu işlemlerin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi karşısındaki durumu ve swaps işlemlerinin bir arbitraj işlemi olarak değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği tartışmanın konusunu oluşturmaktadır. Zira Gider Vergileri Kanunu’nun istisnaları düzenleyen 29. maddesine, 4008 Sayılı Kanun’un 35. maddesiyle eklenen (p) bendiyle, arbitraj muameleleri ve bu muameleler sonucunda lehe alınan paralar, banka ve sigorta vergisinden müstesna tutulmuştur.

Tanımsal ifadeleri arbitraj ile swaps işlemlerinin birbiriyle fazlasıyla örtüşen uygulamalar olmadığını görmekteyiz. Arbitraj işlemi, eş zamanlı olarak farklı borsalardaki döviz kurları arasındaki farklılıklardan yararlanmak suretiyle kazanç sağlamak gayesiyle yapılan bir işlemdir. Swapsta ise, arbitrajdan farklı olarak bir vade vardır ve bu vadede para swapında; ana para ve faiz ödemeleri, faiz swapında ise, faiz ödemeleri el değiştirmektedir. Swaps, bir finansal risk yönetim tekniği olarak vadeli bir işlem iken, arbitrajda eş zamanlı olarak kazanç sağlama gayesi ön plandadır.

Teorik ifadesiyle iki finansal araç arasında bu farklılıklar bulunmakla birlikte, uygulamada yaşanan sıkıntılar nedeniyle Maliye Bakanlığı’nın bankalardaki uygulamalara yön vermek maksadıyla, Bankalar Birliğine vermiş olduğu Özelgeye göre; döviz swapı işlemleri, bir tarafın ihtiyacı olan dövizi karşı taraftan alması karşılığında buna tekabül eden başka bir dövizi karşı tarafa vermesi ve başlangıçta belirtilen kurdan vade tarihinde tekrar dövizlerin değişimi şeklinde cereyan eden bir arbitraj işlemidir. Bu nedenle gerek başlangıçta ve vadede meydana iki ayrı arbitraj işleminin, gerekse arbitraj işlemleri sonucu dövizler arasındaki kur farkından lehe kalan paraların banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesna olması gerekmektedir.

3  ARBİTRAJIN TÜRK VERGİ KANUNLARINDAKİ YERİ

Gider Vergileri Kanunu 29. Madde p bendi (4008 sayılı Kanunun 35. Maddesiyle eklenen bent)”Arbitraj muameleleri  ve bu muameleler sonucu lehe alınan paralar” hükmü ile arbitraj işlemlerinin  Banka ve Sigorta Muameleleri  Vergisi(BSMV)’nden muaf olduğu sonuca bağlanmıştır.

Gider Vergileri Kanunu 33. Maddesi 1. Fıkrasında “Kambiyo muamelelerinde nispet matrahın binde biridir.” Hükmü yer almaktadır. 2. Fıkrasında bankalar ile 2499 sayılı SPK.nu göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasası muamelelerinin %1, kambiyo muamelelerinde ise sıfıra kadar indirmeye Bakanlar Kurulu’nun yetkili olduğu ifade edilmiştir.

4        TÜRKİYEDEKİ BİLGİSAYAR ÜZERİNDEN YABANCI ŞİRKETİN WEB PROGRAMI İLE ARBİTRAJ YAPTIRMA İŞİ ANA ŞİRKETİN İRTİBAT BÜROSU OLARAK ÖRGÜTLENEBİLİR

İRTİBAT BÜROLARI

            4875 Sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Yönetmeliğinin(4875 Sayılı DYYKY) 6’ncı maddesine göre, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla irtibat bürosu açılmasına ve verilen sürelerin uzatılmasına Hazine Müsteşarlığı yetkilidir.

            Yabancı şirketlerin para ve sermaye piyasaları, sigortacılık gibi özel mevzuatı bulunan alanlarda faaliyette bulunmak amacıyla irtibat bürosu açma talepleri. İlgili özel mevzuat çerçevesinde yetkili kılınan kurum ve kuruluşlarca değerlendirilir.

            Kuruluş başvurma tarihinden itibaren 5 iş günü içinde sonuçlandırılmaktadır.

4875 Sayılı DYYKY’in 7’nci maddesine göre,  İrtibat Bürolarının Müracaatında Aranan Belgeler

·         Ana şirkete ait ve ilgili Türk Konsolosluğunca veya Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı çerçevesinde hazırlanan Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması sözleşmesi hükümlerine göre tasdik edilmiş Faaliyet Belgesi aslı

·         Ana şirket hakkında hazırlanmış Faaliyet Raporu veya bilanço ve gelir tablosu

·         İrtibat bürosunun faaliyetlerini yürütmekle görevli olarak atanacak kişiye verilecek yetki belgesi aslı

·         İrtibat bürosunun kuruluş işlemlerinin başka bir kimse aracılığı ile yürütülmesi durumunda vekaletname aslı

Doğrudan Yabancı Yatırımlarda Yabancı Uyruklu Personel İstihdamı Hakkında Yönetmelik’in 5-14’ncü maddelerine göre, irtibat Bürolarında İstihdam Edilecek Yabancı Personel  İle İlgili Şu Hususlara Dikkat Edilmesi Gerekmektedir:

            İrtibat bürolarında istihdam edilecek kilit yabancı personel aşağıdaki koşullarda çalıştırılabilecektir.

Kilit personel olarak adlandırılabilmek için; aşağıda listelenen, alanlarından en az bir tanesinde görev alan veya bu konularda yetki sahibi; şirket ortağı, yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, genel müdür, genel müdür yardımcısı, şirket müdürü, şirket müdür yardımcısı ve benzeri mevkilerde görev yapan kişilerden birisi olmak gerekmektedir:

  • Şirketin üst yönetiminde ya da yürütme pozisyonunda çalışmak,
  • Şirketin tamamını veya bir bölümünü yönetmek,
  • Şirketin denetçilerinin, idari veya teknik personelinin işlerini denetlemek veya kontrol etmek,
  • Şirkete yeni personel almak  ya da mevcut personelin işine son vermek veya bu konularda teklif yapmak,

Ayrıca aşağıdaki personel kilit personel konumundadır:

  • Şirketin hizmetleri, araştırma cihazları, teknikleri ya da yönetimi için temel sayılan bilgiye sahip kişi,
  • İrtibat bürolarında, yurt dışındaki ana şirket tarafından adına yetki belgesi düzenlenen en fazla bir kişi.

Yabancı personelin çalıştırılabilmesi için yurt dışından ve yurt içinden başvurulması mümkündür.

Yurt içinden yapılacak başvurularda sadece en az altı ay süreli ikamet tezkeresi almış ve bu süresi sona ermemiş olan yabancılar veya bunların işverenleri, başvurularını doğrudan Bakanlığa yapabilirler.

Türkiye’de öğrenim amacıyla verilen ikamet izinleri hariç, herhangi bir sebebe istinaden en az altı ay süreli ikamet izni almış olup da bu izin süresi içerisinde çalışma izni verilmiş yabancılardan, Türkiye’nin dış temsilcilikleri kanalı ile çalışma vizesi alması koşulu aranmaz. Ancak, insan ticaretine konu olan veya olabilecek alanlarda çalışacak yabancılar için altı ay süreyle ikamet etmiş olması konusu dikkate alınmayarak, her defasında dış temsilciliklerimizden çalışma vizesi almaları koşulu aranır.

Turistik vize ya da çalışma amacı dışındaki vizelerle veya iki ülke arasındaki vize muafiyeti programı ve diğer vize kolaylıklarından yararlanarak Türkiye’ye gelmiş olan ve ikamet tezkeresi olmayan yabancıların, çalışma izni için yurt içinden başvuruları alınmaz.

Yurt dışından yapılan başvurular, uyruğunda bulundukları veya daimi ikamet ettikleri ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapılır. Temsilcilikler, çalışma izin talebine ilişkin olabilecek değerlendirmeleri ile birlikte bu başvuruları doğrudan Bakanlığa iletirler. Türkiye Cumhuriyeti temsilcilikleri ile Bakanlık, yurt dışından yapılacak çalışma izni başvuruları ile ilgili işlemleri, elektronik posta yolu ile yürütür. Başvuru sırasında istenilen belgeler ise, yabancının temsilciliğe başvurduğu tarihten itibaren en geç üç iş günü içerisinde yabancının işverenince Bakanlığa intikal ettirilir. Bütün belgeler teslim edildikten sonra doksan günlük süre içinde sonuç alınır.

5        TÜRKİYE’DEKİ BİLGİSAYAR ÜZERİNDEN YABANCI ŞİRKETİN WEB PROGRAMI İLE ARBİTRAJ YAPTIRMA İŞİ TÜRKİYE’DE KURULACAK BİR EĞİTİM/DANIŞMANLIK ŞİRKETİ OLARAK ÖRGÜTLENEBİLİR

            Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde şahıs ya da sermaye şirketi olarak ya da Borçlar Kanunu hükümlerine göre adi şirket olarak kurulabilir. Bu şirket ayrıca özellikli olmayan doğrudan yabancı yatırımlar statüsünde hizmet verebilir.

·         Bu tür bir şirket gözetiminde  yapılan arbitraj işlemlerinin  hukuken hiçbir sakıncası bulunmamaktadır. Nitekim, uygulamada bu yapıya uygun olarak kurulan şirketler çalışmalarına hiçbir problem doğmadan faaliyet göstermektedir (Örneğin:  Forex Türkçe Piyasalar/Türk www.forex-turkce.com , Hedef Finansal Danışmanlık Hizmetleri Ltd./Türk-TTK kapsamında şirket www.hedefonline.com , İstanbulFx/New  York/ABD merkezli www.istanbulfx.com , Tacirler Menkul Değerler A.Ş./Türk/SPK tabi aracı kurum www.tacirler.com.tr )

Bu tür bir yapılanma durumunda arbitrajı web üzerinden kendi programı ile yaptıran yabancı şirketin yabancı personelinin de özellikle eğitim amaçlı istihdam edilmesi mümkün olabilir.

Bazı yabancı çalışanların çalışma izni almalarına gerek bulunmamaktadır. Bunlar;

·         Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerle çalışma izninden muaf tutulanlar,

·         Daimi ikametgahları yurt dışında olup bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetler amacıyla bir aydan az, sportif faaliyetler amacıyla dört aydan az süre için geçici olarak Türkiye’ye gelen yabancılar,

·         Sosyo-kültürel ve teknolojik alanlar ile eğitim konularında bir ayı aşmayan bir sürede Türkiye’ye önemli hizmet ve katkı sağlayabilecekleri ilgili mercilerce bildirilenler,

Muafiyet süreleri uzatılamaz. Ayrıca, son iki sıradakiler muafiyet hükümlerinden aynı yıl içinde sadece bir kez yararlanır.

Bu maddede sayılan yabancılar, geliş amaçlarını, ne kadar süre ile ve nerede kalacaklarına ilişkin bilgileri, bulundukları yerin emniyet makamlarına bildirirler. Bu bildirimlerde şahsi başvuru zorunluluğu yoktur.

Rapor konusu uygulamada gelen yabancıların muafiyet hükümlerinden yararlanmaları mümkün gözükmemektedir.

Yabancı personelin çalışma başvuru süreçleri yukarıdaki bölüme açıklandığı gibidir.

6          ŞUBE ŞEKLİNDE FAALİYETTE BULUNULABİLİR

Yabancı bir gerçek kişinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 3-8’nci maddelerine ve yabancı bir tüzel kişinin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’ncü maddesi hükümlerine göre,  Türkiye’de şube açması durumunda ilgili kişi dar mükellef olarak tanımlanır. Dar mükellef olmanın yukarıda sayılan kuruluş ve istihdam prosedürleri yanında kendine özgü hususları söz konusudur.       

            Dar mükellef kurumların iş yeri veya daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de elde ettikleri kazançları tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümlerin uygulanacağı Kurumlar Vergisi Kanunu madde 22’de açıklanmıştır. Dar mükellefiyete tabi kurumların ticari ve zirai kazançlar dışında kalan kazanç ve iratların ise Gelir Vergisi Kanunu’nun diğer kazanç ve iratların tespitine ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmekte, bu kazanç ve iratların Türkiye’de yapılmakta olan ticari veya zirai faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde kurum kazancı 22. Maddenin 1. Fıkrasına göre tespit edileceği hüküm altına alınmıştır.

Dar mükellef kurum, yabancı şirketin Türkiye’de gelir elde etmesi durumunda kendiliğinden söz konusu olabilmektedir.

            7   ÖNERİ VE DEĞERLENDİRMEMİZ

Yatırımcıların Türkiye’deki bilgisayarlar üzerinden, şirketin web sitesi veya bir bilgisayar programı aracılığı ile  forex işlemlerinin yapılmasını sağlayacak bir örgütlenmenin hangi yollardan birisi ile yapılabileceğine ilişkin tercihler aşağıda sıralanmıştır: 

·         Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde adi şirket statüsünde şirket kurulabilir

·         Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde şahıs ya da sermaye şirketi(limited ya da anonim ) kurulabilir

·         Eğitim-Danışmanlık şirketi kapsamında Borçlar Kanunu ya da Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde istenilen statüde şirket kurulabilir.

·         Bu şirketin ortakları tamamen Türk olabileceği gibi yabancı ortaklarda bulunabilir.

·         Şirket ortakları tamamen yabancılardan  da oluşabilir.

·         Forex piyasalarda faaliyette bulunmak için Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olma zorunluluğu bulunmamaktadır.

·         Yurtdışı merkezli şirketin Türkiye’de şubesi açılabilir.

·         Doğrudan Yabancı Sermaye statüsünde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirket kurulabilir.

·         Türkiye’deki bankalarda hesap açılması durumunda dar mükellef kapsamında işlem görülür.

·         Türkiye içinde bankalar arası para aktarımlarında (döviz olarak) dolaşıma tabi olduğundan masraf ve komisyon alındığından tavsiye edilmemektedir

·         Türkiye’de yeni bir şirket kurulması, şube açılması ya da irtibat bürosu açılması durumunda dar mükellef tüzel kişi olarak Kurumlar Vergisi Kanunu hükümlerinde dar mükellef kurum statüsünde işlem görecektir. Kurumlar Vergisi Kanunu 22. Maddenin 1. Bendi kapsamında tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanır.

·         Sermaye Piyasası Kurulu’nun geçici olarak SPK.nuna tabi yeni aracı kurum kuruluşunu durdurduğundan mevcut aracı kurumlardan birine şahıs ya da tüzel kişi iştirak yapılabilir

Forex piyasalarda internet kullanımının yaygınlaşması sonucunda şirketlerin web siteleri aracılığı ile işlem yapılmaktadır.  Şirketin bu işlemleri Türkiye’deki banka şubeleri üzerinde açtıracağı bir hesap üzerinden gerçekleştirmesi durumu hariç olmak üzere Türkiye’de gelir ettiği anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla, dar mükellef şube şeklindeki bir örgütlenme gereksizdir.

Diğer taraftan, yabancı şirketin önümüzdeki dönemde Türkiye’de ciddi yatırımlar yapma gibi bir planı yoksa, Türkiye’deki bilgisayarlar üzerinden  faaliyette bulunmak için irtibat ofisi gibi idari yönden odaklanılması gereken veya aracı kurum hissedarlığı gibi(SPK aracı kurum kurulmasına izin vermemektedir)  nispeten pahalı ve kurumsal bir alternatifi şu aşamada düşünmemesi uygun olacaktır.

Bizim önerimiz; Yabancı gurubun Türkiye’de Ticaret Hukuku hükümlerine göre bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurmaları, kurulan eğitim ve danışmanlık şirketi vasıtasıyla, kullanılan web sitesinin tanıtılması ve nasıl kullanılacağı ile ilgili eğitim verilmesi faaliyetinin tercih edilmesidir. Ayrıca, yatırım danışmanlığı yapılmadığı taktirde SPK hükümlerine ilişkin bir sakınca bulunmadığını düşünüyoruz

 

Soru-44: Türkiye dışında faaliyet gösteren yabancı bir şirketiz. Türkiye'de yatırım yapmak istiyoruz. İlk etapta bir irtibat ofisi açarak işe başlamak istiyoruz. Ardından o irtibat ofisini şubemiz haline getirmek veya şirket kurmak istiyoruz. Gerekli izinler, bilgilendirmeler ve vergilendirme biçimleri ile ilgili nelere dikkat etmemiz gerekmektedir? Yardımınız için teşekkür ederiz.  

 

Cevap-44:

TÜRKİYE’DE YABANCI YATIRIM PROSEDÜRLERİ VE VERGİSEL POZİSYONU

Ali İhsan Özgür Çilingir

Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir

A-   İŞLEMLER

1- TÜRKİYE’DE, YABANCILAR TARAFINDAN ŞİRKET KURULMASI

Kuruluş İşlemlerinde Gerekli Olan Belgeler

Yabancı Uyruklu Ortağı Olan Limited Şirket Kuruluşunda İstenilen Belgeler

1. Dilekçe (yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı, vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

2. Kuruluş bildirim formu (ilgili yerler doldurularak yetkili tarafından imzalanmalıdır 5 nüsha)

3. Noter tasdikli ana sözleşme (3 nüsha)

4. Kurucular ve müdürlerin fotoğraflı nüfus sureti (noter veya muhtar onaylı - 2 nüsha)

5. Tercüme edilmiş pasaport sureti (noter onaylı – 2 nüsha)

6. Müdürlerin şirket unvanı altında imza beyannamesi (2 nüsha)

7. Tahsil edildi kaşeli ve imzalı banka dekontları (sermayenin onbinde dördünün rekabet kurumunun Ziraat Bankası Bilkent Plaza Şubesinde bulunan 5383761-5016 nolu hesaba yatırıldığını gösteren banka dekontu veya bankadan onaylı EFT makbuzu)

8. Oda kayıt beyannamesi (yetkililer tarafından imzalanmalı ortakların resimleri bulunmalıdır)

9. Taahhütname (yetkililer tarafından imzalanmış olmalı.)

10. İşyeri Bildirgesi

Yabancı uyruklu ortak gerçek kişi ise tercüme edilmiş noter onaylı pasaport sureti, yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşı için çalışma veya ikamet izni, yabancı ortak tüzel kişi ise; tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı faaliyet belgesi aslı ve noter onaylı tercümesi, tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı sicil özeti, kuruluş işlemlerini yürütecek kişiye verilen tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı vekaletname (vekaletnamede ortak olunacak şirkete iştirak ve bu şirkette kendilerini temsile yetkili kişi belirtilecektir.)

• Kurulacak şirkete yabancı ortaklarca yabancı ülkelerde kurulu bulunan şirketlerin menkul kıymetlerinin sermaye olarak konulması halinde; menşe ülke mevzuatına göre değer tespitine yetkili makamların veya menşe ülke mahkemelerince tespit edilecek bilirkişilerin yada uluslar arası değerlendirme kuruluşlarınca düzenlenecek, Türk Konsolosluğundan veya Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı Çerçevesinde hazırlanan “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi” hükümlerine göre tasdik edilmiş belgenin aslı ve Türkçe tercümesi

• Türkiye’de ikamet eden yabancı uyruklu kişi için ikamet izni ibraz edilmelidir.

• Ortak yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşı ise; çalışma veya ikamet izni eklenmelidir.

Bakanlık İznine Tabi Olmayan Yabancı Ortaklı Anonim Şirketin Kuruluşu Sırasında İstenilen Belgeler

1. Dilekçe (yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı, vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

2. Kuruluş bildirim formu (ilgili yerler doldurularak yetkili tarafından imzalanmalıdır - 5 nüsha)

3. Noter tasdikli ana sözleşme (3 nüsha)

4. Kurucuların ve yetkililerin fotoğraflı nüfus sureti (noter veya muhtar onaylı-2 nüsha)

Yabancı ortak gerçek kişi ise tercüme edilmiş noter onaylı pasaport sureti (2 nüsha), yurt dışında ikamet eden Türk Vatandaşı için çalışma veya ikamet izni yabancı ortak tüzel kişi ise; tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı faaliyet belgesi aslı ve noter onaylı tercümesi, tercüme edilmiş apostil veya Konsolosluk onaylı sicil özeti; kuruluş işlemlerini yürütecek kişiye verilecek apostil veya konsolosluk onaylı tercüme edilmiş vekaletname (vekaletnamede ortak olunacak şirkete iştirak ve bu şirkette kendilerini temsile yetkili kişi belirtilmelidir)

5. Yetkililerinin şirket unvanı altında imza beyannamesi (2 nüsha)

6. Tahsil edildi kaşeli ve imzalı banka dekontları (sermayenin onbinde dördünün rekabet kurumunun Ziraat Bankası Bilkent Plaza Şubesinde bulunan 5383761-5016 nolu hesaba yatırıldığını gösteren banka dekontu veya bankadan onaylı EFT makbuzu)

7. Oda kayıt beyannamesi (daktilo ile doldurulmalı, ortakların resimleri bulunmalıdır)

8. Taahhütname (yetkili tarafından imzalanmış olmalı)

9. İşyeri Bildirgesi

• Kurulacak şirkete yabancı ortaklarca yabancı ülkelerde kurulu bulunan şirketlerin menkul kıymetlerinin sermaye olarak konulması halinde menşe ülke mevzuatına göre değer tespitine yetkili makamların veya menşe ülke mahkemelerince tespit edilecek bilirkişilerin yada uluslar arası değerlendirme kuruluşlarınca düzenlenecek, Türk Konsolosluğundan veya Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı Çerçevesinde hazırlanan “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi”hükümlerine göre tasdik edilmiş belgenin aslı ve Türkçe tercümesi

• Türkiye’de ikamet eden yabancı uyruklu kişi için ikamet izni ibraz edilmelidir.(onaylı)

• Ortak yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşı ise; çalışma veya ikamet izni eklenmelidir.(onaylı)

Bakanlık İznine Tabi Yabancı Ortaklı Anonim Şirketin Kuruluşu Sırasında İstenilen Belgeler

Özel finans kurumları, bankalar, holdingler, sigorta şirketleri, finansal kiralama şirketleri, factoring şirketleri, döviz büfesi işleten şirketler, SPK ’ya tabi olan şirketler, umumi mağazacılıkla uğraşanlar, serbest bölge kurucusu ve işleticisi şirketlerin kuruluş ve ana sözleşme değişikliği bakanlık iznine tabidir.

1. Dilekçe (yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı, vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

2. Kuruluş bildirim formu (ilgili yerler doldurulup yetkili tarafından imzalanmalıdır - 5 nüsha)
3. Noter tasdikli Ana Sözleşme (3 nüsha)

4. Kurucu ve yetkililerin fotoğraflı nüfus sureti(noter veya muhtar onaylı-2 nüsha)

Yabancı ortak gerçek kişi ise tercüme edilmiş noter onaylı pasaport sureti (2 nüsha), yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşı ortak için çalışma ve ikamet izni yabancı ortak tüzel kişi ise; tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı faaliyet belgesi aslı ve noter onaylı tercümesi, tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı sicil özeti; kuruluş işlemlerini yürütecek kişiye verilen apostil veya konsolosluk onaylı tercüme edilmiş vekaletname (vekaletnamede ortak olunacak şirkete iştirak ve bu şirkette kendilerini temsile yetkili kişi belirtilmelidir)

5. Yetkililerin unvan altında imza beyannamesi (2 adet)

6. Bakanlık izin yazısı

7. Tahsil edildi kaşeli ve imzalı banka dekontları (sermayenin onbinde dördünün rekabet kurumunun Ziraat Bankası Bilkent Plaza Şubesinde bulunan 5383761-5016 nolu hesaba yatırıldığını gösteren banka dekontu veya bankadan onaylı EFT makbuzu)

8. Oda kayıt beyannamesi (daktilo ile doldurulmalı, ortakların resimleri bulunmalıdır)

9. Taahhütname (yetkili tarafından imzalanmış olmalı)

• Türkiye’de ikamet eden yabancı uyruklu kişi için ikamet izni ibraz edilmelidir.(onaylı)

• Ortak yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşı ise; çalışma veya ikamet izni eklenmelidir.(onaylı)

Hisse Devri Yolu İle Yabancı Uyruklu Gerçek Veya Tüzel Kişinin Şirkete Ortak Olması Durumunda İstenilen Belgeler

1. Dilekçe (yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı, vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

2. Limited şirkette noter onaylı ortaklar kurulu kararı (kararda ortakların adres ve uyruğu belirtilmelidir - 2 nüsha) kolektif ve komandit şirkette ana sözleşmenin ilgili maddelerinde değişikliğe ilişkin imzaları noter onaylı tadil tasarısı (2 nüsha)

3. Noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesi (1 nüsha)

4. Yabancı ortak gerçek kişi ise tercüme edilmiş noter onaylı pasaport sureti (2 nüsha), yurt dışında ikamet eden T.C uyruklu ortak için çalışma ve ikamet izni yabancı ortak tüzel kişi ise; tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı faaliyet belgesi aslı ve noter onaylı tercümesi, tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı sicil özeti, hisse devir işlemlerini yürütecek kişiye ortaklarca verilecek tercüme edilmiş apostil veya konsolosluk onaylı vekaletname. (Ortak olunacak şirkete iştirak ve bu şirkete kendilerine temsile yetkili kişi vekaletname de belirtilmelidir)

5. Yeni ortağın fotoğraflı nüfus sureti (noter veya muhtar onaylı 1 nüsha)

• Türkiye’de ikamet eden yabancı uyruklu kişi için ikamet izni ibraz edilmelidir.(onaylı)

• Ortak yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşı ise; çalışma veya ikamet izni eklenmelidir.(onaylı)

• Hisse devir kararlarında sermayenin kısmen veya tamamen ödendiğinin beyan edilmesi zorunlu değildir; ancak kararda belirtilmesi durumunda sermayenin ödendiğinin ve öz varlık içinde sermayenin korunduğunun tespit edildiği SMMM/YMM raporunun ve müşavire ait faaliyet belgesinin ibrazı gerekmektedir.

YABANCI ŞİRKETLERİN HAZİNEYE YAPMALARI GEREKEN BİLGİLENDİRMELER

Ticaret Sicili Tarafından Yapılacak Bildirimler

4875 Sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Yönetmeliği’nin 4’ncü maddesine göre, ilgili Ticaret Sicil Memurlukları,

·        Kanun kapsamındaki şirket ve şubelerin kuruluş aşamasında ilgililerce doldurulacak "Şirket ve Şube Kuruluş Bildirim Formu ve Dilekçesi"nin bir nüshasını,

·       Bu şirketlerin tescil ve ilana tabi her türlü ana sözleşme değişikliklerinin bir nüshasını,

·       Bu şirketlerce ilgili Ticaret Sicil Memurluğuna iletilen "Ortaklar Listesi" veya "Hazirun Cetveli"nin bir nüshasını,

Müsteşarlığa gönderirler.

Bizzat Şirket Tarafından Yapılacak Bildirimler

4875 Sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Yönetmeliği’nin 5’nci maddesine göre, Kanun kapsamındaki şirket (ve şubeler);

·            Sermayelerine ve faaliyetlerine ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-1) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Faaliyet Bilgi Formu" çerçevesinde yıllık bazda ve her yıl en geç Mayıs ayı sonuna kadar,

·            Sermaye hesabına yapılan ödemelere ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-2) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Sermaye Bilgi Formu" çerçevesinde, ödemeyi takip eden 1 ay içinde,

·            Mevcut yerli veya yabancı ortakların kendi aralarındaki veya şirket dışındaki herhangi bir yerli veya yabancı yatırımcıya yaptıkları hisse devirlerine ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-3) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Hisse Devri Bilgi Formu" çerçevesinde ve hisse devrinin gerçekleşmesini müteakip en geç 1 ay içinde,

Genel Müdürlüğe bildirirler.

·                Tamamen yerli sermayeli şirketler;

·                Şirkete yabancı bir yatırımcının iştirak etmesi veya

·                Şirketin yaptığı sermaye artışına şirket dışındaki bir yabancı yatırımcının iştirak etmesi suretiyle hisse devrinin gerçekleşmesi halinde,

Hisse devirlerine ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-3) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Hisse Devri Bilgi Formu" çerçevesinde ve hisse devrinin gerçekleşmesini müteakip en geç 1 ay içinde Genel Müdürlüğe bildirirler.

Yabancı Personel İstihdamında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde şahıs ya da sermaye şirketi olarak ya da Borçlar Kanunu hükümlerine göre adi şirket kurmak mümkündür. Bu şirket özellikli olmayan doğrudan yabancı yatırımlar statüsünde hizmet verebilir.

Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin 4’ncü maddesine göre, yabancı personelin çalışma başvuruları, yurt dışında Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine, yurt içinde doğrudan Bakanlığa yapılabilir.

5’nci maddeye göre, tüm başvuruların yazılı olarak Yönetmelikte belirlenen mercie dilekçe ile yapılması, yYönetmelik eki form ve belgelerin formun açıklama bölümünde belirtilen şekilde doldurulması ve yine form ekinde belirlenen tüm belgelerin başvuru dilekçesine eklenmesi gerekmektedir.

Bakanlık tarafından, bu Yönetmelikte istenilen belgeler dışında istenilecek belgeler, ulusal mevzuat ve değişen sosyo - ekonomik konjonktüre göre belirlenir.

Çalışma izinleri, Bakanlıkça yazılı olarak verilir. Çalışma izni verilen veya izni uzatılan yabancı mesleki hizmet sunucusuna verilecek ikamet izninde, ilgili meslek odasına geçici üyelik koşulu aranır.

6’ncı maddeye göre, yabancılar, yurt dışından çalışma izni için başvurularını, uyruğunda bulundukları veya daimi ikamet ettikleri ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yaparlar. Temsilcilikler, çalışma izin talebine ilişkin olabilecek değerlendirmeleri ile birlikte bu başvuruları doğrudan Bakanlığa iletirler.

28’nci maddeye göre, Türkiye’ye çalışmak üzere gelen bir yabancının eş ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarına da; yabancının kendisi ile birlikte en az beş yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olmaları koşulu ile Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre süreli çalışma izni verilebilir. 29’ncu madde uyarınca, az beş yıllık kanuni ve kesintisiz ikamet koşulunun yerine getirildiği emniyet makamlarından alınacak belge ile kanıtlanır. Bu belge diğer belgelerle birlikte Bakanlığa süreli çalışma izni başvurusu sırasında iletilir.

Belli aşamadan sonra süresiz çalışma izni hakkına ulaşılır. 32’nc maddeye göre, yabancının en az sekiz yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması koşulunun yerine getirildiği emniyet makamlarından alınacak belge ile kanıtlanır. Bu belge diğer belgelerle birlikte Bakanlığa süresiz çalışma izni başvurusu sırasında iletilir.

Yabancı çalışanın bağımsız çalışma izni alması da söz konusu olabilir. 36’ncı maddeye göre, bağımsız çalışma izni; yabancıların, Türkiye’de en az beş yıl kanuni ve kesintisiz olarak ikamet etmiş olmaları, çalışmalarının, ekonomik kalkınma açısından katma değer yaratması ve istihdam üzerinde olumlu etki yapacak olması koşuluyla verilebilir.

37’nci maddeye göre, 7 nci maddesinde öngörülen, yabancının en az beş yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması koşulunun yerine getirildiği emniyet makamlarından alınacak belge ile kanıtlanır. Bu belge diğer belgelerle birlikte Bakanlığa bağımsız çalışma izni başvurusu sırasında iletilir.

40’ncı maddeye göre, bağımsız çalışma izninin değerlendirilmesinde dikkate alınmak üzere; yabancının faaliyetinin, ulusal ekonomiye sağlayacağı katkı ve yabancının icra edeceği faaliyet için yeterli miktarda gelire sahip olduğunu kanıtlayan belgeler, diğer belgelerle birlikte Bakanlığa iletilmesi istenebilir.

41’nci maddeye göre, bağımsız çalışma izni verilmesi uygun bulunan yabancıya, bağımsız çalışabileceğine ilişkin "Bağımsız Çalışma İzni Müracaat Belgesi" verilir.

Bazı yabancı çalışanların çalışma izni almalarına gerek bulunmamaktadır. Bunlar;

·       Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerle çalışma izninden muaf tutulanlar,

·       Daimi ikametgahları yurt dışında olup bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetler amacıyla bir aydan az, sportif faaliyetler amacıyla dört aydan az süre için geçici olarak Türkiye’ye gelen yabancılar,

·       Sosyo-kültürel ve teknolojik alanlar ile eğitim konularında bir ayı aşmayan bir sürede Türkiye’ye önemli hizmet ve katkı sağlayabilecekleri ilgili mercilerce bildirilenler,

Muafiyet süreleri uzatılamaz. Ayrıca, son iki sıradakiler muafiyet hükümlerinden aynı yıl içinde sadece bir kez yararlanır.

Bu maddede sayılan yabancılar, geliş amaçlarını, ne kadar süre ile ve nerede kalacaklarına ilişkin bilgileri, bulundukları yerin emniyet makamlarına bildirirler. Bu bildirimlerde şahsi başvuru zorunluluğu yoktur.

2- YABANCI ŞİRKETİN TÜRKİYE’DE ŞUBE AÇMASI

Yabancı Uyruklu Bir Şirketin Türkiye’de Şubesinin Tescili İçin Gerekli Belgeler

30 Kasım 1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasim Şirketler Kanununa göre yabancı uyruklu bir şirketin Türkiye İstanbul şubesinin kuruluşu için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel müdürlüğünden izin alınması gerekmektedir.

• Dilekçe (yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı, vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

• Türkiye vekili için düzenlenen noter onaylı 2 nüsha vekaletname sureti.

• Sanayi ve Ticaret Bakanlığı izin yazısı.

• Sanayi ve Ticaret Bakanlığı onaylı 1 nüsha müzeyyel beyanname ve 2 nüsha ilanı.

• Şube yetkilisi TC uyruklu ise fotoğraflı nüfus cüzdanı sureti yabancı uyruklu ise tercüme edilmiş noter onaylı pasaport sureti.

• Şube temsilcisinin şube unvanı ile düzenlenen imza beyannamesi

• Taahhütname (yetkili tarafından imzalanmış olmalı)

• Oda kayıt beyannamesi (Daktilo ile doldurulmalı, şube temsilcilerinin resimleri bulunmalıdır)

Hazine Müsteşarlığına Yapılacak Bildirim:

Yukarıda Açıkladığımız Üzere, DYYKY’nin 5’nci Maddesine Göre, Yabancı Şubelerin Hazineye Yapacakları Bildirim Şirketlerin Bildirimlerinde Olduğu gibi;

·   Sermayelerine ve faaliyetlerine ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-1) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Faaliyet Bilgi Formu" çerçevesinde yıllık bazda ve her yıl en geç Mayıs ayı sonuna kadar,

·   Sermaye hesabına yapılan ödemelere ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-2) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Sermaye Bilgi Formu" çerçevesinde, ödemeyi takip eden 1 ay içinde,

·   Mevcut yerli veya yabancı ortakların kendi aralarındaki veya şirket dışındaki herhangi bir yerli veya yabancı yatırımcıya yaptıkları hisse devirlerine ilişkin bilgileri Yönetmelik ekinde (EK-3) yer alan "Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Hisse Devri Bilgi Formu" çerçevesinde ve hisse devrinin gerçekleşmesini müteakip en geç 1 ay içinde,

Genel Müdürlüğe bildirirler.

3- TÜRKİYE’DE İRTİBAT BÜROSU AÇMAK

4875 Sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Yönetmeliğinin(4875 Sayılı DYYKY) 6’ncı maddesine göre, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla irtibat bürosu açılmasına ve verilen sürelerin uzatılmasına Hazine Müsteşarlığı yetkilidir.

Yabancı şirketlerin para ve sermaye piyasaları, sigortacılık gibi özel mevzuatı bulunan alanlarda faaliyette bulunmak amacıyla irtibat bürosu açma talepleri. İlgili özel mevzuat çerçevesinde yetkili kılınan kurum ve kuruluşlarca değerlendirilir.

Kuruluş başvurma tarihinden itibaren 5 iş günü içinde sonuçlandırılmaktadır.

İrtibat Bürolarının Müracaatında Aranan Belgeler

4875 Sayılı DYYKY’in 7’nci maddesine göre;

·       Ana şirkete ait ve ilgili Türk Konsolosluğunca veya Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı çerçevesinde hazırlanan Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması sözleşmesi hükümlerine göre tasdik edilmiş Faaliyet Belgesi aslı

·       Ana şirket hakkında hazırlanmış Faaliyet Raporu veya bilanço ve gelir tablosu

·       İrtibat bürosunun faaliyetlerini yürütmekle görevli olarak atanacak kişiye verilecek yetki belgesi aslı

·       İrtibat bürosunun kuruluş işlemlerinin başka bir kimse aracılığı ile yürütülmesi durumunda vekaletname aslı

İrtibat Bürolarının İşleyişi Esnasında Hazine Müsteşarlığına Yapılması Gereken Bildirimler

Yönetmeliğin 8’nci maddesine göre,  irtibat bürolarının işleyişinde aşağıdaki esaslar geçerlidir:

·           Kuruluş izni alan irtibat büroları, vergi dairesine kayıt belgesinin bir örneğini en geç 1 ay içinde Genel Müdürlüğe gönderirler. Bürolar, adres değişikliği durumunda yeni adreslerini en geç 1 ay içinde Genel Müdürlüğe bildirirler.

·           İrtibat bürolarınca, her yıl en geç Mayıs ayı sonuna kadar, büronun geçmiş yıl faaliyetleri hakkında, Yönetmelik ekinde (EK-4) yer alan "İrtibat Bürolarının Faaliyetlerine İlişkin Bilgi Formu" doldurularak Müsteşarlığa gönderilir. Bu müracaatlara, büronun geçmiş yıl harcamalarının yurt dışından gönderilen dövizlerle karşılandığına ilişkin belgeler eklenir.

·           İrtibat bürolarına azami 3 yıllık süre ile faaliyet izni verilir. İrtibat bürolarının süre uzatımlarında, geçmiş yıl faaliyetleri ile geleceğe yönelik plan ve hedefleri dikkate alınarak, her defasında azami 3 yıl olmak üzere süre uzatımı verilebilir.

·           İrtibat bürolarının faaliyetlerini sona erdirmesi durumunda kapatma işlemi için, ilgili vergi dairesinden alınacak iş bırakma-yoklama fişi Genel Müdürlüğe gönderilir. Bürolar, kapanış ve tasfiye sonucunda oluşan bakiye haricinde, transfer talebinde bulunamazlar.

·       Müsteşarlık, mevzuata aykırı davrandığı tespit olunan irtibat bürolarının kuruluş izinlerini iptal edebilir ve iptal kararını ilgili mercilere bildirir.

Doğrudan Yabancı Yatırımlarda Yabancı Uyruklu Personel İstihdamı Hakkında Yönetmelik’in 5-14’ncü maddelerine göre, irtibat Bürolarında İstihdam Edilecek Yabancı Personel  İle İlgili Şu Hususlara Dikkat Edilmesi Gerekmektedir:

İrtibat bürolarında istihdam edilecek kilit yabancı personel aşağıdaki koşullarda çalıştırılabilecektir.

Kilit personel olarak adlandırılabilmek için; aşağıda listelenen, alanlarından en az bir tanesinde görev alan veya bu konularda yetki sahibi; şirket ortağı, yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, genel müdür, genel müdür yardımcısı, şirket müdürü, şirket müdür yardımcısı ve benzeri mevkilerde görev yapan kişilerden birisi olmak gerekmektedir:

·       Şirketin üst yönetiminde ya da yürütme pozisyonunda çalışmak,

·       Şirketin tamamını veya bir bölümünü yönetmek,

·       Şirketin denetçilerinin, idari veya teknik personelinin işlerini denetlemek veya kontrol etmek,

·       Şirkete yeni personel almak  ya da mevcut personelin işine son vermek veya bu konularda teklif yapmak,

Ayrıca aşağıdaki personel kilit personel konumundadır:

·       Şirketin hizmetleri, araştırma cihazları, teknikleri ya da yönetimi için temel sayılan bilgiye sahip kişi,

·       İrtibat bürolarında, yurt dışındaki ana şirket tarafından adına yetki belgesi düzenlenen en fazla bir kişi.

Yabancı personelin çalıştırılabilmesi için yurt dışından ve yurt içinden başvurulması mümkündür.

Yurt içinden yapılacak başvurularda sadece en az altı ay süreli ikamet tezkeresi almış ve bu süresi sona ermemiş olan yabancılar veya bunların işverenleri, başvurularını doğrudan Bakanlığa yapabilirler.

Türkiye’de öğrenim amacıyla verilen ikamet izinleri hariç, herhangi bir sebebe istinaden en az altı ay süreli ikamet izni almış olup da bu izin süresi içerisinde çalışma izni verilmiş yabancılardan, Türkiye’nin dış temsilcilikleri kanalı ile çalışma vizesi alması koşulu aranmaz. Ancak, insan ticaretine konu olan veya olabilecek alanlarda çalışacak yabancılar için altı ay süreyle ikamet etmiş olması konusu dikkate alınmayarak, her defasında dış temsilciliklerimizden çalışma vizesi almaları koşulu aranır.

Turistik vize ya da çalışma amacı dışındaki vizelerle veya iki ülke arasındaki vize muafiyeti programı ve diğer vize kolaylıklarından yararlanarak Türkiye’ye gelmiş olan ve ikamet tezkeresi olmayan yabancıların, çalışma izni için yurt içinden başvuruları alınmaz.

Yurt dışından yapılan başvurular, uyruğunda bulundukları veya daimi ikamet ettikleri ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapılır. Temsilcilikler, çalışma izin talebine ilişkin olabilecek değerlendirmeleri ile birlikte bu başvuruları doğrudan Bakanlığa iletirler. Türkiye Cumhuriyeti temsilcilikleri ile Bakanlık, yurt dışından yapılacak çalışma izni başvuruları ile ilgili işlemleri, elektronik posta yolu ile yürütür. Başvuru sırasında istenilen belgeler ise, yabancının temsilciliğe başvurduğu tarihten itibaren en geç üç iş günü içerisinde yabancının işverenince Bakanlığa intikal ettirilir. Bütün belgeler teslim edildikten sonra doksan günlük süre içinde sonuç alınır.

B-   VERGİSEL AÇIKLAMA

İRTİBAT BÜROLARINDA VERGİLENDİRME

Mevcut yasal düzenlemelere göre irtibat büroları Türkiye’de ticari faaliyette bulunamamakta, kar elde edip transfer edememekte ve bütün masrafların yurt dışından getirecekleri dövizlerle karşılamak zorunda bulunmaktadır. İrtibat bürosunun iş yeri, buranın işlerini yürütmekle görevli kişileri de daimi temsilci olarak kabul etmek mümkün değildir.

İrtibat bürolarının ticari faaliyette bulunmaması halinde,

·       Mükellefiyet tesisine,

·       İşe başlama bildiriminde bulunulmasına,

·       Kurumlar vergisi beyannamesi verilmesine,

·       Vergi Usul Kanunu hükümleri çerçevesinde defter tutulmasına,

gerek bulunmamaktadır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 23.maddesinin 14 numaralı bendinde; Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin vergiden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu hükme göre merkezi Tunus’ta  bulunan firmanın İstanbul’da bulunan irtibat bürosunun Türkiye’de hiçbir şekilde ticari faaliyette bulunmaması ve hizmet erbabının ücretlerinin yurt dışından gönderilen dövizlerden sağlanması şartıyla Gelir Vergisi’nden istisna edilmesi gerekmektedir. Ayrıca hizmet erbabının Türkiye’de tam mükellef veya dar mükellef (Türk veya yabancı uyruklu) statüsünde olması, istisna uygulanması bakımından bir farklılık yaratmayacaktır.

Öte yandan, hizmet erbabının ücretlerinin yurt dışından gönderilen dövizlerin Merkez Bankası veya diğer bankalarda bozdurularak, bu ödemeye ilişkin dövizlerin Türk parasına çevrildiğini gösteren belgenin bordroya eklenmesi halinde de bu ücretlere istisna uygulanacaktır.

Ancak, herhangi bir

şekilde ticari faaliyette bulunduğunun tespiti halinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/14. maddesi uyarınca istisna uygulanmayacak dolayısıyla alınmayan vergilerin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre cezalı olarak tahsil edilmesi söz konusu olacaktır.

Aynı Kanun’un 94.maddesinde, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.” hükmü yer almaktadır.

Söz konusu Kanun maddesinin 5/a alt bendinde de anılan Kanun’un 70.maddesinde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan ödemelerden % 20, vergi tevkifatı yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Bu durumda, Türkiye’de açılan irtibat bürosunun Gelir Vergisi Kanunu’nun 94.maddesinde tevkifat yapmak zorunda olduğu belirtilen kurumlardan olması ve kira ödemelerinin elde eden yönünden gayrimenkul sermaye iradı mahiyetinde olması halinde aynı Kanun’un 94-5/a maddesine göre tevkifat yapması ve muhtasar beyanname ile beyan etmesi gerekmektedir.

ŞUBELERDE VERGİLENDİRME

Kurumlar Vergisi Kurumlar Vergisi Yasası'nın 22'nci maddesi uyarınca "dar mükellef kurumların işyeri veya daimi temsilcisi vasıtasıyla elde edilen kazançların tespitinde, aksi belirtilmediği takdirde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanır.

Yasal düzenleme gereği olarak dar mükellefiyete tabi kurumların ticari veya zirai kazançlar dışında kalan kazanç ve iratları hakkında Gelir Vergisi Yasası'nın bu kazanç ve iratların tespitine ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Ancak, bu kazanç ve iratların Türkiye'de yapılmakta olan ticari veya zirai faaliyetler kapsamında elde edilmesi halinde, kazanç, kurum kazancının tespitine ilişkin esaslar çerçevesinde hesaplanacaktır.

Dar mükellef kurum kazançları aşağıdaki kazanç ve iratlardan oluşur.

Vergi Usul Yasası hükümlerine göre Türkiye'de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar kurumlar vergisine tabidir. Ancak bu şartları taşısalar dahi dar mükellef kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye'de satın aldıkları malları Türkiye'de satmaksızın yabancı ülkelere göndermelerinden doğan kazançlar, Türkiye'de elde edilmiş sayılmamaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının ya da her ikisinin Türkiye'de olması veya satış sözleşmesinin Türkiye'de yapılmasıdır.

·           Türkiye'de bulunan zirai işletmelerden elde edilen kazançlar,

·           Türkiye'de elde edilen serbest meslek kazançları,

·           Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye'de kiralanmasından elde edilen iratlar,

·           Türkiye'de elde edilen menkul sermaye iratları,

·           Türkiye'de elde edilen diğer kazanç ve iratlar,

Yukarıda sayılmak suretiyle belirtilen kazanç ve iratlardan ticari ve zirai kazançlar dışında kalanların vergilendirilmesinde geçerli olan ilkeler ise aşağıda açıklanmış bulunmaktadır.

Dar mükellef kurumların serbest meslek kazancı elde etmeleri, istihdam ettikleri personelleri aracılığı ile olmaktadır.

Serbest meslek kazançlarının Türkiye'de elde edilmiş sayılması için serbest meslek faaliyetinin Türkiye'de icra edilmesi veya Türkiye'de değerlendirilmesi gerekir.

Türkiye'de değerlendirmeden anlaşılması gereken, ödemenin Türkiye'de yapılması veya ödeme yabancı ülkede yapılmışsa Türkiye'de ödeyenin nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır.

Dar mükellef kurumların Türkiye'de elde ettikleri serbest meslek kazançları Kurumlar Vergisi Yasası'nın 30'uncu maddesi uyarınca vergi tevkifatına tabi tutulacaktır. Ancak serbest meslek kazancının dar mükellefin Türkiye'de yapmakta bulunduğu ticari faaliyet kapsamında ise, bu takdirde elde edilen serbest meslek kazancı ticari kazanç içersinde mütalaa edilecektir. Bu nedenle de ticari faaliyet kapsamında gerçekleşen serbest meslek kazancı ödeme aşamasında vergi tevkifatına tabi tutulmayacaktır.

Dar mükellef kurumların Türkiye'de taşınır ve taşınmazlar (gayrimenkul) ile hakların kiralanmasından elde edilen kazançlar eğer söz konusu kurumların ticari kazancı ile bağlantılı değilse bu takdirde bu gelirler (iratlar) gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilecektir.

Dar mükellef kurumların Türkiye'de menkul sermaye iradı elde edebilmeleri için, yatırımlarını menkul kıymet olarak kabul edilen değerler üzerine yapmaları gerekmektedir.

Türkiye'de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan dar mükellef bir kurumun menkul sermaye iradı elde etmesi halinde bu kazançların vergilendirilmesinde, yabancı kuruma söz konusu iradı sağlayanlar ile bu tür iratların sağlanmasına aracılık edenler sorumlu olmaktadır.

Diğer kazanç ve iratların Türkiye'de elde edilmiş sayılması için kazanç ve iradı doğuran kıymetin Türkiye'de bulunması, iş veya işlemlerin Türkiye'de yapılması veya Türkiye'de değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kurumlar Vergisi Yasası'nın 30'uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların;

·           Gelir Vergisi Yasası'nda belirtilen ilkeler çerçevesinde birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemeleri,

·           Serbest meslek kazançları,

·           Gayrimenkul sermaye iratları,

·           Gelir vergisi kesintisine tabidir.

Bu gelirler dışında dar mükellefiyete tabi kurumların elde ettikleri menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde geçerli olan genel ilke tevkifat yolu ile vergilendirme olup, dar mükelleflere Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 67'nci maddesi kapsamında sağlanan gelir ve iratlar sıfır oranında tevkifata tabi tutulmaktadır.

Tunus Türkiye Vergi Anlaşmasında, faiz ve g.maddi hak ödemeleri üzerinden %10, temettü gelirleri üzerinden(%25 den fazla sermaye payı varsa) %12 oranında stopaj hesaplanacaktır.

TÜRKİYE’DE TAM MÜKELLEFİYET TESİSİNDE VERGİLENDİRME

Türk ortaklar tarafından kurulan tam mükellef şirketlerle aynı esaslar çerçevesinde vergilendirme yapılacaktır.

 

 

B-    TRANSFER FİYATLANDIRMASI İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR

1-Transfer Fiyatlandırması Nedir?

Transfer fiyatlandırması, bir işletmenin gelir-gider veya kar paylaşımı açısından bağıntılı olduğu, kar paylaşımı açısından aynı çıkar birliğine dahil olan ana şirket ve bağlı şirketlerde ya da yönetimi ve denetimi açısından hakim durumda olduğu şirket, iştirak ve şubeleriyle, karşılıklı olarak mal ve hizmet sunumunda uygulanan fiyatlamadır. Diğer bir ifadeyle transfer fiyatlandırması ilişkili kişiler arasındaki mal ve hizmet hareketlerinde oluşan fiyata verilen isimdir.

2-Transfer Fiyatı Uygulamak Vergi Kaçırmak Anlamında Mıdır?

Transfer fiyatlaması bir vergi kaçırma olayının ifadesi değildir. Transfer fiyatlaması, bağlı şirketler arasında gerçekleşen bir fiyatlama sistemidir. Bu şirketler arasındaki transferlerde uygulanacak fiyat tespitinin bir iktisadi gereklilik olduğu tartışmasızdır. Örümcek ağları gibi dünyayı saran şirket büyümeleri ve birleşmeleri dikkatlerin bu konuda yoğunlaşmasına neden olmuştur. Konuyu vergi idarelerinin takibe almasına ve araştırmasına yol açan etken ise, bu sistemin yanıltıcı amaçlarla kullanılmasından başka bir şey değildir. Şirketler arasındaki fiyatın, vergi kaçırma amacı ile değiştirilmesi halinde hükümetler önemli gelir kayıplarına uğrayacaklardır. Fiyatların iktisadi gereklilik dışında değiştirilmesi vergi kaçırmaktır; yani ülkelerin vergi yasalarının ihlalidir.

3-Transfer Fiyatlandırması Kimleri Kapsamaktadır?

Türkiye'deki tam ve dar mükellef gerçek kişi ve kurumların tamamı bu düzenlemenin kapsamı içinde olup, ilişkili kişilerle gerek yurt içi gerekse yurt dışı faaliyetleri ile ilgili olarak yapılan mal veya hizmet alım ya da satım işlemleri transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı çerçevesinde değerlendirilecektir.

4- Transfer Fiyatlandırması Hangi Kanunda Yer Almaktadır?

Transfer fiyatlandırması 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 13 üncü maddesinde ve GVK’nun 41. maddesinin 5. bendinde düzenlenmiştir.

5-Gelir Vergisi Mükellefleri de Uygulamaya Dahil Mi?

5615 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu'nun "Gider kabul edilmeyen ödemeler" başlıklı 41 inci maddesine eklenen (5) numaralı bentte yapılan düzenleme ile gelir vergisi mükellefleri de uygulamaya tabiidir.

Dolayısıyla Gelir Vergisi Kanunu'nun uygulanmasında ticari ve zirai kazanç yönünden gelir vergisine tabi gerçek kişiler ile adi ortaklıkların ortakları, kollektif şirketlerin ortakları, adi ve eshamlı komandit şirketlerin komandite ortaklarını uygulamaya dikkat etmek durumundadırlar.

6-Örtülü Kazanç Tespit Edilirse Ne Olur?

Kurumlar Vergisi Kanununun "Kabul edilmeyen indirimler" başlıklı 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançların kurum kazancının tespitinde gider olarak indiriminin kabul edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

7-Örtülü Kazanç Dağıtımı Nasıl Anlaşılır?

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımından söz edebilmek için;

- Bir kurum tarafından bir mal veya hizmet alım ya da satımının (alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama, kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler de bu kapsamdadır.) yapılmış olması,

- Söz konusu kurumun bu mal veya hizmet alım ya da satımını ilişkili kişilerle yapmış olması,

- Bu mal veya hizmet alım ya da satımında "emsallere uygunluk ilkesi"ne aykırı olarak fiyat veya bedel tespiti yapılmış olması gerekmektedir.

Dolayısıyla kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine göre tespit ettikleri fiyat veya bedel üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımı yapmış olmaları durumunda transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımından söz edilmeyecektir.

8-Gelir Vergisi Mükellefleri Örtülü Kazanç Dağıttığını Nasıl Anlayacak?

Gelir Vergisi Kanunu'nun 41 inci maddesinin (5) numaralı bendi gereğince, teşebbüs sahibinin ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen bedel veya fiyatlar üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, emsallere uygun bedel veya fiyatlar ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılacaktır.

Dolayısıyla; Teşebbüs sahibi tarafından bir mal veya hizmet alım ya da satımının yapılmış olması, Teşebbüs sahibinin bu mal veya hizmet alım ya da satımını ilişkili kişilerle yapmış olması, Bu mal veya hizmet alım ya da satımında "emsallere uygunluk ilkesi"ne aykırı olarak fiyat veya bedel tespiti yapılmış olması halinde emsallere uygun bedel veya fiyat ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılacaktır.

9-İlişkili Kişi Kapsamına Kimler Girer?

Bir kurum açısından ilişkili kişi; Kurumların kendi ortaklarını, Kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurumları, Kurumların veya ortaklarının idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu gerçek kişi veya kurumları, Kurumların veya ortaklarının idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları, Ortakların eşlerini, Ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu, üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımlarını ifade etmektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 13 üncü maddesinde geçen "gerçek kişi" ifadesi, Gelir Vergisi Kanunu'nun uygulanmasında gerçek kişi olarak kabul edilip vergiye tabi tutulan şahıslar ile şahıs şirketleri ya da adi ortaklıkları; "kurum" ifadesi de sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflar ile bunlara ait iktisadi işletmeleri ve iş ortaklıklarını kapsamaktadır.

Gelir Vergisi Kanunu'nun uygulanmasında ise teşebbüs sahibinin eşi, üstsoy ve altsoyu, üçüncü derece dahil yansoy ve kayın hısımları ile doğrudan veya dolaylı ortağı bulunduğu şirketler, bu şirketlerin ortakları, bu şirketlerin idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından kontrolü altında bulunan diğer şirketler ilişkili kişi sayılmaktadır.

10-Altsoy Üst Soy Ne Demektir?

Üstsoy, altsoy ve yansoy hısımlığı kan hısımlığının çeşitlerini oluşturmaktadır. Üstsoy-altsoy hısımlığı, bir diğerinden gelen gerçek kişiler arasındaki hısımlık olup, üstsoy hısımlığı bir kişinin: anne, baba, büyükanne, büyükbabası ve daha yukarıdakilerle olan hısımlığı, altsoy hısımlığı ise bir kişinin çocukları, torunları ve onların altındakilerle olan hısımlığı ifade etmektedir (Medeni Kanun m.17).

Yansoy hısımlığı, ortak kökten gelmekle beraber biri diğerinden gelmeyenler arasındaki hısımlık olup, bir kişinin amca, hala, teyze, dayı ve bunların çocukları ile olan hısımlıktır.

Kayın hısımlığı, eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları arasında olan hısımlıktır (Medeni Kanun m.18).

 

11-Küçük bir paya sahip ortaklar da dikkate alınacak mı?

Tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisine tabi olan mükelleflerin gerçek ve tüzel kişi ortakları ilişkili kişi sayılacak ve bu kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak yapılan mal veya hizmet alım ya da satım işlemleri transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı çerçevesinde değerlendirilecektir.

Dolayısıyla, kurumların doğrudan veya dolaylı olarak sermaye payına sahip gerçek kişi veya kurum ortakları ilişkili kişi kapsamında değerlendirilecektir. Diğer taraftan, gerek ortakların doğrudan veya dolaylı ortak oldukları kurumlarla, gerekse bu kurumların kendi aralarındaki ilişki Kurumlar Vergisi Kanunu'nun uygulamasında ilişkili kişi kapsamında değerlendirilecektir. Bu ilişkilerde sermaye veya kâr payı oranının herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

12-Kurumların veya Ortaklarının İlgili Bulunduğu Gerçek Kişi veya Kurumlardan Ne Anlamalıyız?

Kurumun ilgili bulunduğu gerçek kişi ifadesinden, kendi ortağı olan gerçek kişiler dışında kalan, kurumların ortağı olduğu şahıs şirketlerinin diğer gerçek kişi ortakları ile kurum çalışanları gibi şahıslar anlaşılmaktadır.

Öte yandan, kurum çalışanlarının söz konusu kurum ile ilişkilerinin sadece işveren-hizmet erbabı ilişkisi içinde bulunması durumunda ilgili kurum ile kurum çalışanı, yapılan ücret ödemeleri bakımından ilişkili kişi kapsamında değerlendirilmeyecektir. Ancak, kurum ile çalışanları arasında yukarıda belirtilen istihdam ilişkisi dışındaki işlemler, ilişkili kişilerle yapılan işlem kapsamında değerlendirilecektir.

Kurumun ilgili bulunduğu kurum ise kendi ortağı dışında, kurumun kendisinin ortaklığının bulunduğu bir başka kurumu yani iştiraklerini ifade etmektedir. Bir kurum diğer bir kuruma ortak ise iki kurum ilişkili sayılacak, ortak olduğu kurum üzerinden başka bir kuruma ortak ise dolaylı olarak ilişkili olduğu kabul edilecektir. Diğer bir ifadeyle, kurumların doğrudan veya dolaylı olarak iştirak ettiği diğer kurumlar ve şahıs şirketleri ilişkili kişi kapsamında değerlendirilecektir. Öte yandan kurumun ortağı olduğu şahıs şirketlerinin diğer kurum ortakları ilişkili kişi sayılacaktır.

Kurum ortağının ilgili bulunduğu gerçek kişiler, Kanunun 13 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasında da belirtildiği üzere, ortakların eşleri, ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları, kayın hısımlarını ya da kurum ortakları ile  ekonomik ve sosyal olarak ilişkisi bulunan gerçek kişileri ifade etmektedir. Örneğin; (A) Kurumunun ortağı olan (B) gerçek kişisinin ekonomik ve sosyal olarak yakın ilişkide bulunduğu (C) gerçek kişisinin şahsi işletmesi ile yaptığı mal veya hizmet alım ya da satım işlemleri ilişkili kişilerle yapılmış sayılacaktır. Ayrıca kurum ortağının ortak olduğu şahıs şirketlerinin diğer gerçek kişi ortakları ilişkili kişi sayılacaktır.

Kurum ortağının ilgili bulunduğu kurum ise, kurum ortağının başka bir kurum ile olan ortaklık ilişkisini ifade etmektedir. Ayrıca kurum ortağının ortak olduğu şahıs şirketlerinin diğer kurum ortakları ilişkili kişi sayılacaktır. Diğer bir ifadeyle, kurum ortaklarının doğrudan veya dolaylı olarak ortak olduğu kurumlar ve şahıs şirketleri ile söz konusu kurum ve şahıs şirketlerinin diğer kurum ortakları ilişkili kişi sayılacaktır.

13-İdaresi, Denetimi veya Sermayesi Bakımından Doğrudan veya Dolaylı Olarak Bağlı Bulunan Kişiler Kimlerdir?

Kurumun veya ortaklarının idaresi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu gerçek kişiler; ortaklık ilişkisi olmaksızın kurumun kararlarında doğrudan veya dolaylı olarak etkisi bulunabilecek kurumun yönetim kurulu başkan ve üyeleri, genel müdürü, üst düzey müdürleri, aynı düzeydeki yüksek memurları gibi şahısları ifade etmektedir. Ayrıca, ortaklık ilişkisi olmaksızın kurumun kararlarında doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunabilecek herhangi bir gerçek kişi veya kurum ilişkili kişi sayılacaktır.

Kurumun veya ortaklarının denetimi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu gerçek kişi veya kurumlar ifadesinden, ortaklık ilişkisi olmaksızın kurumun kararlarında doğrudan veya dolaylı olarak etkisi bulunabilecek kurumun denetçileri gibi gerçek ve tüzel kişiler anlaşılmaktadır. Örneğin, bir limited şirket denetçisinin eşinin ortak olduğu diğer şirketin limited şirket ile yaptığı mal veya hizmet alım ya da satım işlemleri, kurumun denetim bakımından bağlı bulunduğu ilişkili kişilerle yapılan işlemleri ifade etmektedir.

Yukarıdaki bölümde ilişkili kişiler arasında sayılan kurum ortakları, kurumun sermayesi bakımından bağlı olduğu bir gerçek kişi veya kurumu ifade etmektedir.

Diğer taraftan, bir şirket ile söz konusu şirketin kurucu hisse senetleri ve/veya intifa senetlerine sahip olan gerçek kişi ve kurumlar ilişkili kişi kapsamında değerlendirilecektir.

Nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumlar ifadesi, kurumun ekonomik ve ticari kararlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyecek şekilde sürekli bir iktisadi ilişki veya devamlı borç para verme ya da alma ilişkisi içinde bulunduğu gerçek kişi veya kurumları ifade etmektedir.

Örneğin, bir şirketin kararlarına doğrudan ya da dolaylı olarak etkide bulunabilecek ölçüde ve süreklilikte borç verdiği kişileri nüfuzu altında bulundurduğu kabul edilebilir. Benzer şekilde, imalat faaliyeti ile uğraşan (A) Ltd. Şti.'nin sürekli olarak aynı gerçek kişiden sağladığı girdileri kullanması ya da alışlarının ve/veya satışlarının büyük bir kısmını aynı kurumdan yapması durumunda da söz konusu şirketin ilgili gerçek kişi/kurumun nüfuzu altında olduğu kabul edilebilir.

Bir gerçek kişi/kurum ile bir başka gerçek kişi/kurum arasında olağan ticari faaliyet çerçevesinde sadece bayilik ilişkisinin bulunması durumunda söz konusu gerçek kişi veya kurumlar bayiliğe ilişkin mal ve hizmetler bakımından ilişkili kişi kapsamında değerlendirilmeyecek, bayiliğin konusunu oluşturan mal ve hizmet alım satımları dışındaki işlemler bakımından ise ilişkili kişi kapsamında değerlendirilebilecektir. Ayrıca bayilik ilişkisi dışındaki başka bir nedenle ilişkili sayılan kurum veya kişiler arasında bayiliğe ilişkin mal ve hizmet alım satımı bakımından da ilişkinin varlığı kabul edilebilecektir.

Öte yandan, bir kurumun diğer bir kurumla ilişkili sayılabilmesi, kurumun diğer bir kurum tarafından kontrol edilmesi, kurumun başka bir kurumu kontrol etmesi ya da aynı kurum ile ortak kontrol altında bulunması durumunda da mümkün bulunmaktadır.

14-Ortakların Eşleri, Üstsoy ve Altsoy İfadesinden Ne Anlamalıyız?

Kurum ortaklarının eşleri, söz konusu ortak ile aralarında yasal evlilik bağı bulunan kişiyi ifade etmektedir.

Ortakların veya eşlerinin anne, baba, büyükanne ve büyükbabaları, çocukları ve torunları ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları (ortak bir kökten gelen kişiler) ve kayın hısımları (eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları) ilişkili kişi sayılacaktır. Ancak evliliğin sona ermesi ile kayın hısımlığı ortadan kalkmamaktadır. (Bakınız Soru 10)

15-Emsallere Uygunluk İlkesi Nedir?

Emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade etmektedir.

Emsallere uygun fiyat veya bedel, aralarında ilişkili kişi tanımına uygun herhangi bir ilişki olmayan kişilerin tamamen işlemin gerçekleştiği andaki koşullar altında oluşturduğu piyasa ya da pazar fiyatı olarak da adlandırılan tutardır. Bu fiyat veya bedel, işlem anında hiçbir etki olmaksızın objektif olarak belirlenen en uygun tutar olup, ilişkili kişilerle yapılan  işlemlerde uygulanan fiyat veya bedelin bu tutar olması gerekmektedir.

Aralarında ilişki bulunmayan gerçek kişi veya kurumlar arasındaki işlemlerde fiyat, piyasa koşullarına göre belirlendiğinden, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde de aynı koşullar geçerli olmalıdır. Dolayısıyla, taraflar arasındaki ilişkinin mal veya hizmet fiyatlandırmasına herhangi bir etkisi bulunmamalıdır.

İlişkili kişiler arasındaki mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerinde uygulanan fiyat veya bedelin piyasa fiyatını yansıtmaması durumunda, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde uygulanan bu fiyat veya bedelin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edildiği kabul edilecektir.

Emsallere uygun fiyat veya bedele ulaşmak için öncelikle iç emsal kullanılacak, bu şekilde kullanılacak fiyat veya bedelin bulunmaması ya da güvenilir olmaması halinde dış emsal karşılaştırmada esas alınacaktır.

Bu ilkenin uygulanabilmesi, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerle ilişkisiz kişiler arasındaki  işlemlerin karşılaştırılabilir olmasına dayanmaktadır.

16-Karşılaştırılabilirlik Analizi Nedir?

Karşılaştırılabilirlik analizi, genel olarak ilişkili kişiler arasındaki mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerindeki koşullarla, aralarında ilişki bulunmayan kişiler arasındaki benzer nitelikteki işlemlerin koşullarının karşılaştırılmasına dayanmaktadır.

Bu karşılaştırmaların güvenilir sonuçlar vermesi; karşılaştırılan durumlar arasında farklılıklar varsa, bu farklılıkların işlemi somut bir biçimde etkilememesi veya söz konusu farklılıkların etkisini ortadan kaldırmak için uygun düzeltimlerin yapılmasına bağlıdır. Bu çerçevede yapılacak karşılaştırılabilirlik analizinde; karşılaştırılmakta olan mal veya hizmetlerin nitelikleri, ilişkili ve ilişkisiz kişilerin yerine getirdikleri işlevler ve üstlendikleri riskler, işlemlerin gerçekleştiği pazarın yapısı (pazar hacmi, pazarın yeri gibi) ve pazardaki ekonomik koşullar ile kurumların iş stratejileri dikkate alınacaktır.

17-Mal veya hizmetlerin niteliklerini karşılaştırırken nelere dikkat etmeliyiz?

Mal veya hizmetlerin niteliğindeki farklılıklar, genellikle söz konusu mal ya da hizmetlerin değerinde belli bir farklılığa da neden olmaktadır. Bu nedenle, kontrol altındaki işlem ile kontrol dışı işlemlerin karşılaştırılabilirliğinin tespitinde, bu tür farklılıkların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Mal ve hizmetlerin alım ya da satımında malların fiziksel özellikleri, kalite ve güvenilirliği, arz miktarı ve bulunabilirliği gibi özellikler; hizmetlerde hizmetin yapısı ve büyüklüğü gibi özellikler; gayri maddi varlıklarda ise işlemin biçimi (satış, lisans gibi), malın tipi (patent, marka, know-how gibi), garanti süresi ve kapsamı, malın kullanımından sağlanan faydalar gibi özellikler önem taşımaktadır.

Örneğin; bilinen bir marka ile üretim yapan bir kuruluşun fiyatı ile aynı pazarda benzer özelliklere sahip bir ürünü üreten kuruluşun fiyatı "marka" özelliği dikkate alınmadan karşılaştırıldığında, emsallere uygun fiyata ulaşmak mümkün olmayacaktır.

18-Daha fazla risk taşıyan kişiler için bir karşılaştırma kriteri var mı?

Elbette var. İşlevsel analiz adı verilen bir uygulama var. İlişkisiz kişiler arasındaki işlemlerde, her bir tarafın kullandığı varlıklar ve üstlendiği riskler, emsallere uygun fiyat veya bedel üzerinde doğrudan etkide bulunmaktadır. Dolayısıyla, yapılan işlemlerin karşılaştırılabilirliğinin tespitinde, tarafların gerçekleştirdikleri işlevlerin göz önünde bulundurulması zorunludur.

Kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemlerin karşılaştırılabilirliğinin tespitinde tasarım, üretim, montaj, araştırma ve geliştirme, hizmet, satın alma, dağıtım, pazarlama, reklam, nakliye, finansman ve yönetim gibi işlevler kullanılabilecektir.

İşlev analizi ayrıca kullanılan ya da kullanılacak olan varlıkların, bu varlıkların türünün (kullanılan fabrika ve tesis, gayri maddi varlıklar vb.) ve niteliğinin (kullanılan varlığın yaşı, piyasa değeri, yeri, mülkiyet hakkının sağladığı koruma vb.) de göz önüne alınmasını gerektirmektedir.

Bu çerçevede, ilgili tarafların gerçekleştirdiği temel işlevlerin tanımlanması gerekmektedir. Kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemleri gerçekleştiren kişilerin karşılaştırılmasında, ilişkisiz kişilerin üstlendiği işlevlerde belli maddi farklılıklar varsa, düzeltim yapılması zorunlu olacaktır.

Ayrıca işlev analizi yapılırken, ilgili tarafların üstlendikleri risklerin de dikkate alınması gerekmektedir. İlişkili kişiler arasındaki işlemlerde, tarafların üstlendikleri riskler koşulları etkiliyorsa, işlev analizinde bu risklerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu nedenle, kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemlerin karşılaştırılmasında, üstlenilen riskler arasında önemli farklılıklar varsa ve bunların düzeltimi mümkün değilse, karşılaştırılabilirlik söz konusu değildir.

Karşılaştırmaları etkileyen risklere, pazar riski (girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarındaki dalgalanmalar gibi), finansal riskler (faiz oranlarındaki ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar, kredi riskleri gibi), araştırma ve geliştirme yatırımlarındaki başarısızlık riski, yatırımlarla, kullanılan malzeme, tesis ve fabrikalarla bağlantılı zarar riski ile kredi riski örnek olarak verilebilir.

19-Karşılaştırma Yapılırken Ekonomik Koşullar Dikkate Alınacak Mı?

İşlem konusu mal veya hizmet aynı olmasına karşın, pazardaki ekonomik koşullar farklıysa, emsallere uygun fiyat farklı olabilecektir. Bu nedenle, karşılaştırma yapılırken pazar koşullarının aynı olması ya da fiyat üzerinde etkisi bulunan farklılıkların düzeltimlerle giderilebilir olması gerekmektedir. Karşılaştırma konusu olabilecek ekonomik koşullar arasında coğrafi konum, pazar hacmi, pazardaki rekabetin boyutu, alıcı ve satıcının pozisyonları, mal ve hizmetlerin benzerlerinin bulunabilirliği, bölgeler itibarıyla mal veya hizmet arz ya da talep düzeyi, pazarda devlet tarafından yapılan düzenlemeler, arazi, işçilik ve sermaye unsurlarını da içeren ürün maliyetleri, ulaşım masrafları, perakendeci ya da toptancı olma koşulları, işlem tarihi, zamanı ve benzerleri sayılabilir.

Örneğin; Türkiye'de tam mükellef olan (A) Kurumu tarafından, (B) ülkesindeki ilişkili kuruma rekabet nedeniyle 100 YTL'ye satılan bir ürün, Türkiye'deki ilişkisiz kuruma 150 YTL'ye satılıyor ise, pazarın içinde bulunduğu şartların fiyat üzerindeki önemli etkisinin düzeltimi gerekmektedir. Aksi halde, yapılan işlemler karşılaştırılabilir nitelikte olmayacaktır.

20-Pazara yeni giren bir mükellef fiyat kırmak isteyecek, bu da dikkate alınmalı mı?

İş stratejileri adı verilen bir kriter var. Karşılaştırma yapılırken dikkate alınması gereken önemli hususlardan biri olup, bu stratejiler arasında pazar payının arttırılması ve/veya korunması, yenileme ve yeni ürün geliştirilmesi, riskten kaçınma, portföy çeşitlendirmesi ve işin gündelik akışına ilişkin diğer faktörler sayılabilir.

Söz konusu iş stratejilerinin kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemlerin karşılaştırılabilirliğini belirlerken göz önüne alınması gerekmektedir. Örneğin; pazara girmeye veya pazar payını artırmaya çalışan şirket ile pazar payını korumaya çalışan şirketin izleyeceği stratejiler farklı olabilir. Dolayısıyla karşılaştırmada bu hususun da dikkate alınması gerekecektir.

 

21-Emsallere Uygun Fiyat ya da Bedelin Tespitinde Hangi Yöntemleri Kullanacağım?

Mükellefler, ilişkili kişilerle yaptıkları işlemlerde uygulayacağı fiyat veya bedelleri, işlemin mahiyetine en uygun olan yöntemi kullanarak tespit ederler.

Emsallere uygun fiyata geleneksel işlem yöntemleri olarak adlandırılan karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, maliyet artı yöntemi ve yeniden satış fiyatı yönteminden herhangi birisiyle ulaşma olanağı yoksa mükellef, işlemlerin mahiyetine uygun olarak diğer yöntemleri kullanabilir. Bu durumda uygulama olanağı bulunan yöntemler işleme dayalı kâr yöntemleri olan kâr bölüşüm yöntemi ve işleme dayalı net kâr marjı yöntemidir. Söz konusu yöntemler ilişkili kişiler arasındaki işlemlerden doğan kârı esas almaktadır.

Ancak, diğer yöntemler olarak adlandırılan işleme dayalı kâr yöntemlerinin emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde fiyat ya da bedel tespitine olanak vermemesi durumunda, mükellef kendi belirleyebileceği ve daha doğru sonuç verdiğine inandığı bir yöntemi de kullanabilecektir. İşleyiş sistemi mükellefler tarafından belirlenecek bu yöntemin de emsallere uygunluk ilkesine göre tespit edilmesi zorunludur.

22-Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi Nedir?

Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, bir mükellefin uygulayacağı emsallere uygun satış fiyatının, karşılaştırılabilir mal veya hizmet alım ya da satımında bulunan ve aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilerin birbirleriyle yaptıkları işlemlerde uygulayacağı piyasa fiyatı ile karşılaştırılarak tespit edilmesini ifade etmektedir.

Bu yöntemin uygulanabilmesi için ilişkili kişilerle yapılan işlemin, birbirleriyle ilişkili olmayan kişilerin yaptıkları işlemler ile karşılaştırılabilir nitelikte olması gerekmektedir. Örneğin; kontrol altındaki işlemlerde satış fiyatının nakliye ve sigorta dahil teslim fiyatı olduğu, kontrol dışı işlemlerde ise satışların nakliye ve sigorta hariç teslim fiyatından benzer koşullar altında gerçekleştiği durumlarda düzeltme yapılmalıdır. Nakliye ve sigortadaki farklılıklar fiyat üzerinde kesin ve tespit edilebilir etkiler oluşturmaktadır. Dolayısıyla, kontrol dışı işlemdeki satış fiyatını belirlemek amacıyla teslimdeki bu farklılığın fiyat üzerindeki etkisi düzeltilmelidir.

İlişkili kişilerle yapılan işlemlerde oluşan fiyatın, ilişkisiz kişilerle yapılan işlemlerdeki fiyatlardan farklı olması durumunda; ilişkili kişiler arasında yapılan işlemlerin emsallere uygun olarak gerçekleşmediği kabul edilerek, ilişkisiz kişilerle yapılan işlemlerdeki fiyat, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerdeki fiyatın yerine ikame edilecektir. Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, işleme konu mal veya hizmet ile işlemin koşullarının gerek ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde, gerekse aralarında ilişki bulunmayan kişilerin arasındaki işlemlerde benzer nitelikte olduğu durumlarda uygulanacaktır. Söz konusu işlemler arasında, ölçülebilir nitelikte küçük farklılıklar varsa, bu farklılıklar düzeltilerek yöntemin uygulanması mümkündür. Ancak, farklılıkların büyük olması ya da farklılıkların ölçülebilmesinin mümkün olmaması halinde bu yöntemin uygulanabilmesi mümkün olamayacaktır.

Sonuç olarak, karşılaştırılabilir nitelikte kontrol dışı işlemlerin bulunması durumunda emsallere uygun fiyat ya da bedelin tespiti bakımından emsallere uygunluk ilkesinin en dolaysız ve güvenilir biçimde uygulandığı bir yöntem olması nedeniyle karşılaştırılabilir fiyat yöntemi diğer yöntemlere tercih edilir.

23-Maliyet Artı Yöntemi Nedir?

Maliyet artı yöntemi, emsallere uygun fiyatın, ilgili mal veya hizmet maliyetlerinin makul bir brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanmasını ifade eder. Buradaki makul brüt kâr oranı, işlemi yapan mükellefin bu mal veya hizmetlere ilişkin olarak ilişkisiz kişilerle yaptığı işlemlerde uyguladığı brüt kâr oranı olacaktır.

Piyasa şartları ve gerçekleştirilen işlevler dikkate alınarak ilgili mal ve hizmet maliyetlerinin makul bir brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle bulunan tutar ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde emsallere uygun fiyat veya bedel olacaktır. Maliyete ilave edilecek kâr marjı olarak yukarıda da belirtildiği gibi, işlemi yapan mükellefin bu mal veya hizmetlere ilişkin olarak ilişkisiz kişilerle yaptığı işlemlerde uyguladığı brüt kâr marjı kullanılacaktır. Ancak, böyle bir kâr marjı mevcut değilse ya da karşılaştırma için gerekli işlem sayısı yetersizse, aynı koşullarda karşılaştırılabilir olmak şartıyla dış emsal de kullanılabilecektir.

Kurumların maliyetleri belirlenirken; mal veya hizmetin üretilmesi için yapılan doğrudan ve dolaylı harcamalar dikkate alınacaktır. Diğer taraftan, maliyetler belirlenirken faaliyet giderlerine de yer verilmesinin zorunlu olduğu durumlarda, brüt kâr marjının hesabında bu giderlerin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, maliyet unsurları içinde yer alan faaliyet giderlerinin, söz konusu  işlemle ilgili olmak kaydıyla, en uygun kıstasa göre maliyetlerle ilişkilendirileceği tabiidir.

Dolayısıyla, brüt kâr marjının hesaplanması sırasında maliyet bazının kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemlerde aynı olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, maliyet bazının az ya da çok olması brüt kâr marjını etkileyeceğinden maliyetler  kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemlerde aynı olmalıdır.

Maliyet artı yönteminin uygulanabilmesi için kontrol dışı bir işlemin kontrol altındaki bir işlemle karşılaştırılmasında; karşılaştırılan işlemler arasında taraflarca üstlenilen risk ve gerçekleştirilen işlevlerle birlikte maliyetler arasındaki farklılıklar göz önünde bulundurularak, bir farklılık var ise bu farklılıkların maddi etkilerini ortadan kaldıracak düzeltimlerin yapılabilir olması gerekmektedir. Ayrıca, kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemlerde uygulanan muhasebe yöntemleri arasında farklılıklar varsa tutarlılığı sağlamak için kullanılan bilgilerde uygun düzeltimler yapılmalı ve aynı usul ve esasların kullanımında süreklilik bulunmalıdır.

Karşılaştırılabilir fiyat yöntemine göre bu yöntemin uygulanmasında ürün farklılıklarından ziyade karşılaştırılabilirlik analizinin diğer faktörlerine daha çok ağırlık verilmesi gerekmektedir.

Bu yöntem özellikle hammadde ve yarı mamuller ile imal edilen mallara ilişkin işlemlerde, fason imalatlarda ve hizmet tedarikinde uygulama alanı bulmaktadır.

24-Yeniden Satış Fiyatı Yöntemi Nedir?

Emsallere uygun fiyatın, işlem konusu mal veya hizmetlerin aralarında herhangi bir ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yeniden satılması halinde uygulanacak fiyattan, makul bir brüt satış kârı düşülerek hesaplanmasını ifade etmektedir.

Bu yöntem, ilişkili kişiden satın alınan bir ürünün, ilişkisiz bir gerçek veya tüzel kişiye yeniden satılması durumunda uygulanan fiyatı esas almaktadır. Bu fiyattan (yeniden satış fiyatı) makul bir brüt satış kârı düşülecektir. Makul brüt satış kârı hesaplanırken yeniden satışı gerçekleştiren satıcının satış ve diğer faaliyet giderleri ile üstlenilen riskler ve kullanılan varlıklar göz önüne alınacaktır. Diğer bir ifadeyle, makul brüt satış kârı söz konusu mal veya hizmet  için işlem anında uygulanabilecek, piyasa koşullarına göre belirlenen veya üstlenilen işlev ve riskleri dikkate alarak belirlenebilecek objektif nitelikte bir oran ile saptanan kârı ifade etmektedir. Bu kâr düşüldükten sonra mal veya hizmetin ilişkili kişilere satılmasında uygulanabilecek emsallere uygun fiyata ulaşılacaktır.

Farklı ürünlerin söz konusu olduğu işlemler için de kullanılabilecek olan bu yöntem, özellikle pazarlama ve dağıtım faaliyetleri gibi ilişkili şirketin satın aldığı mal veya hizmeti ilişkisiz kişilere sattığı işlemlerde güvenilir sonuçlar vermektedir.

Bu yöntemin uygulanmasında da kontrol altındaki işlem ile kontrol dışı işlemin karşılaştırılabilir olması gerekmektedir. Örneğin, araştırma ve geliştirme harcamaları faaliyet giderleri ya da satışların maliyeti içinde gösterilebilir. Ancak, söz konusu harcamaların işlemlerin birinde faaliyet giderleri, diğerinde satışların maliyeti içinde yer alması durumunda düzeltme yapılması şartıyla, bu iki işlemin karşılaştırılması mümkün olacaktır.

Diğer taraftan, bu yöntemin uygulandığı olaylarda genellikle yeniden satışı yapan kişi ya da kuruluş, satmak üzere aldığı mallara herhangi bir şekilde değer artırıcı bir katkıda bulunmamakta, fiziksel olarak ürünün yapısını değiştirmemekte ve söz konusu ürünü aldığı biçimde satmaktadır. Bu çerçevede paketleme, etiketleme ve küçük çaplı montajlar değer artırıcı katkı ya da fiziksel değişim olarak değerlendirilmeyecektir. Ancak, yeniden satıştan önce ürüne çok fazla değer katılması veya bir başka ürünle birleştirilmesi nedeniyle ürünün ilk özelliğini yitirmesi hallerinde emsallere uygun bedel bulmak zorlaşacağından, bu yöntemin kullanılması mümkün olmayacaktır.

25-Kâr Bölüşüm Yöntemi Nedir?

Kâr bölüşüm yöntemi, ilişkili kişilerin bir veya daha fazla sayıdaki kontrol altındaki işlemlere ilişkin toplam faaliyet kârı ya da zararının, üstlendikleri işlevler ve yüklendikleri riskler nispetinde ilişkili kişiler arasında emsallere uygun olarak bölüştürülmesini esas almaktadır. Bu çerçevede, kâr bölüşüm yöntemine başvurulması durumunda aşağıdaki faktörler dikkate alınır:

a) Bir ürünün edinimi, üretimi veya satımı ya da hizmet sunumu için yapılan harcamalar,

b) Bir ürünün geliştirilmesi veya hizmet sunumu esnasında ihtiyaç duyulan sermaye veya kullanılan varlıklar ya da üstlenilen risk derecesi,

c) İşlemin her aşamasında gerçekleştirilen işlevlerin göreceli önemi,

d) Ölçülebilir nitelikteki diğer faktörler.

Bu yöntem, geleneksel işlem yöntemlerinin (karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, maliyet artı yöntemi, yeniden satış fiyatı yöntemi) kullanılamadığı özellikle karşılaştırılabilir işlemlerin olmadığı ve ilişkili kişiler arasındaki işlemlerin birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğu durumlarda kullanılmalıdır.

Bu yöntem, ilişkisiz şirketlerin yaptıkları işlemleri veya bu işlemden elde edecekleri kârı gözönünde bulundurmak suretiyle, kontrol altındaki bir işlemde oluşan şartların kâr üzerindeki etkisini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

Kâr bölüşüm yönteminde, önce ilişkili şirketlerin yaptığı işlemden ortaya çıkan paylaşılacak kâr tespit edilir. Daha sonra bu kâr, ilişkili şirketler arasında paylaştırılır. Kârın bölüşümü, emsallere uygunluk ilkesine göre yapılmış anlaşmalardaki tahmin edilen ve yansıtılan şekilde, güçlü ekonomik gerekçelere dayanarak yapılmalıdır.

Bu çerçevede, kontrol altındaki işlemlerden elde edilen toplam kâr iki aşamada paylaştırılır. İlk aşamada, ilişkisiz şirketlerin benzer türdeki kontrol dışı işlemlerden elde ettikleri kâr marjı dikkate alınarak, her ilişkili şirketin toplam kâr içerisinden alacağı kâr miktarı belirlenir. İkinci aşamada, ilk aşamada ilişkili şirketlere yapılan kâr dağıtımından sonra toplam kârdan geriye kalan bakiye kâr var ise, bu kâr üstlendikleri işlevler ve yüklendikleri riskler nispetinde ilişkili şirketler arasında tekrar dağıtılmak suretiyle, ilişkili şirketlerin kontrol altındaki işlemlerden elde ettikleri kârlar yeniden hesaplanır. Dolayısıyla, gerekli düzeltimlerin yapılması sonucu, ilişkili kişilerin kontrol altındaki işlemlerde uygulayacağı emsallare uygun fiyat tespit edilir.

İlişkili tarafların kârın oluşumuna yaptığı katkının değeri işlev analizlerine göre yapılır ve bu katkılar dış piyasadan elde edilen güvenilir bilgileri kapsayacak şekilde değerlendirilir. İşlev analizi ilişkili taraflar arasında gerçekleştirilen işlevlerin analizi olup, tarafların üstlendiği riskler ve kullandıkları varlıklar hesaba katılmalıdır.

Bu yöntemde, emsallere uygunluk ilkesinin uygulanması sırasında, her durumun kendi koşullarının göz önünde bulundurulması büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle, kârın bölüşüm sürecinde bakiye kârın taraflar arasında bölüşümünün mümkün olduğu ölçüde kesin rakamları içermesi gerekmektedir. Örneğin, araştırma ve geliştirme harcamalarına yer verildiği durumlarda, Ar-Ge harcamaları arasındaki farklılıkların dikkate alınması gerekebilir.

Bu yöntemin, işlemlerin birbirleriyle iç içe geçtiği ve bağlantılı olduğu veya her bir işlemin ayrı ayrı ele alınmasının zor olduğu durumlarda kullanılması uygun olacaktır.

26-İşleme Dayalı Net Kâr Marjı Yöntemi Nedir?

İşleme dayalı net kâr marjı yöntemi, mükellefin kontrol altındaki bir işlemden; maliyetler, satışlar veya varlıklar gibi ilgili ve uygun bir temele dayanarak tespit ettiği net kâr marjının incelenmesi esasına dayanan bir yöntemdir.

 İşleme dayalı net kâr marjı yönteminin uygulanması maliyet artı ve yeniden satış fiyatı yönteminin uygulanmasına benzerlik göstermektedir. İşleme dayalı net kâr marjı yöntemi ile bu yöntemler arasındaki fark, diğer iki yöntemde brüt kâr marjı hesaplanırken, bu yöntemde net faaliyet kâr marjının hesaplanmasıdır. Bu yöntemde de karşılaştırılabilirlik analizi yapılacaktır. Ancak işlevlerde farklılık olsa dahi, net faaliyet kâr marjı, bu farklılıktan maliyet artı ve yeniden satış fiyatı yönteminde dikkate alınan brüt kâr marjına göre daha az etkilenmektedir.

Net faaliyet kâr marjının tespitinde, öncelikle mükellefin karşılaştırılabilir kontrol dışı bir işlemde uyguladığı net faaliyet kâr marjı dikkate alınacaktır. Bunun mümkün olmaması durumunda, ilişkisiz bir kurumun karşılaştırılabilir kontrol dışı bir işlemde uyguladığı net faaliyet kâr marjı dikkate alınır. Yöntemin uygulanmasında ilişkili kurumların işlev analizinin yapılması gereklidir. Aralarında ilişki bulunmayan işletmelerin net faaliyet kâr marjlarının kullanılacağı durumlarda, güvenilir sonuçların elde edilebilmesi için işlemlerin karşılaştırılabilir olup olmadığı ve ne kadar düzeltme yapılması gerektiği belirlenmelidir. Bu yöntem kullanılarak yapılan analizlerde, ilişkili kurumun tek bir kontrol altındaki işlemine ait kâr dikkate alınmalıdır.

27-Transfer Fiyatlandırması Konusunda Maliye Bakanlığı ile Anlaşma Yapmak Mümkün mü?

Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 13 üncü maddesinin (5) numaralı fıkrasında, mükellefin ilişkili kişilerle yaptığı işlemlere ilişkin olarak belirleyeceği yöntem konusunda Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'na başvurarak anlaşma yapma olanağı getirilmiş ve yöntem üzerinde anlaşma sağlanması halinde, bu yöntemin üç yılı aşmamak üzere belirlenen süre ve koşullar altında kesinlik taşıyacağı ve bu şekilde tespit edilen yöntemin, belirlenen koşullar altında eleştiri konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla, uygulayacağı yöntem konusunda tereddütü bulunan mükellefin gerekli bilgi ve belgelerle birlikte İdare'ye başvurarak belli bir dönem için yöntem tespiti talebinde bulunabilmesi mümkündür.

Peşin fiyatlandırma anlaşmasının kapsamına kurumlar vergisi mükellefleri girmektedir. Bu çerçevede, 01/01/2008 tarihinden itibaren Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'na kayıtlı mükelleflerin, 01/01/2009 tarihinden itibaren ise tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin ilişkili kişilerle yaptıkları yurt dışı işlemlerine ilişkin olarak belirlenecek yöntem konusunda İdare'ye başvurmaları mümkün bulunmaktadır.

Peşin fiyatlandırma anlaşmasına ilişkin süreç, mükellefin yazılı başvurusu ile başlamakta olup, mükellef söz konusu başvuru ile birlikte, Tebliğin (7.2) bölümünde yer alan asgari bilgi ve belgeleri İdare'ye sunmak zorundadır.

Ayrıca peşin fiyatlandırma anlaşmasına ilişkin başvuruda bulunan mükellef iki taraflı veya çok taraflı peşin fiyatlandırma anlaşması talep edebilir. İdarenin,  iki taraflı ya da çok taraflı peşin fiyatlandırma anlaşmasına ilişkin talebi değerlendirmesi sonucu birden fazla ülkeyi ilgilendirdiğini tespit etmesi durumunda, ilgili ülke veya ülkelerle anlaşma/anlaşmalar bulunması şartıyla bu anlaşmalar çerçevesinde değerlendirme yapması mümkün bulunmaktadır.

28-Maliye Bakanlığı Anlaşma Talep Eden Mükelleflerde İlk Olarak Neye Bakacak?

Maliye kendisine anlaşma başvurusunda bulunan mükellefler hakkında ilk olarak ön bir değerlendirme yapacaktır. Bu aşamada mükellefin yaptığı başvuruda yer alan bilgi ve belgeler üzerinden peşin fiyatlandırma anlaşmasının uygun olup olmadığını, ne tür bilgilere ihtiyaç olduğunu tespit etmek amacıyla bir ön değerlendirme yapılmaktadır.

Bu aşamada bilgi ve belgelerin yeterli bir değerlendirme yapma olanağı sunmaması halinde, İdare mükelleften ilave bilgi ve belge talebinde bulunabilir veya mükellef ile görüşme yapabilir. Bu tür bir ön değerlendirme yapılması, mükellef ile İdare arasında kesin olarak bir peşin fiyatlandırma anlaşması yapılacağı anlamına gelmemektedir.

29-Anlaşma Talep Edildikten Sonra Ne Yapılacak?

Gerekli veriler tamamlandıktan sonra, karşılaştırılabilir işlemlerin, kullanılan varlıkların, diğer düzeltimlerin, uygulanabilir yöntemlerin, anlaşma şartlarının ve diğer temel hususların değerlendirmesi yapılır. Ve Anlaşmanın Kabul ya da reddine karar verilir. İdare'nin başvuruyu kabul etmesi halinde mükellef ile İdare arasında peşin fiyatlandırma anlaşması imzalanır.

30-Yaptığım Anlaşma Ne Kadar Süre Geçerli Olacak?

Peşin fiyatlandırma anlaşmalarının süresi en fazla 3 yıl olup, söz konusu anlaşma imzalandığı tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Örneğin, mükellef tarafından 17/03/2008 tarihinde yapılan başvuru sonucunda devam eden süreç 22/06/2009 tarihinde İdare ile mükellef arasında imzalanan anlaşma ile sonuçlanmıştır. Bu durumda, peşin fiyatlandırma anlaşmasının hükümleri anlaşmanın imzalandığı 22/06/2009 tarihinden itibaren geçerli olacaktır.

 

31-Anlaşma Yaptıktan Sonra Mükellefin İşi Bitti Mi?

Hayır bitmedi. Peşin fiyatlandırma anlaşmasına ilişkin sürecin her aşamasında, mükellef ile karşılıklı bilgi ve görüş alışverişinde bulunulur. Ayrıca, yapılan her anlaşma yalnızca ilgili mükellefe özgüdür ve bu mükellefi ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, yapılan anlaşmaların başka mükellefler tarafından emsal olarak kullanılması veya yapılan işlemlere ilişkin bir kanıt olarak sunulması mümkün değildir.

32-Anlaşma Yaparsam İnceleme Yapılmama Şansım Nedir?

İdare ile mükellef arasında peşin fiyatlandırma anlaşmasının yapılmış olması, anlaşma konusuyla ilgili olarak mükellef ya da mükelleflerin incelenmeyeceği anlamına gelmemektedir. Anlaşma kapsamındaki işlemlere ilişkin belirlenen yöntemin uygulanması inceleme konusu yapılabilecektir. Örneğin mükellef ile İdare arasında imzalanan peşin fiyatlandırma anlaşması ile mükellefin ilişkili kişiler ile gerçekleştireceği işlemlerde "Maliyet Artı Yöntemi"ni kullanması uygun bulunmuştur. Anlaşmada belirlenen yöntem eleştiri konusu yapılamayacak olup bu yöntemin uygulanmasının doğru olup olmadığı, yöntem uygulanırken anlaşma koşullarına uyulup uyulmadığı inceleme konusu yapılabilecektir.

İdare, mükellefin söz konusu koşullara uyum gösterip göstermediğini ve/veya bu koşulların geçerliliğini sürdürüp sürdürmediğini, anlaşmada belirlenen süre boyunca mükellefin sunacağı yıllık rapor üzerinden takip edecektir.

33-Anlaşmayı Her Sene Yenilememiz Mümkün mü?

Mükellef mevcut bir peşin fiyatlandırma anlaşmasının yenilenmesi talebinde bulunabilir. Bu durumda mükellef anlaşma süresinin bitiminden en az 9 ay önce İdare'ye başvurmalıdır. Mükellef başvurusunda, mevcut anlaşmada belirtilen koşullar ile varsayımlarda herhangi bir değişiklik meydana gelip gelmediğini, anlaşmanın yenilenmesi sonucunda anlaşmada herhangi bir değişiklik yapılması gerekip gerekmediğini ve tespit edilen yöntemin anlaşmada kavranan işlemlerin mahiyetine en uygun olarak emsallere uygunluk ilkesini karşıladığını gösterecek gerekli bilgi ve belgeleri sunmalıdır.

İdare söz konusu başvurunun incelenmesi sonucunda, mevcut anlaşmada belirtilen koşullar ile varsayımların devam ettiğine ve tespit edilen yöntemin emsallere uygunluk ilkesini karşıladığına karar verirse, mevcut anlaşmanın aynı koşulları, varsayımları ve yöntemi kapsayacak şekilde bir dönem daha devam ettirilmesini kabul edebilir. Bununla birlikte, İdare, anlaşmada kavranan işlemlerin mahiyetinin, belirtilen koşulların ve varsayımların değiştiğine ya da farklı bir yöntem tespit edilmesi gerektiğine karar verirse, mükellefin yeni bir peşin fiyatlandırma anlaşması başvurusunda bulunması gerekir.

34-Anlaşmanın İptal Edilme Şansı Var mı?

İdare mevcut bir peşin fiyatlandırma anlaşmasını tek taraflı olarak anlaşmanın imzalandığı tarihten itibaren iptal edebilir ve anlaşmayı hiç yapılmamış kabul ederek mükellefi vergi incelemesine sevk edebilir.

35-İdare Anlaşmayı Neden İptal Eder?

-  Mükellefin peşin fiyatlandırma anlaşmasında belirtilen koşullara uymaması,

-  Mükellef tarafından gerek başvuru esnasında gerekse sonraki aşamalarda (yıllık rapor da dahil) ibraz edilen bilgi ve belgelerin eksik, yanlış veya yanıltıcı olduğunun tespit edilmesi,

durumunda idare anlaşmayı iptal edebilir.

Diğer taraftan, anlaşma süresince her yıl kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresi içinde İdare'ye gönderilmesi gereken Peşin Fiyatlandırma Anlaşmasına İlişkin Yıllık Raporun zamanında ibraz edilmemesi durumunda, mevcut anlaşma, söz konusu raporun ilgili bulunduğu hesap döneminin başından itibaren iptal edilebilir.

36-Transfer Fiyatlandırması Hesaplamaları Sırasında Yaptığımız Hesaplamaları Saklayacak Mıyız?

Emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kağıtlar olarak saklanması zorunludur. Dolayısıyla, yöntemin seçilme gerekçelerini açıklayan en önemli unsurlar bu hesaplama ve belgeler olduğundan, seçilen yöntem ve bu yöntemin uygulanmasına ilişkin bütün hesaplama ve işlemlere ait belgeler ayrıntılı olarak tutulmalı ve saklanmalıdır.

37-Başka yükümlülüklerimiz var mı?

Kurumlar vergisi mükelleflerinin, ilişkili kişilerle bir hesap dönemi içinde yaptıkları mal veya hizmet alım ya da satım işlemleri ile ilgili olarak (Ek 2)'de yer alan "TRANSFER FİYATLANDIRMASI, KONTROL EDİLEN YABANCI KURUM ve ÖRTÜLÜ SERMAYEYE İLİŞKİN FORM"u doldurmaları ve kurumlar vergisi beyannamesi ekinde, bağlı bulunulan vergi dairesine göndermeleri gerekmektedir.

38-Büyük Mükellefler Vergi Dairesine Kayıtlı Olanlar Ne Yapacak

Ayrıca, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'na kayıtlı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde ilişkili kişilerle yaptığı yurt içi ve yurt dışı işlemleri ile diğer kurumlar vergisi mükelleflerinin bir hesap dönemi içinde ilişkili kişilerle yaptığı yurt dışı işlemlere ilişkin olarak (Ek 3)'de yer alan formata uygun şekilde, aşağıda yer alan bilgi ve belgeleri içeren "YILLIK TRANSFER FİYATLANDIRMASI RAPORU"nu kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresine kadar hazırlamaları ve bu süre sona erdikten sonra istenmesi durumunda İdare'ye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara ibraz etmeleri zorunludur.

Ancak, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'na kayıtlı mükellefler dışındaki diğer kurumlar vergisi mükellefleri bir hesap dönemi içinde ilişkili kişilerle yaptıkları yurt içi; gelir vergisi mükellefleri de bir takvim yılı içinde ilişkili kişilerle yaptıkları yurt içi ve yurt dışı işlemlere ilişkin olarak aşağıda yer alan bilgi ve belgeleri istenmesi durumunda İdare'ye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara ibraz ederler.

39-Cezalar Nelerdir?

Teşebbüs sahibi ve kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunarak tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı yapmaları durumunda Vergi Usul Kanunu'nun cezalara ilişkin hükümleri uygulanacaktır.

Bu Tebliğ ile İdare'ye ibraz etme zorunluluğu getirilen bilgi ve belgeleri Tebliğde belirlenen sürelerde vermeyenler hakkında da Vergi Usul Kanunu'nun cezalara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı tabiidir.

40-Örtülü Kazanç Dağıtımı Tespit Edildiğinde Düzeltme İşlemi Yapılacak Mı?

Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulamasında, 13 üncü maddede belirtilen şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacaktır.

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazancın kâr payı sayılması ile mükellefler bu kâr payına ilişkin olarak istisna hükümlerinden yararlanacağından, "karşı taraf düzeltmesi" bu şekilde, işleme taraf olanlar arasında gerçekleşmiş olacaktır. Dolayısıyla, dağıtılmış kâr payının net kâr payı tutarı olarak kabul edilmesi ve brüte tamamlanması sonucu bulunan tutar üzerinden ortakların hukuki niteliğine göre belirlenen oranlarda vergi kesintisi yapılacaktır.

Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilecektir. Ancak, bu düzeltmenin yapılabilmesi için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması gerekmektedir. Örtülü kazanç dağıtılan kurum nezdinde yapılacak düzeltmede dikkate alınacak tutar, kesinleşen ve ödenen tutar olacaktır.

41-Örtülü Kazanç Dağıtan Kurum Tarafından Yapılacak Düzeltme İşlemleri Nelerdir?

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı şartlarının gerçekleşmesi halinde, örtülü kazanç dağıtan kurum tarafından işlemin yapıldığı geçici vergi döneminde hesaben gerekli düzeltme işlemleri yapılabilecektir. Örtülü kazanç dağıtılan tarafından da aynı dönem içinde düzeltme yapılabilmesi mümkündür.

Düzeltmenin geçici vergi döneminden sonra yapılması halinde, örtülü kazanç dağıtan kurum tarafından verilen düzeltme beyannamesi ile tahakkuk eden vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartıyla, örtülü kazanç dağıtılan tarafından da (bir sonraki geçici vergi döneminde) düzeltme yapılabilecektir.

Hesap dönemi kapandıktan sonra transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı yapan kurumun düzeltme talebi, vergi dairesince Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca değerlendirilip sonuçlandırılacaktır. Bu düzeltme sonucu tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması halinde, karşı tarafta da gerekli düzeltme işleminin kendiliğinden yapılması mümkün olacaktır.

Verginin kesinleşmesi; dava açma süresi içinde dava açılmaması, yargı mercilerince nihai kararın verilmiş olması veya uzlaşmanın vaki olması gibi haller nedeniyle verginin kesinleşmesi ve itiraz edilmeyecek duruma gelmesidir.

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtan kurumun, zamanaşımı süresi içinde düzeltme talebinde bulunmuş olması halinde, düzeltme sonucu tarh edilen verginin kesinleşip ödenmesi şartıyla karşı tarafta da süreye bakılmaksızın gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.

42-Örtülü Kazanç Dağıtılan Kişinin Tam Mükellef Kurum Olması Durumunda Ne Olacak?

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç tutarı kâr payı geliri olarak dikkate alınacak olup, şartların varlığı halinde iştirak kazançları istisnasından yararlanılacak ve düzeltme işlemi gerçekleşecektir.

Yukarıda yer alan bölümde de açıklandığı üzere, düzeltme yapılabilmesi için ilgili tutarın örtülü kazanç dağıtan mükellef tarafından ödenmesi gerekmektedir. Bu tutar ödendikten sonra, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtılan mükellefin bu düzeltmeleri ilgili dönem beyannameleri üzerinde yapması gerekmektedir.

43-Örtülü Kazanç Dağıtılan Kişinin Mükellef Olmaması Durumunda Ne Olacak?

Örtülü kazanç dağıtılan kişinin dar mükellef kurum, gerçek kişi, vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf herhangi bir kişi olması durumunda, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç tutarı, örtülü kazanç dağıtılan nezdinde, 13 üncü maddede belirtilen şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı olarak kabul edilecektir. Bu şekilde dağıtılmış kâr payı net kâr payı tutarı olarak kabul edilecek ve brüte tamamlanması sonucu bulunan tutar üzerinden vergi kesintisine tabi tutulacaktır.

Örnek :

(A) Kurumunun ortağı (B)'ye emsallere uygun fiyatı 120.000 YTL olan bir malı 70.000 YTL'ye satması halinde yapılacak işlemler aşağıdaki gibidir:

(A) Kurumu tam  mükellef ise:

50.000 YTL transfer fiyatlandırması yoluyla (B) Kurumuna aktarıldığından, söz konusu tutar kanunen kabul edilmeyen gider kabul edilmek suretiyle, (A) Kurumunun dönem kazancına eklenerek kurumlar vergisi yönünden tarhiyat yapılacaktır.

Örtülü kazanç dağıtımı yapılan (B) nezdinde düzeltmenin yapılabilmesi için örtülü kazanç dağıtan kurum (A) adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması gerekmektedir.

(B) Kurumu ise 120.000 YTL tutarındaki malı 70.000 YTL'ye satın almıştır. 50.000 YTL tutarındaki fark bu kurum için kâr payı niteliğindedir.

Bu çerçevede;

Örtülü kazanç dağıtımı yapılan (B) tam mükellef kurum ise dağıtılan örtülü kazanç Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre, iştirak kazancı istisnası kapsamında değerlendirilecek olup, düzeltme beyanname üzerinde yapılacaktır.

Örtülü kazanç dağıtımı yapılan (B), Türkiye'de işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç olmak üzere dar mükellef kurum veya kurumlar vergisinden muaf olan dar mükellef ise dağıtılan örtülü kazanç tutarı, örtülü kazanç dağıtılan nezdinde dağıtılmış net kâr payı olarak kabul edilecek ve bu miktar brüte tamamlanarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre vergi kesintisine tabi tutulacaktır.

 

Brüt Tutar[1]:         50.000 ´ 100   =  58.824

                                100 - 15

 

Kâr Payı Tevkifatı:  58.824 ´ % 15=  8.824 YTL

Örtülü kazanç dağıtımı yapılan (B) kurumlar vergisinden muaf bir kurum ise dağıtılan örtülü kazanç tutarı, örtülü kazanç dağıtılan nezdinde dağıtılmış net kâr payı olarak kabul edilecek ve bu miktar brüte tamamlanarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre vergi kesintisine tabi tutulacaktır.

Örtülü kazanç dağıtımı yapılan (B) tam veya dar mükellef gerçek kişi ise dağıtılan örtülü kazanç tutarı, örtülü kazanç dağıtılan nezdinde dağıtılmış net kâr payı olarak kabul edilecek ve bu miktar brüte tamamlanarak Gelir Vergisi Kanunu'nun 94 üncü maddesinin 6/b bendine göre vergi kesintisine tabi tutulacaktır.

(A) Kurumu dar mükellef ise:

(A) Kurumu tarafından, yurt dışında bulunan ana merkeze aktarılan örtülü kazanç tutarı, örtülü kazanç dağıtılan nezdinde net kâr payı olarak kabul edilecek ve bu miktar brüte tamamlanarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 30 uncu maddesinin altıncı fıkrasına göre vergi kesintisine tabi tutulacaktır.

Öte yandan, yurt dışı işlemlerle ilgili olarak yapılacak ikincil düzeltme işlemlerinin, vergi anlaşmaları çerçevesinde ve söz konusu anlaşmanın imkan verdiği ölçüde yapılabileceği tabiidir.

44- Transfer Fiyatlandırma Uygulamasında Gayri Maddi Hak Denilince Ne Anlaşılmalı?

Gayri maddi haklar, sinema filmleri, radyo-televizyon yayınlarında kullanılan filmler ve bantlar dahil olmak üzere edebi, artistik, bilimsel her nevi telif hakkının veya her nevi patentin, alameti farikanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin veya sınai, ticari, bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikiminin kullanma imtiyazı, kullanma hakkı veya satışı ile sınai, ticari, bilimsel teçhizatın kullanma imtiyazı veya kullanma hakkını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, gayri maddi haklar patent, ticari marka, ticari unvan, tasarım ya da model gibi sınaî varlıkların kullanım hakkı ile edebi, sanatsal eserlerin mülkiyet hakları ile ticari bilgi birikimi (know how) ve ticari sırlar gibi fikri hakları kapsamaktadır.

Gayri maddi haklar özellikleri nedeniyle ticari gayri maddi haklar ve pazarlama amaçlı gayri maddi haklar olmak üzere iki grup altında değerlendirilmektedir. Ticari gayri maddi haklar bir malın üretiminde ya da bir hizmetin sağlanmasında kullanılan patentler, know-how, dizaynlar ve modeller ile müşterilere transfer edilen ya da ticari faaliyetin işletiminde kullanılan (bilgisayar yazılım programları gibi) ticari varlık niteliğine sahip gayri maddi hakları ifade etmektedir.

Pazarlama amaçlı gayri maddi haklar ise, bir ürün ya da hizmetin ticari amaçlı olarak kullanımına yardımcı olan ticari markalar ve ticari unvanlar, müşteri listeleri, dağıtım kanalları ile ilgili ürün açısından önemli bir promosyon değerine sahip nevi şahsına münhasır isimler, semboller ya da resimler gibi gayri maddi hakları ifade etmektedir.

45-Gayri Maddi Haklarda Emsallere Uygunluk İlkesi Nasıl Açıklanır?

İlişkili kişilerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri ve gayri maddi hakların da dahil olduğu mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerinde bedel, emsallere uygunluk ilkesine göre tespit edilecektir.

Gayri maddi haklara ilişkin emsallere uygun bedelin belirlenmesinde öncelikle gayri maddi hakkı devreden ile devralan taraf ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Gayri maddi hakka ilişkin emsallere uygun bedel devreden yönünden; karşılaştırılabilir nitelikteki kontrol dışı bir işlemde, gayri maddi hakkın sahibinin söz konusu hakkı başkasına devretmeyi kabul edebileceği bedel olmalıdır. Devralan yönünden emsallere uygun bedel, karşılaştırılabilir ilişkisiz bir kurumun faaliyetlerinde kullanmayı düşündüğü gayri maddi hak için ödemeyi kabul ettiği tutarı ifade etmelidir.

Gayri maddi hakların devri, bir gayri maddi varlığın doğrudan satışına ilişkin olabileceği gibi, imzalanan bir lisans anlaşması sonucunda gayri maddi varlığa ilişkin hakkın karşılığında bir royalti (gayri maddi hak bedeli) ödemesi biçiminde de gerçekleşebilir.

46-Gayri Maddi Haklarda Emsallere Uygun Bedelin Tespitinde Kullanılabilecek Yöntemler Nelerdir?

İlişkili kişiler arasında gerçekleştirilen işlemlerde gayri maddi hakların yer alması halinde, emsallere uygunluk ilkesinin uygulanabilmesi için kontrol altındaki işlemler ile kontrol dışı işlemler arasında karşılaştırılabilirlik analizinin yapılması gerekmektedir. Daha sonra gayri maddi hakkın alım ya da satım işleminde kullanılacak en uygun transfer fiyatlandırması yöntemi belirlenecektir.

Bir gayri maddi hakkın satışı ya da lisanslanması işlemlerine yönelik olarak emsallere uygun bedel tespit edilirken karşılaştırılabilir fiyat yöntemi kullanılabilir. Bu yönteme göre, aynı gayri maddi hakkın sahibi, benzer bir gayri maddi hakkın karşılaştırılabilir şartlarda ilişkisiz kuruluşlara hangi fiyattan transfer edildiğini veya lisans hakkının verildiğini belirleyebiliyorsa, bu fiyat ya da bedel emsallere uygun fiyat/bedel olarak kullanılabilecektir.

Gayri maddi haklar içeren ürünlerin satışında da karşılaştırılabilir fiyat yöntemi uygulanabilecektir. Gayri maddi hakların (örneğin bir ticari markanın) pazarlanması söz konusu olduğunda, uygulanacak olan karşılaştırılabilirlik analizinde, müşteri tarafından kabul edilebilirlik, coğrafi önem, pazar payı, satış hacmi ve ilgili diğer unsurların dikkate alınması gerekir. Ticari gayri maddi haklar söz konusu olduğunda ise karşılaştırılabilirlik analizinde ayrıca ilgili gayri maddi haklar (koruma altındaki patent ya da diğer tür münhasırlık içeren gayri maddi haklar) ve Ar-Ge işlevlerinin taşıdıkları önemin de dikkate alınması gerekmektedir.

Ancak karşılaştırılabilir kontrol dışı işlemlerin bulunamadığı yüksek düzeyde değerli gayri maddi hakların yer aldığı işlemlerde, emsallere uygun bedelin tespitinde karşılaştırılabilir fiyat yönteminin dışındaki diğer yöntemlerin kullanılabilmesi mümkündür.

Örneğin, Türkiye'de yerleşik (B) iştiraki ile yurtdışında mukim ve markanın lisans hakkına sahip otomotiv firması olan (A) firması arasında bir lisans sözleşmesi imzalanmıştır. (A) firmasına lisans (telif hakkı) bedeli olarak Türkiye'deki net satışların % 6'sı kadar yıllık ödeme yapılmaktadır. Otomotiv piyasasında faaliyet gösteren (C), (D) ve (E) şirketlerinin incelenmesinden, bu firmaların da yurtdışında yerleşik lisans sahibi ana firmalarına             % 3 - % 5 arasında net satışlara oranlı lisans hakkı bedeli ödediği tespit edilmiştir. Bu durumda (B) firmasının yapmakta olduğu ödemeler ile piyasada mevcut lisans hakkı ödemeleri karşılaştırılmalı ve karşılaştırma sonucunda ortaya çıkan farklılıklar var ise bunlar düzeltilmelidir. Dolayısıyla, lisansın kullanım dönemi, coğrafi olarak kullanım alanı ve ödeme vadeleri ile kullanım koşulları benzer ya da mevcut farklılıklar düzeltilebiliyor ise (A) firmasına yapılan ödemeler ile ilgili olarak (C), (D) ve (E) şirketlerinin işlemleri (dış emsal) kullanılabilecektir.

Öte yandan, gayri maddi hakların patent, ticari markalar, ticari sırlar ve know-how da dahil olmak üzere bir bütün halinde değerlendirilmelerinin gerektiği durumlarda, gerçekleştirilen işlemin emsallere uygunluğunu doğrulayabilmek için bütünü oluşturan parçaların ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.

47-Grup İçi Hizmetlerin Tanımı ve Kapsamı Nelerdir?

Grup içi hizmet, ilişkili şirketler arasında gerçekleşen, genellikle ana şirketin bağlı şirketlerine veya aynı gruba bağlı şirketlerden birinin diğerlerine verdiği hizmetleri ifade etmektedir. Bu hizmetler tüm grup için yönetim, koordinasyon ve kontrol işlevlerinin sağlanmasını da içermekte olup, bu tür hizmetleri sağlamanın maliyeti, ana şirket, bu amaç için görevlendirilen bir grup üyesi veya diğer bir grup üyesi (grup hizmet merkezi) tarafından üstlenilebilmektedir.

Grup içi hizmetlerle ilgili olarak;

-          Hizmetin fiilen sağlanıp sağlanmadığı,

-          Hizmeti alan şirket/şirketlerin söz konusu hizmete ihtiyacı olup olmadığı,

-          Hizmetin alınmış olması halinde hizmet bedelinin emsallere uygunluk ilkesine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

48-Grup İçi Hizmetlerin Fiilen Sağlanıp Sağlanmadığı Nasıl Tespit Edilir?

Emsallere uygunluk ilkesi gereği grup içi hizmetin verilip verilmediğinin belirlenmesinde, hizmeti alan grup üyesinin ticari pozisyonunu güçlendirecek ticari veya ekonomik bir değer sağlayıp sağlamadığı dikkate alınmalıdır.

İlişkili bir şirketin ana şirketten veya aynı grubun üyesi olan diğer bir şirketten ihtiyacı olmayan bir hizmeti alması ya da bir hizmetin grup üyesine, sadece grup üyesi olması nedeniyle verilmesi durumunda, söz konusu şirketin grup içi hizmet elde ettiğinin kabulü mümkün bulunmamaktadır.

Grup içi hizmetlerin, grubun bir veya daha fazla sayıdaki üyesi tarafından tanımlanan bir ihtiyacı karşılamak üzere grubun bir üyesi tarafından sağlandığı durumda, hizmetin fiilen sağlanıp sağlanmadığının belirlenebilmesi kolaylıkla mümkün bulunmaktadır. Örneğin, ilişkili bir kurumun aynı grubun üyesi olan diğer bir kurumun gerçekleştirdiği imalat faaliyetlerinde kullanılan makine ve teçhizatın onarımını üstlenmesi durumu grup içi hizmet olarak kabul edilebilecek olup, söz konusu hizmetin fiilen sağlanıp sağlanmadığının tespiti mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, grup içi şirket tarafından sağlandığı belirtilen hizmetler karşılığı ilişkili kişilere ödeme yapılmış olması ve/veya yapılan ödemenin "yönetim gideri" olarak tanımlanmış olması söz konusu hizmetlerin fiilen sağlandığını göstermeyecektir.

49-Grup İçi Hizmetlerde Emsallere Uygun Bedelin Belirlenmesi Ne Demektir?

Grup içi hizmetlerin fiilen sağlanıp sağlanmadığının yanısıra hizmet bedelinin hem hizmeti alan hem de hizmeti sağlayan bakımından ayrı ayrı ele alınarak emsallere uygunluğunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

Grup içi şirketlerden birine ya da bir kaçına verilen hizmetlerde emsallere uygun bedelin tespiti bu Tebliğde belirtilen yöntemler çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Dolayısıyla, grup içi hizmetlerde hizmet bedelinin emsallere uygun bedel olması gerekmektedir.

50-Grup İçi Hizmetlerde Emsallere Uygun Bedelin Tespitinde Kullanılabilecek Yöntemler

Grup içi hizmetlerde emsallere uygun bedelin belirlenmesinde kullanılacak yöntemlerin, bu Tebliğin ilgili bölümlerine göre tespit edileceği tabiidir. Ancak, grup içi hizmetlerin fiyatlandırılmasında "Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi veya Maliyet Artı Yöntemi"nin uygulanması diğer yöntemlere tercih edilebilir.

Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, hizmeti alan tarafın faaliyet gösterdiği piyasadaki ilişkisiz kuruluşlar arasında karşılaştırılabilir nitelikteki bir hizmetin bulunduğu durumlarda uygulanabilecektir. Örneğin, muhasebe, hukuk, ya da bilgisayar alanında sağlanan hizmetlerde bu yöntem kullanılabilecektir. Ancak,  karşılaştırılabilir bir fiyatın bulunamadığı durumlarda "Maliyet Artı Yöntemi"nin kullanılması uygun olacaktır. Bu yöntemin uygulanmasında, kontrol altındaki ve kontrol dışı işlemler arasındaki maliyet bazının aynı olması gerekmektedir. Örneğin, kontrol altındaki işlemde genel giderlerin doğrudan giderlere olan oranının, karşılaştırılabilir işlemlere kıyasla daha yüksek olması durumunda; o işlemde elde edilen kâr marjını, ilişkili kuruluşun maliyet bazı üzerinde düzeltme yapmadan uygulamak bu tür işlemlerde uygun olmayacaktır.

Öte yandan, karşılaştırılabilir fiyat yönteminin veya maliyet artı yönteminin uygulanmasının mümkün olmadığı durumlarda, emsallere uygun bedelin doğru bir biçimde belirlenebilmesini sağlamak üzere, bu Tebliğde belirtilen diğer yöntemlerin kullanılması da mümkün bulunmaktadır.  

Yöntemlerin kullanılması aşamasında grubun üyeleri arasında bir işlev analizi yapılması gerektiği tabiidir.

 

C-    ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ İLE İLGİLİ SORULAR CEVAPLAR

SORU-1: Asgari geçim indirimi her ay ödenmek zorunda mı? 3 ayda bir de ödenebilir mi?

CEVAP-1: Asgari geçim indirimi düzenlemelerine göre hesaplanan asgari geçim indirimi miktarı her ay çalışana yansıtılacaktır. 3 ayda bir yansıtılması söz konusu değildir.

 

SORU-2: Asgari geçim indiriminin maaşlarımıza yansıtılması doğru mudur? Maaşımız örneğin 750,00 ise  + 45,00 ytl de asgari geçim indirimi ekleniyor. Bu durumda gelmediğimiz günlerin kesintisi ve ilave mesailerimizin ücretleri 750,00 ytl’den mi görülür yoksa 795 ytl’den mi ve gelmediğimiz günlerde asgari geçim indiriminde düşüş olur mu?

CEVAP-2: Asgari geçim indiriminin maaşlara yansıtılması demekten kastınız maaşınız ile aynı anda almak ise uygulama doğrudur. Ancak gelmediğiniz günlerin kesintisi ve ilave mesaileriniz 750 YTL maaşınız üzerinden hesaplanır. 45 YTL dikkate alınmaz.

 

SORU-3: Benim maaşımdan 2007 yılı boyunca vergi kesildi. Normalde bu kesilen vergiye ait vergi iadesini almam gerekmiyor mu?  Teknokentte çalışıyorum ve gelir vergi kesintisinin olmaması dolayısıyla asgari geçim indiriminden yararlanamıyorum. Çıkan kanun ve benim teknokentte işe başlamam geçen yıla ait vergi iadesini iptal mi ediyor? Çalıştığım şirket ödemese bile bir şekilde bunu benim devletten tahsil etmem gerekiyor çünkü bu benim geçen yıla ait kazanılmışı hakkım kayboldu diye düşünüyorum. Sizce haksız mıyım?

CEVAP-3: Asgari geçim indirimi uygulaması 01.01.2008 tarihinden itibaren geçerlidir. Dolayısıyla 2007’ye ilişkin bir uygulama yapılamayacaktır.

DİĞER yandan bildiğiniz üzere 2006 yılı ve öncesi dönemlerde ücret gelirleri elde edenler vergi iadesi alıyorlardı. Ancak bu uygulama 2007 yılının başından itibaren geçerli olacak şekilde kaldırıldı. Durum böyle olunca 2007 yılında vergi iadesi uygulanmadı. Asgari geçim indirimi ise 2008 yılı başından itibaren uygulamaya konulduğu için 2007 yılı açık ifadeyle ücretliler açısından boşa gitti. Ücretliler açısından 2007 yılı hak kaybına uğratılan bir yıldır. Bunu defalarca konunun uzmanları yazılarında dile getirdi. Ancak idare geri adım atmadı. Şu anki düzenlemeler itibariyle 2007 yılına ilişkin vergi iadesinden yararlanamazsınız.

 

SORU-4: Merhaba sürekli hangi siteye girersem gireyim hep eş ve çocuklar deniyor, peki boşananlarında olduğu kimsenin aklına gelmiyor mu? Ben özel şirkette asgari ücretle çalışmaktayım, geçen ay ve bu ay 584 ytl maaş aldım (yemek+yol içinde). Bekâr olan arkadaşlar 606 ytl maaş aldı peki sizce bu hak ve adalet mi? Benim bir çocuğum var ve eşimden boşandım 15 senedir de hiç nafaka almadım. Bu konuyla ilgili muhasebeyle görüştüm bana verilen cevap siz nafaka alıyor görünüyorsunuz (boşanma ilamını istemişlerdi) dediler ve çocuk parası alamayacağıma dair görüş bildirdiler. Bu konuda yapabileceğim bir şey var mı?

CEVAP-4: Asgari geçim indirimi uygulamasında bir takım eksiklikler olduğu ve bu durumda olan ya da farklı çok sorun yaşayan çalışanlar olduğu bir gerçektir.

Anladığımız kadarı ile boşanma ilamınızda nafaka alınıyor diye ibare var, bu da muhasebe departmanınca farklı yorumlanmış ve "mademki nafaka alıyor o zaman çocuk için asgari geçim indiriminden yararlanamaz" denilmiş olmalı. Ancak durum öyle değil...

GVK'nun 32. maddesinde asgari geçim indiriminin uygulamasında "çocuk" tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, ifade eder şeklinde lâfzî düzenleme bulunmaktadır.

Bize göre çocuğunuz sizinle kalıyor ve beraber yaşıyorsanız asgari geçim indiriminden çocuğunuz için de yararlanabilirsiniz. Dolayısıyla kendiniz için % 50, çocuğunuz için 7,5 olmak üzere toplam % 57,5 oranında indirim hakkınız var.

Nafaka almanız bu durumu etkilemez. Kaldı ki VUK'nun 3. maddesinde işlemlerin gerçek mahiyetlerinin esas olduğu açıklanmıştır. Fiilen nafaka almadığınıza göre işvereninizin ya da muhasebedeki arkadaşların asgari geçim indiriminden kendiniz ve çocuğunuz için faydalanmanız doğrultusunda işlem yapmaları hem asgari geçim indiriminin amacı açısından hem de hakkaniyet açısından daha doğru olacaktır, kanaatindeyiz.

 

SORU-5: Diyelim ki çalışan 18.01.2008 tarihinde asgari ücretli olarak işe girdi. Asgari geçim indirimi ile ilgili aile bildirim formu düzenledi. Aile bildirim formunda eşi çalışmayan ve çocukları da 18 yaşından büyük ve evliler. Bu bildirime göre çalışanın asgari geçim indirimi oranı % 60 oluyor.

Şimdi aklımıza takılan konuya deyinmek istiyorum. Bu çalışan için Ocak ayına ait asgari geçim indirimi hesaplamasında dikkate alınacak matrah nedir? 14 Günlük 283,92 YTL mi dikkate alınacak yoksa Aylık Brüt Asgari ücret mi dikkate alınacak? Personel puantajlarımızı Mikro Programı aracılığıyla hesaplıyoruz. Program hesaplamayı 608,40 üzerinden yapıyor. 283,92 ytl üzerinden yapıldığında çalışanın beyan edilmesi gereken gelir vergisi çıkıyor. Normal Ödeme Bordosunda GV. Sıfır Çıkıyor.

CEVAP-5: Kişinin ay ortasında ya da başında girmesi durumunda AGİ hesaplamaları tama iblağ edilecektir. Kesirler dikkate alınmayacaktır. Diğer deyişle çalışan kişinin AGİ miktarı hesaplanacak, çıkan miktar da hesaplanan vergisinden mahsup edilerek kendisine ödenecektir.

Bu durumda sizin personelinizin aylık AGİ miktarı 54,76 YTL’dir. Aldığız ücret ise brüt 283,92’dir. Bunun üzerinden hesaplanan gelir vergisi 36,20 YTL’dir. Bu da o kişi için hesaplanan AGİ miktarının altında kalmaktadır. Dolayısıyla kişinin yararlanacağı maksimum miktar 36,20’dir. Geriye kalan artık miktar yani (54,76-36,20=) 18,56 YTL yararlanılamayan ve diğer döneme de devredilemeyen miktar olarak kalacaktır. Dolayısıyla siz 36,20 YTL’yi devlete ödeyeceğinize çalışanınıza ödeyeceksiniz.

Özetle matrah 14 günlük olacak, bunun üzerinden hesaplamalar yapılarak gelir vergisi hesaplanacak, AGİ de bundan mahsup edilecek.

 

SORU-6: Eski işyerimden 03.02.2008 de ayrıldım. 04.02.2008 de başka bir işyerinde çalışmaya başladım. Asgari geçim indirimi formunu eski işyerinde doldurdum. Asgari gecim indirimini eski işyerimden mi yoksa yeni işyerimden mi alacağım?

CEVAP-6: Eski işyeriniz işten çıkış tarihinize kadar olan bölüm için size ücret öderken asgari geçim indirimi miktarını dikkate alarak ödeme yapacaktır. Yeni işyeriniz de aynı şekilde işe giriş tarihinden itibaren hesaplamalara asgari geçim indirimini dâhil ederek ise ödeme yapmaya devam edecektir.

 

 

SORU-7: Özel bir şirkette Mali Müşavir olarak çalışmaktayım. Şirketimiz inşaat işlemleri yapmaktadır. Projeli işlemleri firmamız tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle işçiler aynı ay içerisinde projeye göre işyeri değiştiriyor. Sorum şu olacak AGİ için tebliğde "kesirli günler tam ay olarak dikkate alınır" deniliyor. Bu durumda işçi "her işyeri değiştirdiğinde kesirli olarak hesaplanan ve tam ay olarak ödenecek" ve bu AGİ dikkate alınırsa işçiye ödenen AGİ tespit edilen sınırları aşacaktır. Bu durumda ne yapabiliriz. Ben işçiden Önceki firmamdan AGİ'den yararlandım bu firmada bu ay için yaralanmak istemiyorum diye dilekçe aldım. Bu ne kadar geçerli olur. Böyle durumların tespiti nasıl takip edilecek?

CEVAP-7: Asgari geçim indirimi ücretliye yönelik yapılan ve kişinin ücret gelirlerinin tümüne uygulanan bir düzenlemedir. Asgari geçim indirim ile ilgili düzenlemelerde anlattığınız durumla ilgili doğrudan bir açıklama olmamakla beraber uygulamada özellikle inşaat firmalarında farklı projelerde görev alan işçiler için asgari geçim indirimi uygulaması her bir proje için ayrı ayrı hesaplama yapacak şekilde uygulanmamaktadır. Bu durumdaki çalışanlar tek bir işverenden asgari geçim indirimi alıyor gibi kabul edilerek sadece bir proje kapsamında AGİ hesaplaması yapılmalı, diğer projeler için hesaplama yapılmamalıdır.

 

SORU-8: Eşim rehber öğretmen olarak çalışmaktadır 1. dereceden özürlüdür sakatlık oranı yüzde yüzdür. Eşimin maaşından özürlü olmasından dolayı gelir vergisi kesilmemektedir ancak ek ders ücreti almaktadır ve ücretinden gelir vergisi kesilmektedir.

Bundan önceki dönemlerde ek ders ücreti de vergi matrahına dahil edilerek vergi iadesi almaktaydı. Şimdi ise ders ücretinden asgari geçim indiriminden faydalanamamaktadır Bulunduğumuz il milli eğitim müdürlüğünün mutemediyle yaptığımız görüşmede AGİ’nin sadece maaşı kapsadığı ek ücretlerin mahsup edilmediğini söyledi. Bu durumda nasıl bir yol izlememiz gerekiyor ilgili kanun veya yönetmelik varsa bilgilendirirseniz memnun oluruz. Ayrıca 1. dereceden özürlü olan bir çalışanın maaşından gelir vergisi kesilmezken ek dersinden kesilmesi mümkün müdür?

CEVAP-8: Eğer özel bir kanuni düzenleme yoksa, eşinizin bir ayda ek dersler dâhil olmak üzere toplam alacağı üzerinden bordo düzenlenmesi ve bu bordroya göre vergilendirilmesi gerekir. Örneğin, asgari ücret aldığını bunun yanında da ek ders ücreti aldığını düşünelim.

Bu durumda 1.dereceden özürlü olan eşiniz için hesaplama şu şekilde olacak (çocuklar dikkate alınmadığı varsayımı altında):

Aylık ücret (brüt): 608,40 YTL

Ek ders ücreti toplam (brüt) :350 YTL’dir.

2008 yılında Asgari Ücretin Yıllık Brüt Tutarı  (608,40x12=)               : 7.300,80 YTL

Mükellefin Asgari Geçim İndirimi Oranı                                             : % 50

- Mükellefin kendisi için       % 50

Asgari Geçim İndirimine Esas Tutar (7.300,80 x % 50=)                   : 3.650,40 YTL

Asgari Geçim İndiriminin Yıllık Tutarı ( 3.650,40 x% 15=)                 : 547,56 YTL’dir.

Asgari Geçim İndiriminin Aylık Tutarı ( 547,56 / 12=)              : 45,63 YTL’dir.

Eşinizin ocak ayı için, asgari geçim indirimi mahsup işlemi aşağıdaki şekilde gerçekleştirilecektir.

 

- Aylık Brüt Ücreti   (608,40+350=)                                                   :    958,40 YTL

- Aylık Tevkifat Matrahı                                                                     :    833,40 YTL

- Birinci Derece Sakatlık İndirimi                                                        :    600,00 YTL

- Sakatlık İndirimi Düşüldükten Sonra Kalan Tevkifat (Stopaj) Matrahı   :   233,40  YTL

- Hesaplanan Gelir Vergisi                                                                  :     35,01 YTL

- Mahsup Edilebilecek Asgari Geçim İndirimi Tutarı                               :     45,63 YTL

- Ödenecek Gelir Vergisi                                                                     :       0,00 YTL

- Yararlanılmış A.G.İ. Tutarı                                                                :      35,01 YTL

 

Bu ücretlinin gelir vergisi matrahı hesaplanırken sakatlık indirimi de mahsup edilecek, sakatlık indiriminin mahsubundan sonra kalan gelir vergisi matrahı üzerinden hesaplanan gelir vergisi tutarından da yıllık asgari geçim indirimi tutarının 1/12’si olan (547,56 / 12=) 45,63 YTL mahsup edilecektir. Ancak mahsup edilecek tutar, kalan gelir vergisi tutarını aşamayacağından yalnızca 35,01 YTL’lik kısmı ücretliye ödenecek ve kalan 10,62 YTL asgari geçim indirimi farkı diğer dönemlerde de değerlendirilmeyecektir.

 

Buna göre, işveren mahsup edilen asgari geçim indirimi tutarı kadar yani 35,01 YTL ücretliye daha fazla ödeme yapacaktır.

 

 

SORU-9: Anonim şirketimizde yönetim kurulu içinde bağ-kurlu olan var olmayan var.

Örnek yönetim kurulu üyeleri işveren olduğu için bağ-kurlu olmak zorunda diğer kurul üyeleri olmak zorunda değil - denetim kurulu ve murakıplar gibi.

Bunlara yönetim kurulu ücret bordrosu düzenlemekteyim. Sadece gelir vergisi ve damga vergi kesiyorum. Acaba AGİ uygulaması da yapacak mıyım?

Ltd.şti. ortakları için ise aldığımız ortaklar kurulu kararı ile 4 ortaklı bir ltd. şti.'in 2 ortağına aylık 1.000,00 ytl maaş ödemekteyim. Ortaklardan biri bağ-kura prim ödemektedir, diğer ödememektedir. Acaba bunlara AGİ hesaplayacak mıyım?

CEVAP-9: Gerek A.Ş. yönetim kurulu üyeleri gerekse limited şirket ortaklarının Bağ-Kur’lu olup olmamaları ile AGİ’nden yararlanmaları arasında bir bağlantı bulunmamakla beraber, siz huzur hakkı vb adlar altında ortaklara ödeme yapsanız da bunlar ücret olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla aynen yaptığınız gibi bordro düzenlenmekte ve stopaj yapılmaktadır. Dolayısıyla bu kişilerin de AGİ’nden yararlanmaları gerekmektedir.

 

SORU-10: Aile durumu ile ilgili herhangi bir bildirim yapmayan kişi için en azından sadece kendisi için indirim yapmak zorunluluğu var mıdır?

CEVAP-10: Aile durum bildirimi vermeyen ücretli hakkında minimum düzeyden hesaplanma yoluna gidilmesi, ileride yaşanabilecek eleştirileri bertaraf etmek açısından yerinde olabilir. Dolayısıyla bu bildirimi yerine getirmeyen çalışan, bekar statüsünde ve bakmakla yükümlü olduğu kimse yokmuş gibi kabul edilerek hakkında AGİ hesaplanabilir.

Ancak bizim düşüncemiz farklıdır. Asgari geçim indirimi uygulamasında çalışanların yapmakla yükümlü olduğu en önemli işlem “aile durum bildirimi”ni doldurmak ve işverenine teslim etmektir. Bunu yerine getirmeyen çalışanınız bu haktan yararlanmayı istemediğini kabul etmiş sayılır, kanaatindeyiz. Kaldı ki bildirim yapılmadığı için sizin de asgari geçim indirimi miktarını doğru hesaplamanız söz konusu olmayacak ve varsayıma dayanacaktır. Bu da sağlıklı bir uygulama olmayacaktır. Dolayısıyla bildirim yapmayan çalışanınız için asgari geçim indirimi hesaplaması yapmayınız. Bu konuda çalışanlarınızı uyarmanızda da fayda vardır.

 

SORU-11: Emekli bir çalışan Ocak/2008 de 14 gün ve günlük ücreti 26 lira brüt. Aylık 364 YTL oluyor. Benim yaptığım hesap sizce doğru mu ? (eşi çalışmıyor 1 çocuğu var). (%67,5)  .

 

     Bildirge matrahı : 26YTL x 14 gün = 364 YTL

     SSK Kesintisi   :   27,30 YTL  (364 x 0,75)

     Vergi matrahı    : 336,70

     Gelir  Vergisi     :  50,50

     Damga  Vergisi :     2,18

      Asgari Geçim İndirimi Hesaplanması : 608,40 x 12: 7.300,80 x 67,5 =4.928,04

                                                           : 4.928,04 x 0,15 =739,21 - - - -> Yıllık  A.G.İ

                                                                739.21 /12 : 61,60  - - - - - --> Aylık  A.G.İ

  

Asgari Geçim indirimi gelir vergisinden fazla olamayacağı için çalışanın gelir vergisinden ancak 50,50 YTL kadar mahsup edilecektir.

Benim tereddütüm emekli çalışanlar (SGDP) için tebliğler dahil hiç bir örnek verilmemiş olmasıdır.

CEVAP-11: Hesaplamanız doğrudur. AGİ 61.60 YTL çıkmasına karşın ödenecek vergi 50,50 olduğundan, maksimum 50,50 YTL indirime konu olacaktır. Arta kalan miktar hesaplamalarda dikkate alınmayacaktır. İşleminizi aynen gerçekleştiriniz.

 

SORU-12: Bazı görüşlere göre gelir vergisi mükellefi olan ve gelir elde eşin çalışan kabul edileceğini ve A.G.İ. nden yararlanamaması gerektiği ifade edilmektedir. Dayanak olarak da GVK 32.maddeyi gösterilmektedir. Ancak konuyla ilgili tebliğde çalışan ve herhangi bir geliri olmayan eş kavramına açıklık getirilmiş ve özellikle vurgulanarak tanımlanmıştır. Kısaca ücretli çalışanlar dışındakiler çalışmayan ve geliri olmayan eş olarak kabul edilmiştir. Anlatımı ve ifadeyi tersten kurdukları için anlaşılması oldukça güç ve karmaşıktır. Mantıksal izahını bulamadığım bu düzenlemeye göre ücret geliri dışında gelir elde edenler neden çalışmayan kabul ediliyor?

CEVAP-12: Asgari geçim indirimi uygulamasında “çalışan eş” konusunun uygulamada türlü yorumlara neden olduğu çok açıktır. Tüm yorumların arkasında idarenin hatalı olarak düzenlediği, kanun metnini daraltan bir yorum yaparak yayınlamış olduğu tebliğ bulunmaktadır.

32. maddede bildiğiniz üzere eş için % 10 oranında indirimden yararlanılması iki şarta bağlanmıştır. Birbirini tamamlayan bu iki şart “çalışmama” ve “herhangi bir geliri olmama”dır. Bu açıdan bakıldığında hiç kimse şunu iddia edemez:”Ücret geliri elde eden eş çalışan eştir, ama ticari kazanç, serbest meslek kazancı, GMSİ elde eden eş çalışmayan eştir”. Bu ifadeyi kullanırsanız mükellefler arasında inanılmaz bir eşitsizlik yaratırsınız ki bunun ne kanunun amacı ile ne hukukun genel ilkeleri bağdaşması mümkün değildir. Ancak ne yazık ki uygulama ters şekilde devam etmektedir.

Önceleri özelge bazında beliren idare görüşü daha sonra 265 Seri No’lu GVK Genel Tebliğindeki düzenlemeye dönüşmüş ve 32. maddedeki ifade kanaatimizce bertaraf edilmiştir.

Hukuki olarak kanun her zaman için tebliğden daha üst konumdadır ve tebliğ ile kanun arasında bir uyuşmazlık varsa kanun maddesi önceliklidir.

Tebliğ, ücret dışında ne gelir elde ederse etsin, o eş için “çalışmayan eştir” diyor. Kanun aksini söylüyor. Uygulamacılar cezai işlemle karşılaşmamak adına idarenin isteği doğrultusunda hareket etmektedir. Düzenlemenin bu açıdan iptal edilmesi büyük bir olasılıktır.

 

SORU-13: 18 yaşından küçük çalışan çocuk veya 25 yaşından küçük okuyan ve çalışan çocuk için AGİ 'den çocuk kendisi çalıştığı yerden mi yararlanacak, yoksa çalışan velisi mi beyan edecek?

CEVAP-13: 18 yaşından küçük olmasına rağmen çalışan çocuk için anne veya babası AGİ den yararlanamaz. Diğer deyişle anne ve baba bu konumdaki çocuk için AGİ oranlarından faydalanamaz. Aynı konu 25 yaşından küçük ama çalışan kişi için de geçerlidir. Çünkü bunlar ayrı bir gelir sahibi kişiler olarak ücretli konumundadırlar. Bunlar bizatihi kendileri AGİ den yararlanacaktır.

 

SORU-14: Hem ücretli çalışan olup hem de bir şirketi olan veya bir şirkete ortak olan ya da çalışıyor göründüğü şirkete ortak olan bir kişi için asgari geçim indirimi uygulamamız mümkün müdür?

CEVAP-14: Mümkündür, söz konusu ücret üzerinden AGİ hesaplamanızda bir sakınca bulunmamaktadır.

 

SORU-15: Ben çalışan bir bayanım 0-6 yaş arası 2 çocuğumun sağlık karnesi benim üzerimdedir. Eşim çalışmıyor ve bir geliri yok. Ocak ayı bordromda AGİ 45.63 ytl olarak hesaplanmıştır. Mali müşavirimiz bayanlar eş ve çocuk indiriminden yararlanamaz diyor. Bana bir yol gösterirseniz memnun olurum.

CEVAP-15: Eşiniz çalışmıyor ve herhangi bir geliri yoksa, iki çocuğunuz da sizin üzerinizden sosyal güvenlikten yararlandırılıyorsa,

Bu durumda hem eşiniz hem de çocuklarınız için asgari geçim indiriminde dikkate alınan oranlardan yararlanabilirsiniz. Daha açık bir ifadeyle, eşiniz ve çocuklarınız için de indirimlerden yararlanabilirsiniz.

O zaman da sizin hakkınız 45,63 YTL değil, 68,45 YTL olacaktır. Arada 20 YTL’den fazla fark bulunmaktadır. Bayan olmanızın bu haktan mahrum olmak ya da olmamak ile alakası bulunmamaktadır. Konuyu tekrar görüşmenizde fayda var.

 

 

SORU-16:Ben özel bir okulda öğretmen olarak çalışmaktayım. Kurum 7-8 ay asgari geçim indirimi ödemesi yaptıktan sonra ödemeleri kesti ve bunun sebebi olarak Karamanın teşvik kapsamındaki iller arasında olduğu, böyle bir kesintinin kendiler tarafından değil de vergi dairesinin yönetmelikleri gereğince kesildiği yönünde kimsenin anlayamayacağı karışık bazı açıklamalar yaptı. Bu konuda bizleri bilgilendirirseniz benim dışımda 30 öğretmen bu konuda aydınlanacaktır. İlginiz için teşekkür ederim.

CEVAP-16: Teşvikli illerde 2008 yılının ilk yarısı boyunca AGİ ödemelerinde sorunlar yaşanıyordu. İşverenlerin bir kısmı ödeme yaparken bir kısmı ödeme yapmıyor ve teşvikli oldukları için kaçınıyorlardı. Ancak durum Maliye Bakanlığı'nın bir tebliği ile çözüme kavuşmuştur.

5766 Sayılı Kanun’un 8. maddesi ile GVK’na eklenen geçici madde 73’e göre “29/1/2004 tarihli ve 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi kapsamında gelir vergisi stopajı teşviki uygulanan ücretlerin vergilendirilmesinde, öncelikle Kanunun 32 nci maddesinde yer alan asgari geçim indirimi dikkate alınır. Bu madde hükümlerinin uygulanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

Bu düzenleme ile teşvikli bölgelerde asgari geçim indirimi uygulanacak mı uygulanmayacak mı tartışmalarına son verilmiş bulunmaktadır. Kanuni düzenlemenin lafzından da anlaşılacağı üzere teşvikli illerde çalışanlara ödenen ücretlerde önce asgari geçim indirimi uygulaması hesaplanacak ve bu miktar muhtasar beyannameden mahsup edildikten sonra tahakkuk eden vergi terkin edilecektir. Böylece çalışanların mağdur olmasına da son verilmiş olunacaktır.

267 Seri Nolu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği uyarınca (24.06.2008 tarihinde yürürlüğe girdi) asgari geçim indirimi tutarı, yapılan düzenleme uyarınca ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden öncelikle mahsup edilecektir. Asgari geçim indirimi mahsubu yapıldıktan sonra kalan gelir vergisi tutarı işveren tarafından terkin edilecek tutar olacaktır.

Ancak, terkin edilecek tutar, 5084 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisi tutarından fazla olamayacağından asgari ücret üzerinden hesaplanan tutardan asgari geçim indiriminin mahsup edilmesi sonucu kalan tutar terkine konu edilecektir.

Öte yandan, Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Genel Tebliğleri ekinde yer alan bildirim yerine bu Tebliğin yayım tarihinden itibaren Tebliğ ekinde yer alan "Gelir Vergisi Stopajı Teşvikine İlişkin Bildirim" doldurulacaktır. İlgili tebliğlerin ekinde yer alan "Gelir Vergisi Stopajı Teşviki Kapsamında İstihdam Edilen Ücretlilere İlişkin Bilgiler" tablosu ise doldurulmaya devam edilecektir.

 

SORU-17: Farklı işyerlerinde çalışarak iki veya daha fazla AGİ ödemesi alınabilir mi? Bu soruyu iş hekimi için düşünebilirsiniz.

CEVAP-17: AGİ ödemesi ücretlilere yönelik şahsi bir haktır. Her bir işyeri bazında değerlendirilen bir uygulama değildir. Bu bağlamda birden fazla işverenden ücret almanız durumunda yalnız bir ücretinizde AGİ hesaplanması gerekmektedir.

 

SORU-18: 2.5 yıldır özel bir firmada çalışmaktayım. 31 ağustos tarihinde işyerimden ayrılacağım. Bu durumda yıl sonuna kadar almam gereken asgari geçim indirimini toplu alabilir miyim?

CEVAP-18: Asgari geçim indirimini işten çıkmanız nedeniyle toplu olarak almanız mümkün değildir. Çünkü asgari geçim indirimi ay bazında hesaplanan ve aylık olarak hak edilen ücretin vergisinden düşülmektedir. Önümüzdeki aylara ilişkin asgari geçim indiriminizi yeni işinize başladığınızda yeni işyerinizden almaya devam edeceksiniz. Diğer deyişle Eylülde işe başladığınızı varsayarsak Eylül maaşınızı size öderlerken asgari geçim indirimini de ödeyecekler. Dolayısıyla bu açıdan bir kayıp içinde olduğunuzu düşünmeyiniz.

 

SORU-19: Bizler 657 sayılı Kanunun 4-c maddesine istinaden geçici olarak çalışanlarız. 1 Temmuz 2008 itibariyle bizlere çıkış verildi. Temmuz maaşımızda yarımda olsa Asgari geçim indirimi alacağımızı ümit ediyorduk fakat çalıştığımız kurum alamayacağımızı söylüyor. Kıst yevmiye yapılarak bizlere 15 günlük ödenmesi gerekmez mi?

CEVAP-19: Temmuz ayı için size maaş ödendi ise asgari geçim indiriminin de hesaplara dahil edilmesi, yani size ödenmesi gerekir. Size ödenen ücretlerde ister Haziran ister Temmuz maaşı olsun, ay bazında asgari geçim indiriminin hesaplanması ve sizlere yansıtılması gerekir.

 

SORU-20: AGİ uygulamasında Anne, Baba bildiğim kadarıyla ve de araştırdığım kadarıyla dahil değil. Ama piyasada bazı meslektaşlarımız bu konuda sağlık karnesi uygulamasında geçerli olan Anne-Babaya bakma olayına binaen AGİ de dahil ederek işlem yapmaktadırlar.Bu uygulama doğru olur mu?

CEVAP-20: GVK’nun 32. maddesi açıktır. Eş ve çocuklar dışında anne ve baba veya başka biri AGİ uygulamasında dikkate alınamamaktadır. 265 No’lu GVK Tebliğinde de bu durumla ilgili farklı bir açıklama yoktur. Kaldı ki olsaydı da kanuna aykırı olurdu. Çünkü AGİ uygulaması ücretlinin öncelikle kendisi, sonra çalışmayan ve geliri olmayan eşi, nihayetinde de bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşın altındaki çocukları (tahsilde ise 25) için dikkate alınarak hesaplanacaktır. Ücretlilerin bakmakla yükümlü olsa da anne veya babası için ekstra bir AGİ indirim oranında faydalanması mümkün değildir. Zaten buna yönelik bir indirim oranı da yoktur. Özetle bu şekilde olaya yaklaşan meslek mensupları muhtemelen hatalı yorumlar nedeniyle yanlış uygulamalar yapmaktadırlar. Dikkate almamakta fayda bulunmaktadır.

 

D-    SERMAYE PİYASASI HUKUKU UYGULAMALARI

SORU-1: Şirketimiz Sermaye Piyasası Kurul’u Karar Organı’nın aldığı kararı uygulamadığından Yönetim Kurulu Üyeleri fahiş İdari Para Cezası’na uğradı. SPK Kararları mutlak uygulanacak kararlar mıdır? Karar ve fahiş İdari Para Cezası Bildirim Tutanağı hukuka aykırı mıdır?

 

CEVAP-1: Sermaye Piyasası Kurulu 1981 yılında 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulmuştur. Yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanan, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici bir kamu kurumudur.

Temel amaçlarından biri de sermaye piyasasına yatırım yapan tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarını korumaktır.

SPKn.nu Madde 47/A- (Ek:15/12/1999 tarih ve 4487 sayılı Kanun md. 26 ile) Bu Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikli kararlara aykırı hareket ettiği tespit edilen gerçek ve tüzel kişiler hakkında gerekçesi belirtilmek suretiyle Kurul tarafından 2 milyar liradan 10 milyar liraya kadar para cezası verilir.

Bu para cezasının hadleri aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.

26.09.2004 tarihli 52375 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun uygulama şeklini düzenleyen 04.11.2004 tarih ve 5252 sayılı Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Diğer Kanunlardaki para cezalarının artırılması ve usulü” başlıklı 4. maddesinde yer alan “01.01.1999 tarihinden 31.12.1999 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları beş katına çıkarılmıştır” hükmü gereğince 2499 sayılı SPKn.na 4487 sayılı Kanun ile eklenen 47/A maddesinde yer alan İdari Para Cezalarının 01.06.2005 tarihinden itibaren asgari tutarı 10.000 YTL ve azami tutarı 50.000 YTL olarak uygulanacaktır.”

 İdari para cezalarının uygulanmasından önce ilgilinin savunması alınır. Savunma istendiğine ilişkin yazının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde savunma verilmemesi halinde, ilgilinin savunma verme hakkından feragat ettiği kabul edilir.

İdari para cezalarının verilmesini gerektiren fiillerin tekrarı halinde, verilen para cezası iki katı, ikinci ve müteakip tekrarlarda üç katı artırılarak uygulanır. Bu cezaların verildiği tarihten itibaren iki yıl içinde idari para cezası verilmesini gerektiren aynı fiil işlenmediği takdirde önceki cezalar tekrarda esas alınmaz.

Diğer fıkralar konumuz dışı olduğundan burada yer verilmedi.

SPKn.nu Madde 47/A 1. fıkrasından da anlaşılacağı üzere Kurulca alınan genel ve özel nitelikli kararlara aykırı hareket edenlere İdari Para Cezası verileceği belirtilmiştir.  Kurulca alınan genel ve özel nitelikli kararlara uyma zorunluluğu Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi şirketler ve yöneticileri için kaçınılmazdır. Bu nedenle Kurul Kararı ve Yatırımcıları Koruma Fonu’nun İdari Para Cezası Bildirim Tutanağı hukuka aykırı olamaz. Kurul Kararları şirket yönetim kurulu ve üyelerini bağlayıcı kararlardır.

Genelde 50.000 YTL İdari Para Cezasına uğrayanlar fahiş bir ceza olduğu görüşü ile hukuka aykırı buluyorlar. Ancak yukarıda zikredilen artan ceza hadlerini uygulamak Kurul’un takdirindedir. Kurul Karar Organı şirketten kararlarına uymasını bekler. Bir süre verir şirket hala kararları uygulamamakta ısrar ederse yeni bir kararla en yüksek İdari Para Cezasını vermesinde şirketin kararlara uymamaktan doğan tasarruf sahiplerinin de haklarını korumak amacıyla en yüksek ceza haddini uygular.

Sorunuzda hangi nedenden dolayı yüksek İdari Para Cezasına uğradığınızı belirtmemişsiniz. Nedenini açıkladığınız sorunuz gelirse daha detaylı cevap verilecektir.

 

SORU-2: Aracı Kurumda müşteri temsilcisinin bazı müşterilerin alım satımlarında aynı fiyat ya da daha düşük fiyatla alım satım yaptığı anlaşılmıştır. Savunmasında emirler bu yöndeydi ifadesini kullanmıştır. Sorunun büyümemesi için müşteri ifadesine başvurulmadı.Gerçeklik payı araştırılıyor. Bu konuda sizlere danışmak istedik. Lütfen yardımcı olur musunuz?

 

CEVAP-2: Şirket politikalarınız gereği çalışma düzeninizi bilmiyoruz. Kurumunuzun uyması gereken Aracı Kurumlarda Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ Seri:V No:6 ve bu Tebliğde yapılan son değişiklikleri uygulama titizliğiniz hakkında da bilgi sahibi değiliz.

Kurumunuza ancak genel bilgi vererek yardımcı olabiliriz. Müşteri Emir Formları ve Seans Takip Formlarının yasal düzenlemeye uygun hazırlanıp hazırlanmadığını tek tek kontrol etmeniz gerekir. Daha sonra İşlem Dağıtım Listeleri ile Seans Takip Formlarını karşılaştırmalısınız. Arada farklar bulursanız Borsa İşlem Defteri ile doğrulama yolunu seçmelisiniz. İmtiyazlı müşterilerin alım satımını müşteri temsilcisi dışında bazı yetkililerin de yaptığı uygulamada rastlanan durumdur. Seans Takip Formunda olmayan ancak İşlem Dağıtım Listesi ve Borsa İşlem Defterinde bulunan alım satım işlemlerinin kim tarafından Borsadaki temsilcinize iletildiğini araştırınız. Artık telefon kayıtlarını saklama mecburiyetiniz olduğundan işleminizde sorun yaşamamanız gerekir.

 

Birçok Borsa uzmanının katıldığı görüş müşteri temsilcilerinin hisse senedi fiyatları tahmininde en yüksek fiyatı bilmelerinin çok düşük olduğu yolundadır. Ayrıca müşterilerinizin aktif ya da pasif emir verip vermediğini de araştırmanız gerekir. Müşterileriniz internet kanalı ile de Borsa’daki hisse senedi fiyatlarını takip edebiliyorlar.

Aynı ya da düşük fiyattan alım satımların hangi emirle yapıldığının yani yazılı mı yoksa sözlü emir grubuna mı girenler içinde olduğunu tespit ediniz. İşlem Dağıtım Listelerinde tek tek bütün hisse senetlerini günlük olarak programların yardımıyla hem genel toplamları hem de günlük toplamları ve aradaki farkları bulmak için incelemeniz gerekir. Yapılan işlemlerde günlük alım satım fiyatları ile geriye dönük olarak her günün Borsa’daki en düşük, en yüksek, kapanış ve diğer kriterlerle karşılaştırma yapmanız sorun olup olmadığı yönünde sizi yönlendirecektir. Bu arada azalan ya da fazla hisse senedi olup olmadığını da incelemiş olursunuz.

 

Örnekleme yolu ile seçeceğiniz diğer müşteri temsilcilerinin müşteri hisse senetlerinde aynı incelemeyi yapmanız hem olayın gerçekliği hem de aydınlanabilmeniz için bir diğer önerimizdir.

 

Size önerdiğimiz bu inceleme zaman alan bir yöntem, ancak müşteri temsilcilerinizin kurumunuzun detaylı inceleme yaptığını bilmesi bu tür etik olmayan konulara meyledecek olanları da uyarmış olacaktır.

 

SORU-3: Halka açık olmayan şirketimizin markasını 2006 yılında kiraya verdik. 2004 yılında şirket markasının değer tespitini yaptırmıştık. Ancak Sermaye Piyasası Kurulu marka değer tespitinin yeniden yapılmasını aksi takdirde Marka Kira Sözleşmesinin gerçeği yansıtmayacağı yönündeki Kararını bildirdi. Şirket olarak itiraz ettik. Bu kez Kurul Kararını uygulamadığımızdan yüksek hadde İdari Para Cezası aldık.  SPK uygulamasına uymak zorunda mıyız?

CEVAP-3: 2004 yılında yaptırdığınız marka değer tespiti ülke ekonomisinin ve bulunduğunuz sektörün o günkü koşulları için geçerlidir. Yeni ekonomik gelişmeler ışığında yenilenmesi gerekmektedir. Güncel ve objektif sonuçlar vermeyeceği açıktır. Çünkü günümüz ekonomik koşullarında kullanım yerlerine göre değerlendirme kriterleri göz önüne alınarak firmalar marka değer tespitini güncel tutabilmek için gerekirse her yıl yaptırabilmektedirler.

Zira gayri maddi haklardan olan marka değeri amortismana tabi iktisadi kıymet taşıyan haklardandır. Ayrıca elde edeceğiniz kira geliri ticari kazanç olarak vergiye tabi olacaktır. Eğer marka değerinizde bir yükselme tespit edilirse kira gelirinizdeki artış oranında Gelir İdaresi’nin payı yükselecektir. Şirketinizin de aktifinde olumlu değer artışı olacaktır. Marka değerinizin yükselmesi ürünlerinize yansıyacaktır. Bunun gibi şirketinize olumlu yönde faydalar sağlanması açısından zorunluluk olarak değil şirket ortaklarının ve hissedarlarının menfaatlerini korumak adına değer tespitini yönetim kurulu olarak yaptırmanız doğrudur.

Ancak, şirket markanızı iştiraklerinize ya da iktisadi olarak bağlı bulunduğunuz bir firmaya emsallerine nazaran düşük bedelle kiraya vermiş iseniz örtülü kazanç müessesesi oluşmasından da bahsedilebilir. Bu ve benzeri konuları bize daha açık olarak bildirirseniz detaylı cevap verilecektir.  

 

SORU-4: Aracı Kurum’da müşteri temsilcisinin hisse senetlerinde müşterinin talimatı olmaksızın kendi hesabına alım satım yapıp yapmadığını nasıl tespit edebiliriz?

 

CEVAP-4: Aracı Kurumlar Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ Seri:V, No:6 Değişik: Seri:V, No:66 sayılı Tebliğ ile yapılan düzenlemeler sonrasında müşteri temsilcilerinin müşteri talimatı dışında alım satım yapması nerde ise imkansız hale gelmiştir.

 

Müşteri temsilcileri bilgi ve sorumluluk dereceleri yüksek elemanlar olmak zorundadır. Lisanslama ile ilgili Tebliğ’in bir bölümü aşağıda tekrarlanmıştır.

 

MÜŞTERİ TEMSİLCİSİ: Sermaye Piyasasında Faaliyette Bulunanlar İçin Lisanslama Ve Sicil Tutmaya İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (Seri:VIII, No:34) İkinci Bölüm

Madde 5- Lisans almak için sınavlara girmesi zorunlu olan kişiler aşağıda belirtilmiştir.

1- İhtisas Personeli: Yöneticilere bağlı olarak çalışan ve nitelikleri aşağıda belirtilen personeldir.

a) Müşteri Temsilcisi: Aracı kuruluşlarda, hesap bakiyelerine ve risk tercihlerine göre müşteri emirlerinin ulusal ve uluslararası ilgili piyasalarda gerçekleştirilmek üzere alınması, seans takibi ve seans sırasında emirlerin ilgili borsaya iletilmesi, seans öncesi ve seans sırasında müşterilerin bilgilendirilmesi, genel olarak yatırım araçlarının, piyasaların, ihraçcıların ve mevzuatın takip edilmesi ve bu konularda müşterilerin aydınlatılması, ihale ve itfa günlerinin izlenerek bunlarla ilgili ön çalışmaların yapılması, müşteri risklerinin takip edilmesi, müşterilerin nakit alacaklarının müşteri sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirilmesi, pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi ve benzeri işlemlerin gerçekleştirilmesinden tamamen veya kısmen sorumlu tutulan personeldir.

 

Müşteri temsilcisinin işlemlerin gerçekleştirilmesinde tamamen veya kısmen sorumlu tutulması aracı kurum organizasyon şemalarında ayrıntılı olarak yer almalıdır. Tabiidir ki şirket politikası bunu belirleyecektir. Bazı aracı kuruluşlarda müşteri temsilcileri yalnızca müşteri emirlerini almak ve borsadaki temsilciye iletmekle görevli oluyorlar. Bu durum daha çok yukarıda anılan Tebliğ değişikliğinden öncesindeki uygulamadır. Lisanslama Tebliğindeki müşteri temsilcisi görevlerinin tanımı işlemlerden tamamen sorumlu tutulan kıdemi yüksek elemanlar için geçerli olabilir. Ancak mesleğe yeni başlamış elemana bu ağır sorumluluk yüklenemez.

 

6 No’lu Tebliğ değişikliği ile iç kontrollerin denetimi kolaylaşmıştır. Öncelikle Müşteri Emir Form’larının müşteriler tarafından imzalanmasını sağlamınız gerekmektedir. Seanslar esnasında hareketliliğin yoğun olması sebebiyle bazı müşterilerin bunu yapmak istemedikleri uygulamalarda kendini göstermektedir. Bunun için eleman sayınızı artırmanız yani müşteri temsilcilerinin sorumlu oldukları müşteri sayıları, işlemlerin Kanun ve Tebliğ’lerdeki istenen düzeyde olabilmesi için azaltılabilir ya da farklı görev tanımlı(hostes) eleman istihdam edebilirsiniz. Bu farklı görev tanımlı elemanı tavsiyemdeki maksat, müşterilerin şubelerinizdeki ekrandan bir an önce Borsa’yı izlemek istemeleri bu nedenle formalitelere vakit ayıramamalarının önüne geçebilmek. Hostes olarak tanımlayabileceğimiz elemanlar Müşteri Emir Form’larının imzalanması ve diğer işlemler için müşteri-müşteri temsilcisi ya da diğer yetkililer arasında köprü vazifesi görmeleridir. Bu yöntem bilindiği gibi daha çok özel hastanelerimizde uygulanmaktadır.

 

Gerek 6 No’lu Tebliğ Madde 9 ve gerekse İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yönetmeliği Madde 29’da yazılı emir alındığında müteselsil sıra numaralı müşteri emir formlarının en az iki örnek düzenleneceği ve formun imzalı bir örneğinin müşteriye verileceğini hüküm altına almıştır. Ayrıca müşterinin talebi halinde emrin alınması sırasında müşteriye emir alınış numarası verilmesini zorunlu kılmıştır. Müşteri emirleri müteselsil sıra numaralı ve bazı şekil şartlarına tabi kağıt ortamında olan formlardır. Bu formların elle yazılması zaman almaktadır. Formların bilgisayar ortamında kullanılması elle yazmaya oranla daha hızlı olacaktır. Ve şekil şartları korunarak bilgi işlem şifrelerinden ya da teknolojisinden faydalanılarak yeniden düzenlenebilirse aynı elektronik ortamda(yani internet kanalıyla alım satım emri veren müşteri gibi) verilen emirler gibi şifreli ve otomatik emir numaraları sistemde muhafaza edilecektir. Bilişim uzmanları daha farklı formatlarda soruna çözüm bulacağına inanıyoruz. Tabii ki aracı kurumların bunu Borsa ve diğer üst kurullardan istemesi gerekmektedir. Bu bir tavsiyedir. Kanaatimizce müşteri temsilcisi ve yaptığı işlemlerden kaygı duyma konusu geride kalacaktır. Ve yoğunluk nedeniyle önce Seans Takip Formları ardından Müşteri Emir Formları yazılması gibi ters bir uygulama da ortadan kalkacaktır.

 

Bu arada telefon ile alınan emirlerde aksamalar olabilmektedir. Burada müşteriye sorumluluk düşmektedir. Müşterinin emrin alınması sırasında müşteri emir alınış numarası istemesi gerekmektedir. Bu durumu müşterilerinize tekrar tekrar hatırlatmanız da size düşen görevdir.

 

Tespitler konusu oldukça uzundur. Bizce müşteri temsilcilerinize verdiğiniz görevler bazında sorunuza daha detaylı yanıt verebiliriz. Yani müşteri temsilcisi olan elemanınızın sorumluluk alanı sınırlarını bilmeden genel tespitler sizi aydınlatmayacaktır. Bu nedenle detaylı olarak ek sorunuzu bekliyoruz.

 

SORU-5: Aracı Kurumda müşteri temsilcisinin bazı müşterilerin alım satımlarında aynı fiyat ya da daha düşük fiyatla alım satım yaptığı anlaşılmıştır. Savunmasında emirler bu yöndeydi ifadesini kullanmıştır. Sorunun büyümemesi için müşteri ifadesine başvurulmadı.Gerçeklik payı araştırılıyor. Bu konuda sizlere danışmak istedik. Lütfen yardımcı olur musunuz?

 

CEVAP-5: Şirket politikalarınız gereği çalışma düzeninizi bilmiyoruz. Kurumunuzun uyması gereken Aracı Kurumlarda Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ Seri:V No:6 ve bu Tebliğde yapılan son değişiklikleri uygulama titizliğiniz hakkında da bilgi sahibi değiliz.

Kurumunuza ancak genel bilgi vererek yardımcı olabiliriz. Müşteri Emir Formları ve Seans Takip Formlarının yasal düzenlemeye uygun hazırlanıp hazırlanmadığını tek tek kontrol etmeniz gerekir. Daha sonra İşlem Dağıtım Listeleri ile Seans Takip Formlarını karşılaştırmalısınız. Arada farklar bulursanız Borsa İşlem Defteri ile doğrulama yolunu seçmelisiniz. İmtiyazlı müşterilerin alım satımını müşteri temsilcisi dışında bazı yetkililerin de yaptığı uygulamada rastlanan durumdur. Seans Takip Formunda olmayan ancak İşlem Dağıtım Listesi ve Borsa İşlem Defterinde bulunan alım satım işlemlerinin kim tarafından Borsadaki temsilcinize iletildiğini araştırınız. Artık telefon kayıtlarını saklama mecburiyetiniz olduğundan işleminizde sorun yaşamamanız gerekir.

 

Birçok Borsa uzmanının katıldığı görüş müşteri temsilcilerinin hisse senedi fiyatları tahmininde en yüksek fiyatı bilmelerinin çok düşük olduğu yolundadır. Ayrıca müşterilerinizin aktif ya da pasif emir verip vermediğini de araştırmanız gerekir. Müşterileriniz internet kanalı ile de Borsa’daki hisse senedi fiyatlarını takip edebiliyorlar.

Aynı ya da düşük fiyattan alım satımların hangi emirle yapıldığının yani yazılı mı yoksa sözlü emir grubuna mı girenler içinde olduğunu tespit ediniz. İşlem Dağıtım Listelerinde tek tek bütün hisse senetlerini günlük olarak programların yardımıyla hem genel toplamları hem de günlük toplamları ve aradaki farkları bulmak için incelemeniz gerekir. Yapılan işlemlerde günlük alım satım fiyatları ile geriye dönük olarak her günün Borsa’daki en düşük, en yüksek, kapanış ve diğer kriterlerle karşılaştırma yapmanız sorun olup olmadığı yönünde sizi yönlendirecektir. Bu arada azalan ya da fazla hisse senedi olup olmadığını da incelemiş olursunuz.

 

Örnekleme yolu ile seçeceğiniz diğer müşteri temsilcilerinin müşteri hisse senetlerinde aynı incelemeyi yapmanız hem olayın gerçekliği hem de aydınlanabilmeniz için bir diğer önerimizdir.

 

Size önerdiğimiz bu inceleme zaman alan bir yöntem, ancak müşteri temsilcilerinizin kurumunuzun detaylı inceleme yaptığını bilmesi bu tür etik olmayan konulara meyledecek olanları da uyarmış olacaktır.

 

 
 
Yazdır | Arkadaşıma Gönder | Yorum Ekle
Tüm Yorumlar
Gönderen:
Ben 4 yıldır okul aile birliği tarafından sözleşmeli devlet okulunda olarak görev yaptım. Askerlik nedeniyle görevimden ayrılmak istiyorum. Kıdem tazminatı alabilirmiyim. En kısa zamanda bilgi verirseniz sevinirim. Teşekkürler.
------------
 Güncel Haberler

 
Anasayfa
 
VERGİ DANIŞMANI© 2011 | Her Hakkı Saklıdır | Detaylı bilgi için: danisman@vergidanismani.com
Designed by Ideamc.com | Webpaketi.com